Yazarlar

Hayırseverliğin Bedeli | RECEP ATICI

‘Yaşasın zalimler için cehennem’ sözünü Bediüzzaman, 31 Mart ayaklanmasında yaptığı yatıştırıcı konuşmalardan dolayı haksız yere yargılandığı Divan-ı Harb-i Örfi’den beraat ettiği zaman söylemiştir.  Bayezid’den Sultanahmet’e kadar, arkasında kalabalık bir halk kitlesi ile beraber, ‘Zalimler için yaşasın cehennem!’ diyerek gitmiştir.

‘Devirler değişse de cevirler değişmiyor’ diye meşhur bir söz var. Bu gün de durum bundan farksız. Yusuf Bekmezci, 23 Ocak 2020 tarihinde tutarsız iddialarla tutuklandı. Yaklaşık 24 aydır İzmir 1 No’lu F Tipi Kapalı Ceza İnfaz Kurumu’nda tutulmakta. 09 Nisan 2021 tarihinde yapılan 10’uncu duruşmasında Karakuşi hakimlerin marifetiyle 17 yıl, 4 ay hapis cezası verildi.

Yaşlılığı ve düşkünlüğünün yanında, uyku apnesi, prostat, ileri derecede işitme kaybı, algı ve muhakemesinde ciddi sıkıntılar var. Ayrıca Alzheimer belirtileri gösteren Pekmezci, hapse girdiğinden beri bilmem kaç kez hastaneye, 3 kez de mahkemeye götürüldü. İhtiyaçlarını aynı koğuşta beraber kaldığı damadı KHK’lı Emniyet Müdürü Şeref Aytekin bakıyor.

Kendisi, bir hastane ziyaretini damadına şöyle anlatır: “Tek kişilik nezareti olan bir araca koydular, kapıyı kilitlediler, kelepçeyi de açmadılar. Hem kapıyı kilitliyorsun, hem de kelepçe var, kapıyı kilitledin, ne gerek var kelepçeye, bu nasıl bir zulümdür.”

Damadı Aytekin, Karakuşi Adalet Bakanı Abdülhamit Gül’e yazdığı mektupta, bu durumu şöyle sordu: “Ameliyat olduğu dönemde bastonla bile zor yürüyen bu insan nereye kaçacak? Daha makul davranılması gerekmez mi?” Ancak onun sorduğu bu soruyu körler ve sağırlar duydu da bu Karakuşi Adalet Bakanı duymadı. Hangi birini yazacağız ki? Buna benzer yüzlerce örnek var. Bazen yaptıkları bu insanlık dışı muameler için “Firavun’a rahmet okutturacak seviyeye geldiniz” deyince alınıyorlar. Ömrünü ve mal varlığını eğitim hizmetlerine adayan bir insan için ‘Cemaat’in üst düzey yöneticisi’ şeklinde algı oluşturularak yapılan bu muamele elbet bir gün faillerine hatırlatılacaktır.

Zira geçende gazetelerde yayınlanan bir haberde AİHM yetkililerinin Türkiye’yi şöyle uyardıkları yazıldı: “Darbe girişimi sonrası yaklaşık 4 bin 500 hâkim ve savcıyı meslekten ihraç ettiniz. Evet, devlet kamu gücünü kullanan kişilere karşı güven zafiyeti yaşarsa bu tasarrufta bulunabilir. Ancak ihraçlar sonrası dosyasına hiçbir aleyhte delil konulamayan, yaklaşık 800 hâkim ve savcı tespit ettik. Bir bölümünün aylarca tutuklu kaldıktan sonra ya beraat ettiklerini ya da takipsizlik kararı aldıklarını gördük. Bu tutuklamalar nedeniyle Türkiye’yi ciddi tazminatlar bekliyor. Kısacası, elde somut delil yoksa neden sadece idari tasarruf ile yetinmeyip bir de adli tahkikat yapıldı?”

Evet, Bekmezci, Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’ndeki ifadesinde, “Kendisiyle geçmiş yıllarda İzmir’de bir Kur’an kursu kurduk. Fethullah Gülen Hocaefendi’yi severim. Ona terörist diyemem. Çünkü hiçbir terör faaliyetini görmedim. Bankasya’da hesabım yok ki para yatırayım. Çocuklarım da Hizmet Hareketi okullarında okumadı” demesine rağmen hiç dikkate alınmadan 17 yıl hapis cezası verildi. Halbuki hukukta beyan esas olması gerekirken  “sen onu benim külahıma anlat” diyerek 80 yaşın üstünde ve her bakımdan hapishane şartlarında tutulmasına manileri bulunan bir insanı gerçek manada terörist olan Abdullah Öcalan’a gösterdikleri nezaketi bile göstermiyorlar.

Eskiler derlerdi ki “Keser döner, sap döner, her şey bir gün gelir hesap döner.” İşte yavaşta olsa hesaplar geriye dönmeye başladı. Zaten AİHM’min uyarısını Gül, kendisine rapor ettiğinde Erdoğan, şu cümleleri söylemiş: “Adamlar doğru söylemiş, madem delil yoktu, neden tutukladınız?”

Bu ifade aslında Kur’an’ın şeytanı konuşturduğu yerde söylenen şu sözle nerdeyse birer bir benzemektedir: “Hesaplar görülüp iş tamamlanınca Şeytan onlara, ‘…Bu gün ne ben sizi kurtarabilirim, ne de siz beni kurtarabilirsiniz. Zaten ben, sizin daha önce beni Allah’a şerik yapmanızı da reddetmiştim” der. Şeytan, aynı ayeti kerimede diyor ki: “Doğrusu, benim size istediğimi yaptıracak bir gücüm de yoktu. Sadece ben sizi dâvet ettim, siz de çağrımı kabul ettiniz.” (İbrahim; 14/52)

Hatırlarsanız daha önce de buna benzer bir meseleden dolayı şeytanın temsilcisi işin faillerine şöyle demişti:  “Merkez Bankası rezervi düşerken ben yoktum, Cumhurbaşkanıydım.”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu