Yazarlar

Gözyaşını Saklayanlar | KÜBRA AYDIN

Kadın olmak diye düşündü… Neden her yerde her zaman diliminde zor olmuştu? Yürüdü durdu tren yine gecikmişti. İlk kez tren aksadığında yaşadığı telaşı düşündü. Burda, mülteci kamplarında ilk öğretilen, sürekli ikaz edilen şey bir yerde bir randevunuz varsa asla geç kalmamanız gerektiğidir. Geç kalmıştı işte ama suçu yoktu saatler öncesinden çıkmıştı yola. Fakat trenler sürekli rötar yapıyordu. Zamanla alıştı buradaki tren sistemine. Her şeye alıştığı gibi.

Evleneli 2 yıl bile olmadan değişen hayatlarını düşündü. Onlarınki de bir gecede değişen hayatlardan biriydi. Eşiyle aynı anda tutuklanmıştı. Cezaevinden çıktığında yapayalnız kalmış tekrar ailesinin yanına dönmüştü. Eşiyse cezaevinde kalmaya devam ediyordu. Suçları mı neydi? Sanırım bu soruyu soracak kimse yoktur. Çünkü suçlayanlarında bildiği üzere hiçbir suçları yoktu. Hani derler ya karakolun önünden bile geçmemiş, bir karıncayı ezdiğinde vicdan azabı duyanlardan. İçerde olmak zordu dışarda olmak daha da zor. Cezaevinden çıktıktan sonra iş bulamamıştı. Kapılar yüzüne kapanmış, bir selam bile çok görülür olmuştu. Tek bir çare kalıyordu geriye. Kararı vermek zor olmuştu. Eşini düşündü, ailesini… Hepsini geride bırakmak, sonu meçhul yolculuğa çıkmak. Bir gece vakti karşı kıyıda tüm sevdikleri arkada kalmıştı. Tek başına çıktığı bu yolculukta, mülteci kamplarında hep onu kucaklayan sahip çıkan birileri vardı. Güç alıyordu özgürlükten, umuttan.

Direniyordu ayakta kalmaya. Çabalamak onun için günlük yaşamın normal bir döngüsü olmuştu. Her şeyi tek başına yapmak zorundaydı. Dil bilmiyordu, çoğu zaman anlatamıyordu bile derdini. Oysa bu yabancı memlekette akraba olarak bildiği birkaç kişi vardı. Onlarda kapatmıştı kapılarını. Bu onu küstürmedi, dil öğrenmeliyim dedi kendi kendine. Ne yapıp etmeli bu dili en iyi şekilde öğrenmeliydi. Dil öğrendikçe insan bulunduğu topluma entegre oluyordu.

Bazen çocuk sesleri çalınıyordu kulağına. Herkes mülteci kampında da olsa ailesiyle birlikte olunca sanki bambaşka bir mutlu gibi geliyordu ona. Hüzünleniyor ama kimseye de gözyaşlarını göstermiyordu. Güçlü olacaktı bu yola çıkarken karar vermişti. Hayata öyle bir tutunacaktı ki eşi geldiğinde yeniden başlayacaklardı.

Bu sırada sürekli araştırıyordu. Öğretmendi. Önce burda öğretmen olma imkanlarını araştırdı. Bu süreçte karşısına yepyeni bir alan çıktı. Hem çok popüler olan hem de iş imkanı daha çok olan bir meslek. IT alanına yönelmişti. Teknolojiyi seviyordu. Yenilikçi bir bakış açısı vardı. Hemen bir kursa yazıldı. Kurs süreci çok yoğun geçiyordu. Herkesle iletişimini kesmiş, bir kişiyle ortak kullandıkları odada kısıtlı imkanlarla, eski bir bilgisayarla ders çalışıyordu.

Bir yandan da dil kursuna devam ediyor, dilini geliştirmek için uğraşıyordu. Tek bir isteği vardı artık kendine ait bir evi olsun istiyordu. Fakat bu memleketin en zor yanı ev bulmaktı. Çok ev aradı… Her seferinde umutsuzluğa kapılıyordu. Tek başına çabalamaktan yoruluyordu. Ama bir nefes aradan sonra kaldığı yerden devam ediyordu. En sonunda bir odadan oluşan ama sadece kendine ait bir yaşam alanına kavuşmuştu. O küçücük oda onun dünyası olmuştu. Her detayına ayrı özen göstermişti.

Bunları düşünürken tren gelmişti. Şimdi bir işi vardı. Kurs bitince bütün vaktini dile ayırmış ve sonunda iş bulmuştu. Bir mülteci kampında başladığı yeni hayatı, bir yazılım şirketinde devam ediyordu. Eşi hala cezaevindeydi. Şimdi dört gözle onun çıkıp yanına geleceği günleri bekliyor…

İnanıyorum ki bu sürecin sessiz kahramanı kadınlar daha çok başarı hikayelerine imza atacak. Selam olsun…

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu