Hizmet İnsanının Hızır (as) İle Yolculuğu

Yazar Orhan Keskin
web

Kur’an’da yer alan Hz. Musa (as) ile Hz. Hızır’ın (as) kıssasını, sadece o asra ve kendilerine bakan vecheleriyle değil; bütün asırlara, özellikle de bizlerin dönemine hitap eden buutlarıyla ele almaya gayret edersek, hikmet tılsımlarıyla dolu hayat yolculuğumuzu daha şuurlu yaşayabiliriz. Hz. Musa bir peygamber olsa da Hz. Hızır’ın ledün ilminden istifade etmeyi arzu eder ve mana-yı harfi ufkundaki yolculuğuna; Hz. Hızır ile değer üstüne değer katmak ister.

kimse-yok-mu

Allah (CC) bütün eksikliklerden, kusurlardan, münezzehtir. Onun Kitab-ı Kainatında, icraatından kaynaklanan bir eksiklik ve yanlışlık asla mümkün değildir. Biz insanlar, hikmet ve sırlarla dolu bir dünyada kendi hayat yolculuğumuzu taklitten tahkike doğru sürdürmekteyiz. Tıpkı Hz. Musa gibi; karşılaştığımız hadiselerin gerçek yüzünü keşfetmek için azami gayret gösterirken acziyetimizin bilinci içerisinde, yanlışlara düşmemek için de Rabbimizin inayetine sığınmalıyız.

Hz. Hızır hikmet yolculuğunun ilk durağında kendilerinin de içerisinde bulundukları gemiye zarar verir, gemiyle birlikte batma tehlikesi yaşarlar. Hz. Musa’nın ilk imtihanı ve itirazı burada başlar. Öncelikle gemiye zarar verilmesini bir türlü anlayamaz, kendilerinin ve insanların boğulma tehlikesine düşürülmesine itiraz eder ve nedenlerini sorgular. Zamanı gelince Hz. Hızır kendisine korsanların ileride sağlam gemilere el koyduğunu, yolcuları da esir aldıklarını ve mallarına el koyduklarını izah edince ikna olur.

Bizim hizmet gemimiz de son süreçte ciddi zararlar gördü, çok yaralar aldı. Ferdî olarak maddi-manevi zorluklarımız, imtihanlarımız yaşanmaya devam ediyor. Kısmi bir kesimin bakış açısına göre bizlere zulüm edenlere boyun eğseydik, yanlışlarına göz yumsaydık, hizmet gemimiz, hiçbir yara almadan yoluna devam edecekti. Zahiren el üstünde tutulacak, menfaatlerimize kimse dokunmayacak, nefsimiz adına sık sık ödüllendirecek ve maalesef bizler de akan bulanık ve kirli nehre kapılıp gidecektik; tıpkı şu an bir çok farklı grubun düştüğü kirli ortam gibi.

“Yolsuzluklara, yalanlara, adaletsizliklere müdahale etmeseydik, hizmet gemimiz zarar görmeyecekti” itirazını yapan sınırlı sayıdaki insanlar, eleştirilerine devam ediyorlar. Tabii ki; “Hızır ile yolculuk etmenin Hikmet pırıltılarını anlayamama bahtsızlığı içerisinde maalesef.”

Zalimin ve şeytanın teklifine boyun eğseydik, bu sırlı yolculukta zahiren zarar görmeyecektik. Tabii ki bu talihsiz kararla, ahiretimizi kaybetmeye mal olacak yanlışlara göz yummuş olacaktık ve Allah korusun manen iman gemimize, ruhumuza ve irademize asrın haydutları el koymuş olacaklardı .

Hikmet yolculuğunun ikinci boyutunda da Hz. Hızır bir çocuğu öldürmüştü de Hz. Musa yine bu hadiseyi sorgulamaya ve eleştirmeye başlamıştı. Halbuki bu çocuğa verilen aşırı sevgi ve düşkünlük; hem çocuğu yoldan çıkaracak hem de ana-babası ileride kendisinden çok ciddi kötülük göreceklerdi… Tabii ki burada Hızır ledün ilmiyle; çocuğun aşırı şımartılıp kötü yola düşeceğini, ailesine ve çevresine zarar vereceğini görmüştü. Hikmet tahtında çocuk masumken ölmüş ve ahiretini kurtarmıştı. Anne babası ve yakınları da ondan istikbalde gelecek zararlardan kurtulmuşlardı.

Hizmet dünyamızda da aşırı belde düşkünlüğünden dolayı, mevcut düzenimizi ve rahatımızı feda edip hicret etmekte zorlanabiliyor ve böylece rıza ufkuna kısmen de olsa gölge düşürme riskini taşıyabiliyorduk. Tam bu imtihan döneminde Rabbimizin inayetiyle karşı karşıya kaldığımız cebri hicret; zahiren bizi memleketimizden ve sevdiklerimizden uzak diyarlara sevk etse de meselenin özünde, bizleri istikamete ve hakikat ufkuna taşımıştır.

Üçüncü hikmetli hadisede de Hz. Hızır’ın ısrarıyla bütün yol yorgunluklarına rağmen yarı yıkık bir duvarı tamir ederler. Hz. Musa’nın yine bir itiraz vardır; “Neden yorgun ve takatsiz bir haldeyken duvarı tamire başladık ve neden bize yiyecek bile vermeyen bu insanlara yardımcı olduk?” Halbuki bu duvar daha fazla yıkılmadan bir an önce sağlamlaştırılmalıydı. Aksi takdirde duvar yıkılacak ve altındaki kimsesiz kardeşlere ait hazine zamansız ortaya çıkacak, çocuklar zayıf ve kimsesiz oldukları için zalimler mallarına el koyacaklardı. Hızır hiçbir karşılık beklemeden aç, susuz ve bitkin bir halde iken fedakârane ve hasbi bir duruşla meseleye yaklaşıyordu. Meselenin gerçek yüzünü Hz. Musa’ya izah edince yapılan müdahalenin hikmet pırıltıları tekrar iç huzura vesile oluyor ve Hz. Musa itirazlarından dolayı Rabbinden af diliyordu.

Bizlerin de hikmet yolculuğumuzda aynı hasbi duruşu ortaya koymamız esas olmalıdır. Karşılıksız, beklentisiz, her türlü zorluklara katlanarak meselelere sahip çıkmamız, Rıza çizgisindeki olmazsa olmaz duruşumuz olmalıdır. Yol yorgunluğumuza ve maddi imkansızlıklarımıza rağmen hicret diyarlarımızda, bıkmadan usanmadan çalışmalarımıza devam etmeliyiz. “Zaten hadiseler bizi yordu. Artık biraz ara verip dinlenelim, rızkımızı kazanmayla meşgul olalım.” gafletine düşmemeliyiz.

Hizmet kervanının yolcuları olarak, yaşadığımız hadiseleri Hz. Hızır ufkunda değerlendirmek için samimi gayret içerisinde olmalıyız. Ülkemizde ve dünyada yaşadıklarımıza bakılınca bir kısmımız Yusufiye mektebinde, bazılarımız gaybubet sathında, diğer bir kısmımız da Hicret’in buruk gurbet ufkundayız. Rabbimizin lütfettiği imtihan tezgahında, ilmek ilmek sevda halımızı dokuyoruz. Hangi halde olursak olalım, meseleleri doğru anlamaya çalışmalı, geleceğin ideal mevsimlerinin hasret nağmelerini besteleme mütevazı çabası içerisinde, hikmet ve ibret yolculuğumuza devam etmeliyiz dostlar…

Gelin Rabbimizin bizlere lütfettiği hicret ufku keyfiyetini bir de Hocaefendi’nin gönül dünyasından dinlemek için burayı tıklayalım…

Diğer Yazılar

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy