Yazarlar

Güzel gören güzel düşünür | Abdullah Aymaz

Üstad Bediüzzaman  Hazretleri 1911’de neşredilen Münazarat isimli kitabında şöyle bir  tesbitte bulunuyor: “Güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören hayatından lezzet alır.”
109 sene sonra bir uzman psikolog bu sözü yorumlarken diyor ki:
Herşey beyinde başlıyor. Beyin üst komutan… Bilinç altı, beynin emrinde, emre âmade bir vaziyette beyinden gelecek emirleri bekliyor… Eğer beyinden negatif, kötü düşünceler çıkarsa, şuur altımız onlara cevap aramak için işe başlıyor. Mesela: “Ben neden üzgünüm? Ben neden karar vermekte zorlanıyorum? Benim neden ellerim titriyor?  Benim niye sözler boğazımda düğümleniyor?”  diye menfi, negatif sorular beyinden çıkıyorsa, bu sefer şuur altı bu olumsuz sorulara cevap araştırır. Hemen ne kadar geçmişte kalan olumsuzluklar varsa, onları alıp beyne arzeder. Bu sefer beyin daha derin ve kötü bir gerginlik içine girer. Böylece kısır bir döngü başlar. Bu böyle devam ettikçe insan içine kapanır ve her kötü ve negatif şeyi içine atar… Ata ata, içi iyice şişer ve bir zaman öyle olur ki, artık patlar. Bu asabî gerginlik ve patlama bir melenkolik durum ortaya çıkar.
Bütün bu olanları üç D formülü ile şöyle ifade edebiliriz:
Düşünceler…  Duygular… Davranışlar… Yani negatif düşüncelerden, negatif duygular doğar. Negatif  duygulardan da negatif davranışlar meydana gelir. Ama bu olumsuzluklara karşı eğer pozitif, iyi düşünceler olursa iyi duygular meydana gelir. İyi duygulardan da beyinden gelen emirler şuuraltına gelince, o da emir eri gibi geçmişten güzellikleri tarayıp bulup çıkararak cevap vermeye bakar. Böylece sâlih daire dönmeye başlar ve bu davranışlara yansır ve olumlu daire durmadan dönmeye başlar… Sağlığı ve moral gücü ile bu çeşit insanlar hem kendilerine hem topluma faydalı olurlar. Evet aynen bir asırdan fazla bir zaman önce, Üstad Bediüzzaman Hazretlerinin “Güzel gören, güzel düşünür, güzel düşünen güzel rüya görür. Güzel rüya gören, hayatından lezzet alır.” diye ifade ettiği gerçeğe geliyoruz.
Onun için biz önce kendimize bir söz vermeliyiz ve menfi, negatif hiçbir şey düşünmemeye ahdetmeliyiz hem de bu ahde sadık kalmalıyız. Eğer herhangi bir şekilde kaşlar çatıldı, yüz asıldı, alın dürüldü, omuz düştü ise, sağ kolu kaldırıp müsbet, pozitif şeyler düşünmeye ve olumlu, ümit dolu tasavvurlara yönelmeye gayret etmeye başlamak gerekir…
Evet bu görüş, uzman psikolog görüşü…
Unutmayalım ki, büyük olaylar, büyük hizmetler bir takım sıkıntılar, acılar, elemler ve travmalarla beraber gelir ve gelişir. Travma geçirenlerimizin bu durumdan, şuuraltına yanlış emirler veren beynin yanlış düşüncelerinden kurtulması lâzım… Kendisiyle barışması gerekir. Kendisiyle insanın barışması ne demektir?  Yani hatalarıyla, kusurlarıyla kendisini kabullenip sahip çıkması demektir. Çünkü Cenab-ı Hak insanı ahsen-i takvim potansiyelinde yaratmıştır. Pek çok güzel duygularla donattığı gibi, imtihan gereği tehlikeli madenler hükmünde, şehvet, gazap, inat gibi duyguları da bu yapının içine yerleştirmiştir. Çünkü insan, melek değildir. Meleklerde öyle zararlı madenler hükmünde duygular olmadığı için, makamları sabittir; onlarda yükselme ve düşme olmaz. Onlar düz yolda yürüyenler gibidir…
İnsanlar ise kendilerinin noksan olduklarını bilecek, insan-ı kâmil derecesine yükselebilmek için, hatalarından da ders çıkarması, yani deneme –yanılma yoluyla bilgisini, marifetini artırması gerekecektir. Hatalarından ders alıp kendisini geliştiren insan, Alvarlı Efe Hazretlerinin dediği “Allah bizi insan eyleye…” hedefinde ilerliyor demektir… Onun için hatalarımıza da sahip çıkalım, ibret ve ders alalım. Tevbe istiğfar edip Cenab-ı Hakkın merhametine sığınalım… Bizler temiz havayı içimize çekip içindeki oksijenle kanımızı temizliyoruz. Akciğere gelen oksijen toplar damarla gelen kirli kanın içindeki kanı kirleten karbon ile buluşup karbondioksit gazı olarak dışarı çıkıyor. Bu bir bileşim olduğu için vücut sıcaklığı temin edildiği gibi, boğazdan-ağızdan çıkarken de ses tellerine dokunup konuşmamız sağlanıyor. Hiç israf yok… Peki bu karbondioksit ne oluyor? O da bitkilerin gıdası olarak yepyeni hizmetler görüyor. Herhalde hatalarımızdan da ders almak buna benzer bir şey olsa gerek…
Kaynak : Samanyoluhaber | Abdullah Aymaz

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu