Yazarlar

Gergerlioğlu’ndan mektup var

 

Gergerlioğlu, “Ben vekilliği gasp edilmiş bir insanım. Haramice gaspa boyun eğmem. Mahpusken de vekilliğin yürütülebileceğini göstermeye çalışıyorum.” dedi.

Twitter hesabından paylaştığı bir haberden dolayı “örgüt propagandası”ndan dava açılan ve  2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılan, sonrasında da milletvekilliği düşürülen HDP milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu, cezaevinden mektup gönderdi.

Gergerlioğul, “Ben vekilliği gasp edilmiş bir insanım. Haramice gaspa boyun eğmem. Mahpusken de vekilliğin yürütülebileceğini göstermeye çalışıyorum. Boşuna buralara Medrese-i Yusufiye denmiyor. Yusuf’un azmi, iradesi, sabrı lazım, gevşemek yok” dedi.

Cezaevinden Kronos’tan Selahattin Sevi’nin sorunlarını cevapladığı mektubunda,  Gergerlioğlu, ‘içeriden’ iktidarın çürümüşlüğünün daha net göründüğünü ifade etti. Milletvekilliği görevini yaparken seslerini duyurduğu, yaşadıklarını gündeme getirdiği KHK’lıların gönderdiği mektupların kendisini duygulandırdığını anlatan Gergerlioğlu, cezaevinde okuyup yazarak vakit geçirdiğini ve kitap yazmak istediğini söylüyor. İşte Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun Sincan Cezaevi’nden kendisi hakkındaki sorulara verdiği cevaplar;

Siz tutuklandıktan sonra -birkaç isim dışında- Meclis sanki sustu. TBMM, dolayısıyla Türkiye’nin gündeminde insan hakları ihlalleri yok gibi. Amaç bu muydu sizce?

Gergerlioğlu'ndan mektup var 2

Vekil olduğum süre içinde canla başla, gece gündüz bana ne yafta takarlarsa taksınlar doğru bildiğimi söylemeye çalıştım. Ben tutuklandıktan sonra TBMM’de insan hakları alanında arkadaşlarımızın bayrağı devralması lazım. İnsan hakları alanında bu kadar kötü bir dönem yaşanmadı. TBMM’yi kısıtlı koşullarda takip ediyorum. Umarım insan hakları alanından bir eksiklik olmaz.

“MUHALEFET MAHCUP BİR EDADA İDİ”

Vekilliğiniz düşürüldükten sonra liderleri evinize çaya davet ettiniz, kırgın mısınız? Neden beklediğiniz destek gelmedi?

Liderleri Adalet Nöbeti’ne davet etmiştim, gelmediler. Hangi kaygıları vardı bilemiyorum. Apaçık bir yargı ayak oyunu olduğunu herkes biliyor. Defalarca anlattım, bu karar siyasi bir karardır. Defalarca ben, anayasa hukukçuları, ceza hukukçuları hukuksuzluğu anlattık. Bir vekilliğin ayak oyunu ile düşürülmesi sadece o vekilin veya partisinin meselesi değildir, demokrasi meselesidir. Parti farkı gözetmeksizin gelmeliydiler. Bu hukuksuzluğu yüksek sesle söylemeyenler bir daha demokrasi ve hukuktan bahsetmesin. Demokrasi nöbeti, milli irade diyenler bu ayak oyununu tezgâhladı, direnişimize karşı çıktı. Muhalefet ise mahcup bir edada idi. Kısmi destekler geldi ama çok daha etkili, lider düzeyinde gelmeliydiler. Demokrasi, korkular ve kaygılarla gelmez.

Partiniz HDP’den beklediğiniz desteği gördünüz mü?

Partim HDP ilk baştan itibaren bana “Tercihin hangi yönde ise sonuna kadar yanındayız” dedi. TBMM ve Genel Merkez’deki nöbetlerimde sonuna kadar yanımdaydılar, sağ olsunlar.

“İKTİDAR ÇÜRÜMÜŞ, MUHALEFET DAHA AKTİF OLMALI”

Bugüne kadar hep “dışarıdan” içeriyi anlattınız. Şimdi ise “içeridesiniz”. İçeriden bakınca “dışarısı” nasıl görünüyor?

İçeriden görünen şu: Çürümüş iktidar, hâlâ kabul edilemez oranda desteklenmesi ve muhalefetin bir silkiniş yaşayarak muhalefet dozunu yükseltmesi. Ama bu yeterli değil. “128 milyar dolar” tepkisinin tuttuğunu görüyorum. Ruhsar Pekcan, Sedat Peker konuları gibi çok bariz konularda muhalefet daha yaratıcı fikirler bulmalı. İktidardan muhalefete yeterli oy gitmiyor. Bu çürümüşlük çok daha fazla oy kaybı gerektiriyor. Aşı beceriksizliği mesela, binlerce insanın ölümünden aşı teminini geciktiren iktidarın sorumlu olduğu belli, çok daha aktif muhalefet yapılmalı. Kabullenilmiş bir hal muhalefet için zaaftır. İnsan hakları ihlalleri bitmedi ama güçlü medyasıyla iktidar örtbas etmeyi başarıyor.

Dışarıdayken anlatmaya çalıştığınız içerisini nasıl buldunuz? Fiziki şartlardan insanların durumuna kadar neler söylemek istersiniz?

Ben zaten cezaevlerini yakından takip eden bir vekildim. Binlerce kişiden ileti alıyordum ve gündem ediyordum. TBMM Cezaevi Komisyonu pek çok cezaevi ziyareti yaparak yüzlerce koğuşta, yüzlerce mahpusla uzun uzun konuşmuştuk. Nasıl bir yere gireceğimi biliyordum. Karantina koğuşuna alındım ilk olarak. Yıllardır boyanmayan dolap, çerçeve, kap, kalorifer peteklerinden pas akıyordu. Bir kalorifer yeterli ısıyı vermiyordu, daha sonra bahar geldi diye erken kapatıldı. Ramazanda oruç tutan insanların direnci düştüğü için rutubetli ve serin bir ortamda tekrar kalorifer açılmadı. İki kez verdiğim dilekçelere olumsuz cevap verildi. Karantina sonrası başka koğuşa geçtim, boya badana yapılmıştı. 2 katlı bir koğuştayım. 10×15 avlusu var, alt kat 24 saat boyunca güneş görmüyor. Koğuşun alt katı yaşam alanı, mutfak, banyo, WC var, TV de ancak burada izleniyor, üst katta yatakhane.

Sabah akşam sayım yapılıyor ve mekanik bir muamele görüyorsunuz. Önceden Sincan Cezaevi’ne raporlama için gittiğimde bu tür eksiklikleri TBMM’de raporlamıştık. F tipi olduğu için tecrit yaşanıyor. Zaten F tipleri tecrit için yapılmış. Bir de Covid eklenince tam tecrit olmuş. Diğer mahpuslarla sohbet ve sahada spor hakkı iptal edilmiş. 17 günlük tam kapanma bahane edilerek aylık üç olan kapalı görüş hakkı bire indirildi. Bunlar hep fırsatçılık. Mahpuslarla temas imkânı olmuyor zaten. Avukatlar geliyor, kapalı bir görüşme odasında, havasız bir ortamda görüşüyorsunuz. Bu sağlığa aykırı, havalandırması yok. Maske, eldiven kullanılıyor ama virüs hava yoluyla geçtiği için sağlıksız ortamı engellemiyor.

Hapishane zaten insana aykırı bir yer. Özgürlüğünüz kısıtlanmış, bir de keyfi yasaklar olursa daha da ağırlaşıyor. Kitap kısıtlaması var. İki ayda bir 12 kitap alabiliyorsun dışarıdan. Bu, çok kitap okuyanlar için büyük sıkıntı. İlaç temini ve sevklerde sanırım sorun yok. Yemekler de orta halli ama kırmızı et miktarı belirgin, olursa tavuk etli yemekler. Sağlığınızı korumak için azami dikkat etmeniz gerekiyor. Covid ortamında, bilhassa kış ve ilkbaharda sıkıntı artıyor sanırım. Adı cezaevi olsa da devlet memurlarının mahpuslara hitabı daha nezaketli olmalı.

Nasıl karşılandınız cezaevinde?

Cezaevine getirildiğimde görevlilerin basına yansıyan haberler dolayısıyla benimle ilgili bilgi sahibi olduklarını anladım. Kötü bir karşılama olmadı. Çıplak arama dayatabilecekleri endişesindeydim. Bu benim için çok hassas onur konusu idi. Allah’tan böyle bir şey yapmadılar. Normal ve cihazla arama ile bu aramanın yapılabileceğini zaten hep söylüyordum. Karantina koğuşunda insani ihtiyaçlarım bir gecikme olmadan karşılandı.

“HER KESİMDEN MEKTUP ALIYORUM, DİRENMENİN GÜZELLİĞİNİ ANLATIYORLAR BANA”

Size kimler mektup yazıyor, ne yazıyorlar, neler anlatıyorlar?

Bana mektup yazan çok kişi var. Gerek cezaevlerinden gerek dışarıdan tanıdığım ve tanımadığım çok kişiden mektup alıyorum. Benim için büyük moral kaynağı oluyorlar. Şimdiye kadar yardımcı olduğum mahpus veya dışarıdaki mağdurlardan vefa duygusuyla, gözlerimi yaşartan mektuplar alıyorum. Bilhassa her farklı kesimden mektup gelmesi en çok hoşuma giden husus. Demek ki diyorum insan hakları alanında yapmak istediğimi başarmışım. Sadece bir kesimden değil, farklı çok kesimden sevgi ve destek almam insan hakları mücadelemin başarıya ulaştığını gösteriyor. Eski eş genel başkanlarımız, mahpus vekillerimiz bana “Hoş geldin” mektubu gönderdi. Hepsi de mücadelemi büyük takdirle izlediklerini söylediler. Yine KHK’lı arkadaşlarımız, sol çevre ve Kürt camiasından mahpuslar, beni çok seven gençler, yurtdışından dualarını gönderen insanlar…

Velhasıl büyük bir gruptan destek alıyorum. Direnmenin güzelliğini, mücadeleyi anlatıyorlar bana. Sağ olsunlar, yıllarca cezaevinde kalan insanların benim mahpusluğumu çok dert ettiklerini ve bunun siyasi bir karar olması ve özellikle cezaevlerini yakından takip eden bir vekile yapılmasından dolayı yaralandıklarını görüyorum. Mektuplarda göz yaşartan dualar var. Ben de her mektuba cevap yazıyorum. Her insan benim için çok değerlidir.

“ESKİ MAHALLEMİZİN VİCDAN KAVRAMIYLA SORUNLARI VAR”

Bu süreçte ‘eski mahalleniz’den olumlu ya da olumsuz tepki aldınız mı?

Eski mahallemizin vicdan kavramıyla sorunları var. Vicdan bitince her yaşanan zulme bir kılıf bulabiliyorlar. Zulme karşı çıkmadılar, sessiz kaldılar ve bu şekilde desteklediler. Dünyevi çıkarları için yanlış bulsalar bile eleştiremezler. Vicdanı değil gücü, hakkı değil taassubu seçiyorlar.

“BOŞUNA BURALARA MEDRESE-İ YUSUFİYE DENMİYOR”

Cezaevinde sizi zorlayan konular oldu mu? Olduysa nedir ve neden? Bir gününüz nasıl geçiyor?

Hiç şüphesiz cezaevi insani bir yer değil. Özgürlüğünüz elinizden alındığı gibi çeşitli kısıtlamalarla sizi değiştirmeye, biçimlendirmeye çalışıyorlar. Her TV kanalını izleyemiyorsunuz, izleyebildikleriniz çoğunlukla iktidar medyası. Her gazeteyi alamıyorsunuz, kısıtlı, kitap da hakeza böyle. İradeli insanımdır, iradesi zayıf olan için bir anda kapıların kapanması ve dört duvar arasında kalmanız karşısında depresyona girmemeniz mümkün değil. Bunun siyasi bir intikam operasyonu olduğu bildiğim için dimdik ayaktayım, vaktimi dopdolu geçirmeye çalışıyorum. İç ve dış dünyamı yeniden gözden geçiriyorum, kendimle ve çevremle hasbihal etmeye çalışıyorum. Kendimi Hz. Yusuf gibi hissediyorum. O da zulmen zindana atılmıştı ama milim geri adım atmamıştı. Boşuna buralara Medrese-i Yusufiye denmiyor. Yusuf’un azmini, iradesini, sabrını, ahlakını göstermek zorundasınız, gevşemek yok.

Ramazan’da TV’de Hz. Yusuf filmini izledim. Zindan hayatı tasvir ediliyordu. Benim için etkileyici oldu. Girdikten bir 10 gün sonra Ramazan başladı. İftar saati ve yemek dağıtımı uygun olmasa da hatim indirerek, kitap okuyarak, tefekkür ederek geçirdim Ramazan’ı. Bu arada siyasetten kopmamam gerekiyordu. TV haberlerini ve abone olduğu gazeteyi vekilliği hâlen süren bir insan gibi takip ettim. Makaleler, şiirler yazdım, sosyal medyaya mesajlar yolladım. Niye bu konuda gayretliyim? Çünkü ben vekilliği gasp edilmiş bir insanım. Vekilliği millet verir, millet alır. Haramice gaspa boyun eğmem. Buradan da vekilliğin yürütülebileceğini göstermeye çalışıyorum.

Tam kapanma cezaevinde sıkıntı oldu. Avukat ve kapalı görüş sıkıntısı oluştu. Bayram sonrası erken yatıp, erken kalkarak günümü en disiplinli şekilde geçirmeye çalışıyorum. Günlük yürüyüşü ihmal etmiyorum. Okumaya, yazmaya, yeni fikirler üzerinde düşünmeye yoğunlaşıyorum. Koğuşta yalnız kalıyorum, bu benim tercihim oldu. Kitap yazma düşüncem var, bu yüzden sakin bir kafa gerekiyor.

“YETER Kİ VİCDAN SAHİBİ OLALIM…”

Zaten lüks hayat peşinde koşan bir insan değildim. Öğrenciyken zorluk çektiğimde hep ilerideki hayata hazırlanmam için bunun gerekli olduğunu düşünürdüm. Hayatta başınıza her şey başınıza gelebilir. Ben bir gün doktor idim, bir gün ötekileştirilmiş bir KHK’lı, bir gün vekil ve bir gün de mahpus. Yeter ki vicdan sahibi olalım, gerisi Allah’ın dönüp duran günleridir.

Burada kettle’ın varsa sorun yok. Çay seven biri olarak, çay keyfim hiç eksik olmuyor. 17 kitap okuyup, Türkçe ve Arapça hatim yaptım. Bunlar da cezaevinin iyi yönleri oldu. Burada, önceden iyi ve adil işler yaptığım için çok mutluyum. Keşke daha da fazla yapsaydım diyorum.

Destek verdiğiniz toplum kesimleri vekilliğiniz düşürüldüğü ve tutuklandığınız süreçte size destek olmaya çalıştı mı?

Evet. Ben toplumun siyaset ve partilerin önünde olduğunu gördüm. Vicdanı olan her kesimden destek gördüm. Vekillik sadece TBMM’de yapılmaz bence, halkın kalbinin, gönlünün vekiliyseniz halk sizi bağrına basar.

Sizin de tecrübe ettiğiniz gibi, sizce Türkiye’de adaletsizliğin bu kadar artması ne gibi sonuçlar doğurur?

Toplum çok sıkışmış durumda. Zaten kokuşmuş bir yönetim altında, bir de COVID salgını bitmiyor, insanlar artık patlama noktasında. İnsan haklarını çözmek değil, ceberutluğunu arttırmaya çalışarak ve din istismarıyla kendini kurtarmaya çalışan bir Ak Parti- MHP ittifakı var. Bu da insanları daha da çaresizleştiriyor. Baskı yapan iktidar bunu daha da zorbalığı, hukuksuzluğu arttırarak sürdürebileceğini düşünüyor. Muhalefetin demokrasi ve hukuk paydasını gözeterek, toplumu bu uçurumdan kurtarması lazım. AK Parti-MHP toplumu sürükledikleri bu durum için hiç endişeli değiller. Allah korusun Suriye ve Irak gibi olma potansiyelimiz var. Aklı selimin galip gelmesini umuyorum. Bu zorbalık sınavını geçip demokrasiye kavuşmamız lazım.

“DEMİRTAŞ FOTOĞRAF VE ÇİÇEKLİ KART GÖNDERDİ”

HDP’nin tutuklu eski Eş Genel Başkanlarıyla, özellikle Sn. Selahattin Demirtaş’la haberleştiniz mi?

Evet, Sayın Demirtaş ben cezaevine girdiğim gibi bana Abdullah Zeydan vekille birlikte cezaevi koğuşundaki imzalı fotoğrafını ve çiçekli bir kart göndererek, “Tüm kalbimizle yanınızdayız. Geçer bugünler de onurlu duruş kalır. Milyonların yüreği seninle atıyor, bir an dahi bunu unutma. Sağlığına dikkat et, hep moralli ol lütfen” diye yazmış sağ olsun. Bana çok moral oldu. 4,5 senedir zulmen tutuklu, o bana moral veriyordu.

Cezaevinde yaşadığınız, tanık olduğunuz, duyduğunuz ya da haberdar olduğunuz hak ihlalleri neler?

Yaşadıklarımdan örnek vereyim: Isı yeterli olmadığı ve sağlığıma dikkat etmek için evden bere istemiştim. “Kar maskesi yapılır” diye vermediler, bir sevenim “dalgaların sesini dinlersin” diyerek deniz kabuğu göndermiş “mevzuata aykırı” denilerek verilmedi. Hakkımda çıkan haberleri istemiştim. HDP Genel Merkezi ve oğlumun gönderdiği haberler “telif hakkında giriyor” veya “yasaklı site çıktısı” denilerek bana verilmedi. Dışarında pul istemiştim, “kantinde satılıyor” diye engellendi. Kitap 2 ayda bir 12 ile sınırlı. Bana mektup yazan bir kişinin mektubundaki sıradan ifadeler “örgüt propagandası” diye engellenmiş. (2. mektuptan öğreniyorum, başkasına yazdığında bu engellemenin yaşanmadığını yazmış) Bir mahpusun öğrenci olduğu halde 3 kişilik odada bir masaya mahkum edildiğini öğrendim. 2. masa isteği “güvenlik” gerekçesiyle reddedilmiş. Üçü de öğrenci olan bu kişiler, tek masa ile ne yapar? “Güvenlik” nasıl bir engel oluşturabilir ki?

“BURASI TÜRKİYE, HUKUKUN KALMADIĞI BİR ORTAMDA KESİN KONUŞAMIYORUZ”

AYM ve AİHM sürecinden umutlu musunuz?

Benim cezam hukukçu olmayan birisi tarafından bile anlatılabilecek şekilde siyasi bir ceza. AYM’den kesin ihlal kararı çıkması lazım. Ama burası Türkiye, hukukun kalmadığı bir ortamda kesin konuşamıyoruz. AYM olmazsa AİHM’den kesin ihlal çıkar.

 

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu