Hepimiz Birer Enes Kanter Olmalıyız

Yazar Recep Atıcı
web

Haziran’ın 20’sinde Strazburg’daki AİHM önünde yapılan ‘Adalet‘ yürüyüşüne katılmak üzere gelen Enes Kanter Freedom, bu vesileyle Avrupa’da farklı sivil toplum hareketleri ile görüşmeler yapmış. Fransa, Belçika ve Hollanda’da yaptığı temaslar, kendi deyimiyle ‘çok verimli’ geçmiş. Bunu onun TR724 mikrofonlarına yaptığı konuşmada dinledim.

YouTube üzerinden yapılan o yayında benim dikkatimi çeken en çarpıcı ifadelerden biri şuydu: (Strazburg’daki eylemi işaret ederek) “Bence bu mesajın bizim için en önemli yanı şuydu. Bizler, içerideki Abi, Abla ve bütün kardeşlerimizi unutmadık, unutmayacağız da. Hatta ben orada şöyle bir cümle söyledim. Bizler hepimiz, içerideki kardeşlerimiz özgür olana kadar özgür değiliz.”

Evet, bu ifadeleri söylemek için -halk ifadesiyle diyeyim- dava düşüncesiyle kor haline gelmiş mangal gibi bir yürek ister. Allah kendisinden ebeden razı olsun. Hatırlayanlar bilecektir. Kendisi, Uygurların yaşadığı soy kırımı dünyaya duyurmak maksadıyla daha önce sosyal medyada bir video yayınlamıştı. Bunun üzerine NBA kendisini takımsız bıraktı. O günlerde onun için şöyle diyenler oldu: “Keşke insan hakları aktivizmi konusunda, sadece Türkiye odaklı kalsaydı, bu şekilde alanı genişleterek kariyerini ateşe atmasaydı.”

Şimdilerde anlıyoruz ki, o günkü tavrı, onu tek başına bir millet haline getirdi. Hatta diyebiliriz ki artık o, insan hakları aktivizmi konusunda ufkunu o kadar genişletmiş ki, en son Hollanda’da bunu şöyle ifade ediyor: “Dünyada zulüm sadece Türkiye’de değil; Çin’de Rusya’da, İran’da, Kore’de, Venezuela ve daha birçok ülkede devam ediyor. Herkes bizim kardeşimiz. Müslüman olsun veya olmasın. Biz yapabildiğimiz kadar bütün dünyanın sesi olmaya çalışıyoruz. Hatta biz bu olan olayları Tibet’in lideri Dalaylama ile de görüştük. Onların dertleriyle de dertlendik. Onlarla konuştuğumuz zaman hizmetimizi, Hocaefendi’yi anlatıyoruz. Kesinlikle her şey insanlık için. Burada Çin bürosunun başındaki insanla görüştük ve çok güzel bir konuşma geçti. Ben onlara dedim ki; Hollanda’da bir program yapalım ve sadece Türkiye’den bir grubun veya herhangi bir ülkenin programı olmasın. Bütün herkesi, Kürtleri, Türkiye’deki diğer grupları çağırın, İran kökenli mazlum kadınları, Ukraynalıları çağırın. Burada farklı milletlerden olan Tibet’lileri, Hongkong’luları, Tayvanları ve aklınıza gelebilecek herkesi çağırın. Herkesle beraber bir insan hakları günü düzenleyelim. Yılda bir kere, sizin istediğiniz şekilde bunu Hollanda’da yapalım.” Bu sözlerinden öyle anlaşılıyor ki o, fırsat buldukça Hocaefendi’yi ziyaret ederek o kaynaktan çok güzel istifade etmiş. Zira, Hocaefendi; “Aç herkese açabildiğin kadar sîneni, ummanlar gibi olsun! İnançla geril ve insana sevgi duy; kalmasın alâka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül..!” diyor.

Kanter, yaptığı o konuşmada ayrıca Strazburg’da yapılan ‘Adalet’ yürüyüşünden maksadın ülkemizi şikâyet etmek olmadığını, tam aksine AİHM üzerinde baskı kurarak ülkemizde yeniden adaletin gerçekleşmesini sağlamak olduğunu söylemiş. Ardından ülkemizle, bayrağımızla ve milletimizle hiçbir kavgamız olmadığını, sadece ülkemizde hukukun üstünlüğünün yeniden sağlanması ve özgürlüklerin özellikle basının özgür olmasını istediğini söylemiş.

Sanırım o gün, o, adalet yürüyüşünü takip edenler görmüşlerdir. Bu mesele artık sadece bizim meselemiz olmaktan çıktı. Dolaysıyla bundan sonra bizim yapmamız gereken şey AİHM veya birçok ülkedeki senato ve kongreyi bu şekildeki aksiyonlara zorlamak olmalıdır. Kanter, tek başına bir millet olarak -Allah nazardan saklasın- bunu kendisi yapıyor. O konuşmada, bu adalet yürüyüşü vesilesiyle geldiği Hollanda’da birçok siyasilerle de görüştüğünü ve onlardan ikisinin Ekim ayında, kendisini parlamentonun önünde insan hakları üzerine bir konuşma yapmak üzere davet ettiğini söylüyor. Artık dediğimiz gibi, onlarda bu işin farkındalar ve Kanter’e şunu söylemişler: “Bizler, hukukun ve adaletin arkasındayız. Sizlere yapabildiğimiz kadarıyla yardım etmeye çalışacağız. Siz Ekim ayında buraya gelin, derdinizi bütün parlamentoya ve Hollanda’ya anlatın.”

Evet, güzel insanlar, her gün yaşanan olumsuzluklar ve sıkıntılar karşısında, Akif gibi, “Yâ Râb, bu uğursuz gecenin yok mu sabâhı? Mahşerde mi bîçârelerin, yoksa felâhı!” diyesimiz gelse de gördüğünüz gibi gönlümüzü bu yeisten kurtaracak şeyler de oluyor. Gelin hep beraber bardağın boş tarafından ziyade dolu tarafına bakalım ve her birimiz birer Enes Kanter olmaya bakalım.

Diğer Yazılar

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy