Yazarlar

Hocaefendi: Siz Onu Tanıyorsunuz, Hayatını Hep Böyle Geçirdi | Faruk Mercan

Dün sabah Pensilvanya’ya giderken, yol boyunca Mehmet Ali Şengül hocamızın defnedilmesinin canlı yayını vardı.
Saat 09.00’da oraya ulaştığımda, mescitte ders halkasındaki talebeler ve misafirler Fethullah Gülen Hocaefendi’yi bekliyordu.
Derse gelip yerine oturunca Almanya’dan yapIlan yayını izlediğini ve konuşmaları dinlediğini ifade etti.
İki saatlik tefsir ve hadis dersinin bitiminde gıyabi cenaze namazı kılındı. Namazda, Hocaefendi’nin hemen arkasındaki saftaydım. Hocaefendi ağlıyordu.
Namaz bitince, bir talebesi mikrofonu uzatınca şunları söyleyebildi:
“Arkadaşlar biliyorlar Mehmet Ali hocayı… 40-50 senedir, Hizmet’in en önünde koşan bir arkadaştı. Cenab-ı Hak Firdevs’i ile sevindirsin inşallah…”
Merhum Mehmet Ali hocamız, iki sene kadar önce, hatıratlarını vererek okumamı istirham etmişti. Yaklaşık 250 sayfalık bu hatıratlarını okudum, notlar aldım. Son ziyaretlerinin birinde, bu hatıratlarını değerlendirdik. İnşallah kısa zamanda çok kıymetli bir eser olarak yayınlanır.
İki gündür bu hatıratları bir daha okuyorum. Hocaefendi’nin en yakın arkadaşlarından biri olarak, o da ne çileler çekmiş, ne işkencelere maruz kalmış. Şöyle diyor:
 
“Gelecek nesillerimize bir yad-ı cemil olur düşüncesiyle, mesuliyet ve sorumluluktan kurtulmak, en önemlisi dar-ı bekaya intikal neticesi, hayır dualara mazhar olabilmek için bu hatıratları kayda almaya çalıştım.”
Dün Pensilvanya’da öğle namazından sonra Hocaefendi ile sohbet etme imkanımız oldu. Hocaefendi’ye bu hatıratların giriş kısmındaki şu iki cümleyi okudum:
 
“Bir gün Fethullah Gülen Hocaefendi, “Bu hizmeti kabre götüreceksiniz” buyurunca, vicdanen kendimi sorumlu hissetmeye başladım. Bir taraftan da acaba hizmeti anlatalım derken kendimizi mi anlatırız endişesi ruhumu sarıyordu…”
Hocaefendi, Mehmet Ali Şengül Agabey’in “vefalarını temadiye (sürekliliğe) bağlayan ve hep yarını yaşayan insanlardan biri olduğunu” ifade ederek nasıl tanıştıklarını anlattı.
1965’te askere giden Mehmet Ali Şengül Agabey, yeni terhis olmuş ve İzmir’e dönmüştür. Hocaefendi, o günlerde İzmir’de Türk Ocağı’nda bir konferans veriyor. Konferansa katılan Mehmet Ali hocamız, Hocaefendi ile tanışması ve görüşmesinden sonra şöyle diyor:
 
“Ben aradığımı buldum…”  
1967’de İzmir’deki tahta kulübesinde Hocaefendi’nin yanına gidince, “Uzun seneler geçmesine rağmen fırsat bulup bir türlü ilim okuyamadık, bize ilim okutur musunuz?’ diyor. Hocaefendi bu teklife, “Ben ilim okutmak falan bilmem ama, sen ısrar edersen beraber müzakere ederiz’ cevabını veriyor. O yıl yeni açılan Yüksek İslam Enstitüsünden 5-6 kişiyle beraber Hocaefendi’den ders okumaya başlıyorlar, Diğerleri yaz tatilinde köylerine gidince o yalnız kalıyor. “O dokuz ayda, dokuz yıllık feyiz ve bereketi Allah lütfeyledi.” diyor.
Hem hafız olan hem de imamlık yapan Mehmet Ali hocamız aradığını bulunca, artık hayatı hizmet olmaya başlıyor.
Hocaefendi dünkü sohbette şunları söyledi:
 
“Hep Hizmet’in yanında oldu. Hayatını hep böyle geçirdi. Samimi insan kendi için yaşamamalı. Hizmetimizin en önemli esası, kendin için yaşamama…”
Hocaefendi’nin bir talebesi, Mehmet Ali hocamızın, vefatından önceki son konuşmalarından birini kendisine gösterdi. O konuşmada, Hizmet’i omuzlayan yeni nesillerden bahsediyor ve “Artık biz olmasak da olur” diyordu.
Hocaefendi, bunları dinleyince şunları ifade etti:
 
“Hepimiz öyle demeliyiz. Arkadan gelenler ciddi bir adanmışlıkla yaşıyor…  Mehmet Ali Hoca gibi, vefat edeceği ana kadar dik duruş, kararlı duruş… Kararlı duruş, dik duruş çok önemlidir ama, temadi (devamlılık) ondan cok daha önemlidir. Kendi için yaşamama…”
1960’lı yıllardan itibaren İzmir’de talebe hizmetleri, sonra kahvehane sohbetleri, konferanslar ve 1976’da Hizmet’in ilk yurdu olarak açılan Bozyaka’da 1980’e kadar idarecilik…
Hocaefendi, o günleri anlatırken, “Kahvehane sohbetlerinin mucidi Mehmet Ali hocaydı” diyor.
Dün de şunları ifade etti:
“Kahvahane sohbetleri çok orijinal bir şeydi. Camiye gelmeyenlere gidiliyordu… Üniversite talebelerini topluyordu, onlara Risale dersleri yapıyordum.”     
1980’den sonra Mehmet Ali hocamız, gözaltına alınıyor, ağır işkencelere maruz kalıyor ve hapse atılıyor.
1983’te hapisten çıkmasından sonra Samsun bölgesindeki hizmeti başlıyor. Hatıratında, “Hizmet hayatımın en zor dönemlerinin Samsun’da geçtiğini söyleyebilirim.” diyor. Sebebi takipler, tarassutlar ve diğer sıkıntılar…
1991’de hizmet için Azerbaycan’a hicret ediyor, oradan Almanya’ya…
Daha sonra, yine hizmet için yollara düşüyor. Avustralya, Endonezya, Filipinler, Tayvan, Tayland, Hindistan, Myanmar, Kamboçya…
Daha nice yerler…
Hizmet hakikatinin bir timsali olarak yaşadı ve öyle vefat etti.
Bu zulüm dönemine özellikle kadınların hapsedilmesine ve maruz kaldığı muamelelere çok üzülüyordu. Son zamanlarda benim de katıldığım bir görüşmede, bunu ifade ederken, “Bacılarımıza yapılanları duyunca, kan beynime sıçrıyor, dayanamıyorum” dedi.
Zulümden kaçan, hayat arkadaşlarını, evlatlarını kaybeden insanların bir çoğunu teselli etme vazifesi ona düşmüştü, bazılarını evinde misafir etti, onlarla beraber ağladı.
Ve bu meşakkat döneminin yitiklerinden biri olarak dün ebedi aleme uğurlandı.
Hocaefendi’nin dünkü ifadesiyle, zaman Muharrem, mekan Kerbela bizim için, şimdi de biz Muharrem’i yaşıyoruz.
Ve şu mısralar döküldü ağzından:
 
“Gönülde dert var, ey sevinç gelme,
Bir gönülde iki misafir olmaz…”
Fakat şu ilaveleri de yaptı:
“Ama belaların hepsi bize gelmiş gibi problem yapmaya gerek yok. Öbür tarafta Cenab-ı Hakk’ın iltifatları, teveccühleri var. En büyük hakikat o. Kur’an’da ne kadar tahşidatı var. Hep haşre getiriyor.”
Bu zulmün müsebbiblerine gelince:
 
“Öyle bir pişmanlık yaşayacaklar ki, sıkıntıyı telafi imkanı olmayacak. Bir de ona üzüleceğiz…”
Allah, merhum Mehmet Ali Şengül Ağabey gibi, hizmet hakikatini idrak ederek yasamayı ve hizmet yolunda vefat etmeyi bizlere de nasip etsin.
Kaynak: Faruk Mercan | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu