Aktüel

Gazoz kapağı gibi savrulan hayatlar…

“Çocuklar, dükkâncılık oynarlar ya…Fakat bu oyunlardan ellerine zaman israf etmekten başka bir şey geçmez. Gece gelip çatar, çocuk evine aç döner… Bu âlem oyun yeridir, ölüm de gece. Geri döner gidersin, fakat kese bomboş, sen de yorgun argın!”

(Hz. Mevlâna, Mesnevi)

Bir cami şadırvanına yaklaşsanız ve baksanız tüm musluklar sonuna kadar açık…

Sular şarıl şarıl boşa akıyor?

Kapatmaya koşarsınız.

Mutfakta veya banyoda aşırı su kullananlar vardır.

Gazoz kapağı gibi savrulan hayatlar… 2

Dakikalarca boşa akıtırlar.

Bir Afrika kabilesine yetecek kadar suyu, bir duş esnasında israf edenler çoktur.

Kırmızı ışıkta fazla duracaksanız arabanın motorunu durdurursunuz.

Bu kadarlık yakıt israfı bile tedirgin eder.

Peki dünyada en çok israf edilen şeyler bunlar mıdır?

Değildir.

En çok israf edilen şey “zaman”dır

İsraf edilen su, bir şekilde telafi edilebilir.

Boşa sarf edilen benzin, yeniden doldurulabilir.

Geri gelmeyen şey “zaman”dır

Zaman israfı hepimizin ortak bir günahı.

Hz. Bediüzzaman 24 saati 24 altına benzetir.

Sayılı günler ve sayılı altınlardan oluşan bir hazinemiz var.

Lafa gelince dünyada “sınav”da olduğumuzu söyleriz.

Ama buna katiyen inanmayız.

Sınav salonu nasıl olur?

Hayal edin.

Öğrenciler vardır.

Ve herkesin önünde sınav kağıtları.

Kimse gürültü yapmaz, uyumaz.

Kimse konuşmaz, yan gelip yatmaz.

Herkes büyük bir ciddiyetle sorusunu cevaplamaya yoğunlaşır.

Zamanın yetmeyeceğinden korkulur, kol saati masaya konur, sık sık bakılır.

Teorik olarak sürekli “imtihan dünyası” deriz ama “birer öğrenci” olarak sınavı unuturuz.

Pratikte bu imtihanın “tik tak”larını ciddiye almayız.

Bizi seyreden, sınavda olduğumuzu düşünmez.

“24 altın” değerindeki 24 saati birer gazoz kapağı gibi savururuz.

Hayat sınavında herkese verilen süre farklıdır.

Saati tik takları kalp atışlarıdır.

Kalp geri çevrilmez bir saat gibi çalışır.

Sınav süresi hızla sona yaklaşır.

“Ağustos Böceği ile Karınca” hikayesini bilirsiniz. Karınca yaz boyunca güneşin altında kan ter içinde çalışır. Ağustos böceği ise saz çalıp şarkı söyler ama bizden daha tedbirlidir.

Hiç olmazsa kışın geldiğini fark eder, rüyadan uyanır.

Telaşlanıp bir şeyler yapmaya çalışır.

Bizim ağustos böceği kadar bile telaşımız yok.

Ne beyaz saçlar ne de hastalıklar uyaramıyor.

Ağustos böceği kadar bile rüyamızdan uyanamadık.

Her sabah yeni bir sınav günü.

Her sabah önümüze yeni bir sınav kâğıdı geliyor.

Her sabah “yeni sorular” ile uyanıyoruz.

Sınav’ı ziyan edenler olarak üçe ayrılıyoruz:

Bir, önüne gelen soruları çözmeye uğraşmayıp boş işlerle meşgul olanlar.

İki, karşısına çıkan sorulardan hoşlanmayıp hatta sorularına küsüp bir kenarda bunalım içinde bekleyenler.

Üç, kendi sorusuna yoğunlaşma yerine başkalarının sorularıyla ve onların yanlış cevaplarıyla meşgul olanlar.

Bunların hayatı şu cümlelerle geçiyor:

“A.. bak, falan yanlış çözüyor.”

“Gördün mü şuradakiler daha sorusunu anlayamamış!”

“Ben demiştim zaten bunlar yanlış yapacak!”

Hatta “öğretmeni” suçlayıcı ifadeler:

“Böyle soru olur mu ya!”

“Bu gariban nasıl altından kalksın bu imtihanın!”

“Şu kadına da bu soru sorulur mu?”

“Falana basit sorular gelmiş, ne güzel!”

Perde perde gaflet türleri.

Oysa sınav kitapçığımızın “Sınav hakkında” bölümünde uyarı üstüne uyarılar var.

Sınav ve içeriği hakkında bilgiler Kur’an’da yer alır.

“Sınav kitapçığı”nda yazmayıp da karşımıza gelen bir soru yok.

Neler sorulacağı tane tane yazılmış.

Önce mutlak anlamda “sınav süresi”ne, yani “zaman”a yemin edilir:

“Zaman’a yemin olsun” (Asr, 1).

Fecr’e yani sabaha, günün başlangıcına, sınav başlangıç saatine yemin edilir (Fecr, 1).

Bir başka ayette “gece”ye, bir başka ayette “kuşluk vakti”ne…

Zaman, üzerine yemin edilecek kadar eşsiz ve değerlidir.

Ama ne yaparsın ki dünyada en çok israf ettiğimiz şey odur.

Sahilde su üstünde gazoz kapağı kaydıran çocuklar gibiyiz.

Altın sikkelerini art arda pervasızca savuruyoruz, birkaç sektirme keyfine…

(Devamı var.)

Kaynak: Veysel Ayhan | Tr724

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu