Yazarlar

Gemileri yakmak | Mustafa Ertuğrul

 

Cafe el Hafa’da oturmuş Cebelitarık Boğazı’nı ve İspanya’yı gören tepenin yamacında, nane yaprakları ile demlenmiş mis gibi kokan, yeşil Fas çayını yudumluyorum.

Avrupalılar “Morocco” demişler Müslüman anlamına gelen; Arap âlemi “El-Mağrib” demiş kendilerine göre en batıda yer alan ülke olmasına istinâden, Türkler ise ülkedeki Fes şehrinden hareketle “Fas”…demişler.

Tanca, 14 km sonra İspanya’ya açılan Atlas Okyanusu ve Akdeniz’in buluştuğu Afrika’nın Avrupa gerdanı gibi adeta. Beattles ve Rolling Stones gibi efsane müzik gruplarına ve ressam  Matisse’ye  ilham kaynağı olmuş bir şehir.

Küçük esnaf arastaları, hamur pişiren küçük fırınları, Fas halı, kumaş ve takıları ile Arapça ve Fransızca rahatlıkla anlaşabileceğiniz bir özel şehir.

Tarihin esintisi bir yerden Endülüs’e, bir yerden Ukbe bin Nafi’nin haykırışına götürüyor beni; Allah’ım! Bu uçsuz bucaksız deniz karşıma çıkmasaydı senin adını öteler ötesine duyuracaktım! ”

Bu Arslan yürekli kumandanın haykırışı sanki hâlâ bu kıyılarda yankılanıyor.

Fransız ve İspanyol sömürü yılları bile bu haykırışı ve imzayı silememiş.

Tanca havalimanına indiklerinde ikindinin kızıllığı çökmüştür. İki eğitim gönüllüsü daha önceden hiç gelmedikleri Tanca şehrine Rahmetli İşadamı Hacı Kemal Erimez’in referansı ile gelirler. Bir aile ile tanışıp fikir alış verişi yapacakalardır. Afrika’ya düzenlenen ilk şefkat seferlerinden birisidir.

Ama bekledikleri aile havalanına karşılamaya gelmez. Çaresiz ve morallari bozuk, yakında bulunan mescide geçerler. İçeride namaz kılan babacan görünüşlü birisinin ilgisini çekerler. Kahramanlarımızın çaresiz hallerini gören  Muhammed  yanlarına yaklaşır ve selam verir. Bu yürekten selam bir anda eğitim gönüllülerinin yüreğinde yeniden ümit olur. Hızlıca tanışırlar, Muhammed “ benim şuracıkta bir demirci dükkanım var “ der.

Muhammed   yakındaki  kendine ait demirci dükkanına davet eder ve onlara dertlerini beraber paylaşalım diye ısrar eder. Bu işlerin serancamesini, gelinen noktayı ve buralarda da bir vefa duygusu ile eğitim faaliyetleri yapmak istediklerini ifade ederler.

Yıllardır bir bekleyişi vardır Muhammed’in ,Fas gençliğinin eriyip gitmesi karşısında O’da erimektedir. Züğürtlük ve bohemlik arasında bir kayboluştur bu aslında.

-Zamane gençlerinin dinlenme saatleri, çalışma saatlerini geçiyor diye dert yanar.

-Halbuki ben her sabah erkenden yıllardır dükkanıma gelir, güneşin doğuşuna ve muhteşem senfoniye eşlik ederim, der.

– Ağaçlar zehirli meyve veriyorlar artık diyerek sitemini dile getirir.

 

Orta Asya ve Türkiye’den gelen tecrübeli eğitimciler, Muhammed’e hayran kalırlar. Tam da aradıkları ,aynı derdin ortağı oldukları bir sinesi yanık adam bulmuşlardır Atlas Okyanusu kıyılarında, Afrika’nın en uç sancağında.

Uzaklık mesafelerde değil günümüzde, uzaklık fedakarlıkta, kardeşim dediler.

Sonrası neler mi oldu?

Muhammed aradığını bulmanın inşirahı ile bu delikanlılara sahip çıktı.

Onları tanıdı, tanıdıkça sevdi ve sevdikçe güvendi.

Dükkanı, çalışanları, iki evi ve arabası ile Afrika’ya girişin sembolü oldu. Bir çok okulların açılmasına yüreği yanık bir demirci farkında olmadan sebeb oldu.

 

Dilde keder var lütfedip gelme ey sûrur

Bulunmaz bir gönülde mihman (misafir) mihman üstüne… Rasih

Hizmetten | Mustafa Ertuğrul

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu