Yazarlar

Hayatın Kıyısında | KÜBRA AYDIN

Gözünü yavaş yavaş araladı. Sanki bütün vücudu bir buz kütlesine hapsedilmiş gibi kaskatı kesilmişti. Üşüyordu, içi titriyor ama vücudu hareket etmiyordu. Telaşlandı, çığlık atmak istedi ne olmuştu böyle. Bir süre algılayamadı nerede olduğunu. Gözleriyle taradı odayı. Bembeyaz duvarlar, ekranlar, kablolar, makine sesleri…

Yavaş yavaş algılamaya başladı. Narkozun etkisi geçmeye başlıyordu. İdrak etmeye başladıkça kalp atışı normale döndü. Sadece çok üşüyordu. Bir gece yarısı yola düştükleri gün gibi. Ağustosun sıcağında üşümüştü. Yıllardır gizlenerek yaşadıkları ülkeye veda ederken üşümüştü.

Ayrılığın ateşi yakmazdı, ayrılığın ateşi üşütürdü. Bilinmezliğin korkusu da eklenince yüreğe, o kuş gibi çırpınırken sıcacık yaşlar buzun ortasına düşer, bir nebze olsun dindirmeye çalışırdı sızıyı.

Arkasına dönüp son kez baktı, kulağına çalınan ezan sesi uzaklaştıkça bilinmeyen bir coğrafyanın kapısına daha da yaklaştılar. Yanında eşi, kucakta oğlu, minicik eliyle sıkıca eline sarılmış kızı… Oyundu yaşananlar ufacık sinelerde. Diyemezdi ki gidiyoruz sonunu bilmediğimiz yola. Yürüdüler yürüdüler… Özgürlüğe yürümenin heyecanı, geride bırakılanların acısı, yolun bilinmezliği…

Bu duygu denizinde kulaç atmak ayaklarından daha çok zorluyordu bedenlerini. Karşıdan gelen polisler bu sefer korkutmadı, hatta belki biraz da rahatlattı. Polisler, hapishaneler, kamplar… Hatta adını cehennem çukuru koydukları zindanlar. Bir filmin karesinde oradan oraya savruluyorlardı sanki.

Döndü kaldığı hastane odasına baktı uzun uzun. Kampta kızı hastalanınca o küçük köydeki hastaneye götürmüşlerdi. Dilini bilmediği bu diyarda kime nasıl anlatacaktı derdini. O sırada odada yatan 15 yaşındaki kızcağız konuştu. Polisler uyarmıştı oysa dikkat edin bu insanlara diye. Ama o anda duyduğu kelimeler bir anda uzaklıkları yakın etmişti. 15 yaşında evlendirilmiş bu kız çocuğu tercümanı oldu. Şimdi de dilini bilmediği hastane odasında açmıştı gözlerini. Ama artık biliyordu, bir şekilde anlatacaktı derdini. Geçen yıllarda en iyi öğrendiği şey bu olmuştu. İnsan zorda kalınca derdini anlatacak bir yol elbet buluyordu.

Ölümle kaç kere burun burun gelmişlerdi. Uçakta, gemide… Ama şimdi sanki ölüm gelmiş yanı başına bağdaş kurup oturmuştu. İnsan aldığı her nefeste bu son mu diye düşünebiliyormuş demek. Gözünün önünde sadece çocuklarının hayali. Hayata bağlayan incecik bir ip gibi… Teşhis konulanı birkaç ay olmuştu. Göğsünde başlayan şiddetli ağrı ve şişlikle doktorun yolunu tutmuştu. Bu memlekette kolay değildi hemen randevu almak. İki ay sonraya gün vermişlerdi. İki ay sonunda nihayet doktora gittiğinde emar, testler derken teşhis konmuştu. Kanserdi. Çok duyguyla tanışmıştı bu uzun yolculuğunda ama bu seferki duygunun tarifi yoktu. Tam her şey yoluna girmeye başlamışken, bu memlekete alışmaya çalışırken kapısını çalmıştı hastalık. İlk duyduğu andan itibaren sadece çocuklarını düşündü. Bana bir şey olursa onlara ne olacaktı? Kafasında binbir senaryo… Bu çıkmazlarla savaşırken ağır bir kemoterapi sürecine girmişti. Hatta bir kemoterapi sonrası aklını kaybetme derecesine gelmişti. Normal bir insanın duymayacağı sesleri duyuyor, gözleri duvardaki en ince çizgileri dahi görüyordu. O an tek yapabildiği Allah’ım aklıma mukayyet ol demekti. Son kemoterapiyi aldıktan sonra ise mutlu bir şekilde gelmişti eve. Bu sefer hafif geçti diye sevinirken akşamına hastanelik olmuş, uzun bir hastane sürecinden sonra şimdi kendine gelmeye çalışıyordu.

Kemoterapi sürecinde en büyük destekçisi eşi olmuştu. Evin işleri, çocukların sorumluluğu… Bir günden bir güne kaşını bile eğmemişti. Gaybubet hayatı, tarifi imkânsız korkular, sevdiklerini geride bırakmaları, bir sırt çantasıyla uzak bir coğrafyada mülteci olmaları… Bir şeklide hayat devam ediyordu. Bir yerinden tutunuyordu insan hayata. Bazen sevdikleri için bazen geride bıraktıkları için.

Yeni yaşına evinde girerken tüm yüreğiyle hissediyordu bundan sonra her şey güzel olacaktı. Umutla yaşama sarılmaya söz vermişti. Dil öğrenmişti, kendini geliştirmek için kurslar almaya başlamıştı. Canla başla kendileri gibi mülteci olan ailelere yardım etmeye gönül vermişti.

Biliyorum ki o daha birçok başarıya imza atacak ve bir gün bizler bu satırlarda onun başarı hikayelerini okuyacağız.

Bu hikâye tamamen hayal ürünüdür demeyi isterdim ama bu hikâye hepimizin hikayesi. Düştüğümüz yollarda, takıldığımız dikenleri elimizin tersiyle söküp atıp yola devam ediyoruz. Biz hikayelerimizi anlatmaya devam edeceğiz tarihin tozlu sayfalarına iliştirmek için…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu