Yazarlar

Hırsızlar, hayat neşemizi çaldılar!| Ahmet Kurucan

İki gün önce, iki telefon görüşmesi yaptım.

Nedense bu görüşmelerin hasılası olan hissiyatımı sizlerle paylaşmak geldi içimden.

Şöyle başlayayım.

15 Temmuz’u takip eden ve Hizmet’in günah keçisi ilan edilip mensuplarına hayatın zehir edilmeye başlandığı günlerdi.

Eşim başta olmak üzere yakın çevreme dedim ki: “Hayat neşemizi çaldılar!”

Çok mana veremediler belki ilk etapta.

Hırsızlar, hayat neşemizi çaldılar!| Ahmet Kurucan 2

Ama Perşembe’nin geleceği Çarşamba’dan belliydi.

Bunu görmek için kâhin olmaya da gerek yoktu.

Evet, hayat neşemizi çaldılar.

Her şeye rağmen hayata tutunmaya çalışmamız işin başka boyutu.

Bu yapılmalı ve yapıyoruz.

Ya da daha iddiasız bir cümleyle yapmaya gayret ediyoruz.

Geleceğe ümitle bakılmalı ve bakıyoruz.

Hayat geçmişe doğru yaşanmaz ve yaşamıyoruz.

Ama eski neşemiz yok.

Bunu da inkâr etmemeliyiz.

Son tahlilde insanız.

Demirden, çelikten, tunçtan, mermerden değil herkes gibi etten, kemikten insanlarız.

Aklımız kadar duygularımız da var.

Ve bazen oluyor ki duygularımız aklımıza galebe ediyor.

Bir yere kadar tahammül ediyoruz.

Sonra?

Sonra tıkanıp kalıyoruz.

Çünkü hayata seni bağlayan ve motive eden en önemli gücünü yani hayat neşeni, yaşama zevkini kaybetmişsin.

Evet, tam 4 yıl önce yaptım bu tespiti.

Bugün de farklı düşünmüyorum.

Aksine bu sürede yaşanan hadiseler kanaatimi pekiştirdi.

İşte bahsini ettiğim telefon konuşmaları bunun göstergesi.

Bir dostum aradı nasılsın demek için.

Sesimi özlemiş sağ olsun.

İyiyim dedim ama benim bile inanmadığıma o nasıl inansın!

Ahizenin öte ucundan keyifsiz olduğumu anladı.

Ses tonum halet-i ruhiyemi yansıttı okyanus ötesine demek ki.

“Ne var? Hayrola?” dedi.

“Hayat neşemizi çaldılar” dedim hemen.

Ve anlatmaya devam ettim.

Ortak bir dostumuz var onunla.

“Sen telefon açmadan biraz önce onunla yazışıyordum. Selahattin Pınar’ın bestelediği ‘Gecenin matemini aşkıma örtüp sarayım’ şarkısını göndermiş bana. Ben de ona bu şarkının hikayesini gönderdim” dedim ve anlattım.

Dinledi, dinledi, dinledi ve ardından şunu söyledi.

“Ben de geçen gün birine dedim ki, eskiden yaşama zevki diye bir şey duyardım. Onun ne olduğu bilmiyordum. Şimdi kaybedince anladım.”

Telefonu kapattıktan sonra düşündüm.

O, ister benim tabirimle “hayat neşesinin” isterse kendi ifadesiyle “yaşama zevkinin” varlığından haberdar değilmiş.

Hayatının tabii akışı içinde neşeyi aramadan bulmuş, farkına varmadan sahip olmuş ve yaşamış.

Ama ya şimdi?

İşte onu yitirmiş ve yitirdiği an farkına varmış sahip olduğu değerin.

Gördüğünüz gibi 4 yıl sonra da olsa aynı noktada buluşuyoruz onunla.

İkinci telefon konuşmasına geçeyim.

Can kardeşim diyebileceğim birisi aradı sabahın erken bir vaktinde.

Kucağında 8 yaşında bir kız çocuğu.

Tanımıyorum.

Ama yüzünden masumiyet akıyor.

Melek yüzlü derler ya!

Aynen öyle.

“Haydi söyle, söyle” dedi can kardeşim o ürkek bakışlarla hayatında ilk defa gördüğü adama bakan çocuğa yönelerek.

Çocuk başladı konuşmaya.

Beni önce sevince sonra üzüntüye, gama, kedere sevk eden cümlelerini tek tek söylemeye.

“8 gün sonra babam çıkıyor!” dedi önce yüzünden gülücükler saçarak.

“Ben 1,5 yaşındaydım babam hapse girdiğinde.

Şimdi 8 yaşındayım.

6 yıldır hapiste babam ama 8 gün sonra çıkıyor.”

Nasıl sevinçli, nasıl neşeli bir görseniz.

Sevincine ortak oldum onun.

Güldüm, neşelendim ekranın diğer yüzünde.

Sonra…

Telefonu kapattım ve ağladım, ağladım, ağladım.

Kendimi toparlayamadım.

“Nelerle teselli oluyor, nelere seviniyoruz Ya Rab?” dedim kendi kendime.

Melek gibi bir insana yapıştırılan terörist damgasıyla hayatından çalınan 6 koca yıl.

Dile kolay.

Tam 72 ay.

288 hafta.

2190 gün.

52.560 saat.

3,153.600 dakika.

Şairin ifadesiyle “dakikanın aydan farksız” olduğu dört duvar arasında geçen bir ömür.

Ya eşi?

Ya hayatının 6,5 yılını babasız geçiren kız çocuğu?

Kim geri verecek bu yıllara onlara?

Yaşadıkları eziyet, çektikleri sıkıntı, üzüntüleri kim telafi edecek?

Belki siz de üzüldünüz şimdi.

“Daha bunlar ne ki? Bundan çok daha kötüleri var,” diyorsunuz ihtimal.

Biliyorum ve farkındayım.

Beni kahreden de onlar zaten.

Uzatmayayım.

Hayat neşemizi çaldılar demiştim.

Aldılar değil, çaldılar diyorum.

Çaldılar gerçekten.

Yüzlerin, binlerin ve hatta milyonların hayat neşesini çaldılar.

Hırsızlar.

Kaynak:Ahmet Kurucan | TR724

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu