Yazarlar

Fırtınalı bir zamanda birbirimize dayanarak | Abdullah Aymaz

Bu gaddar ve zalim icraatların yapıldığı süreçte bizim Hizmetimizdeki durumlar, aslında fırtınalı bir atmosferde yol almaları hatırlatıyor.

Bu gaddar ve zalim icraatların yapıldığı süreçte bizim Hizmetimizdeki durumlar, aslında fırtınalı bir atmosferde yol almaları hatırlatıyor. Evet bu fırtınaların içinde bizim birbirimize tutunarak, ittifak ve tesanüt içinde yürümemiz gerekiyor. Hep beraber birlik ve dirlik ruhuyla hareket etmemiz icap ediyor. Aktif sabır içinde diri ve moral gücü yüksek olan fertler her zaman  zayıf ve âciz olsalar bile, kendilerini kuvvetli bulmuş, diri ve  iri görmüş olmaları çok önemli… Bu hâle-i ruhiye hep başarılara götürecektir inşaallah…
“Eğer bu birlik ve dayanışma sağlanmaz, bu fırtına, insanları birbirine düşürürse, her şey biter. Eğer bir buz parçası nevindeki enaniyetler Kevser-i Kur’aniden süzülen havuza atılıp eritilmezse, kızgın kumlara teker teker düşüp buharlaşan yağmur taneleri gibi yok olurlar. Bu hususu Üstad Hazretleri şöyle izah ediyor: “Nasıl insanın bir eli diğer eline rekabet etmez, bir gözü bir gözünü  tenkit etmez, dili kulağına itiraz etmez kalb ruhun ayıbını görmez. Belki birbirinin noksanını ikmal eder, kusurunu örter, ihtiyacına yardım eder, vazifesine muâvenet eder. Yoksa o insanın vücudunun hayatı söner, ruhu kaçar, cismi de dağılır. Hem nasıl ki, bir fabrikanın çarkları birbiriyle rekabetkârâne uğraşmaz, birbirinin önüne geçip tahakküm etmez, birbirinin kusurunu görerek tenkit edip, çalışmaya karşı şevkini kırıp atâlete uğratmaz. Belki bütün istidadlarıyla, birbirinin hareketini umumî maksada yöneltmek için yardım ederler; hakikî bir tesanüd, bir ittifak ile gaye-i hilkatlerine (yapılış hedeflerine) yürürler. Eğer zerre mikdar bir taarruz, bir tahakküm karışsa, o fabrikayı karıştıracak, neticesiz akîm bırakacak. Fabrika sahibi de o fabrikayı bütün bütün kırıp dağıtacak.
“İşte ey Risale-i Nur şâkirtleri ve Kur’an’ın hizmetkârları! Sizler ve bizler öyle bir İNSAN-I  KÂMİL ismine lâyık bir ŞAHS-I  MÂNEVÎNİN  ÂZALARIYIZ ve hayat-ı ebediye içindeki saadet-i ebediyeyi netice veren bir fabrikanın çarkları hükmündeyiz. Ve sâhil-i selâmet olan Dârü’s-Selam’a ümmet-i Muhammediyeyi (S.A.S.)  çıkaran Rahmanî bir gemide çalışan hademeleriz. Elbette dört fertten bin yüz on bir manevî kuvveti temin eden İhlas Sırrını kazanmakla tesanüd ve hakiki ittihada muhtacız ve mecburuz.
“Üç tane bir, ittihad edip yan yana gelmezse, üç kıymeti var. Sırr-ı adediyet ile ittihad etse, (ve yan yana dizilse) yüz on bir kıymet alır. Dört tane dört, ayrı ayrı olsa on altı kıymeti var. Eğer kardeşlik sırrı ve maksatta ittihad ve vazifede ittifak sırrı ile tevafuk edip bir çizgi üstünde omuz omuza verseler, o vakit dört bin dörtyüz kırk dört kuvvetinde ve kıymetinde olduğu gibi, hakiki ihlas sırrı ile, on altı fedâkâr kardeşlerin manevî kıymet ve kuvveti dört binden geçtiğine, pek çok tarihi hadise şahitlik etmektedir.
“Bu sırrın sırrı şudur ki; hakikî samimî bir İTTİFAK’ta, her bir fert, diğer kardeşlerin GÖZÜ ile de bakabilir, KULAKLARI  ile de işitebilir. Güya gerçek mânada ittihad etmiş  on tane adamın her biri YİRMİ GÖZ ile bakıyor, ON AKIL  ile düşünüyor, YİRMİ  KULAK  ile iştiyor, YİRMİ  EL  ile çalışıyor bir tarzda mânevî kıymeti ve kuvvetleri vardır.”
Düşünelim bir kere; herbiri yirmi gözle bakan, on akılla düşünen, yirmi kulakla işiten, yirmi elle çalışan  ON  TANE  YİĞİT… Bunlar karşısında binlerce RAMBO  olsa ne işe yararlar!
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Van’da kendi dersanesinde Horhor Medresesinde ders verirken, orada okumak isteyen talebelere, “Buyurun önce bizimle üç-beş gün kalın eğer beğenirseniz ve bizimle kalabilecekseniz benim de bir şartım olacak onu kabul ederseniz bu Medresenin talebesi olabilirsiniz” diyormuş. Kabul edenlere,  “Benim talebem, ölünceye kadar benden ayrılmaz. Buna söz veriyor musunuz?” diyormuş. Kabul edeni alıyor, etmeyeni almıyormuş. Onun için 1914’de Birinci Cihan Savaşı patlayınca hiçbirisi  Üstad’dan ayrılmamış onunla beraber savaşmışlardır. Hatta 13  yaşındaki yeğeni Ubeyd bile… Üstad’ın “Hakkımı helal ettim… Gidebilirsin” demesine rağmen. “Hayır dayım, hayır Üstadım ölünceye kadar ayrılamam… Sana söz verdim” demiş ve şehid olmuştur. Birinci Mektup’ta “Hayatın Mertebeleri”ni anlatırken Üstad orada bahseder ve “Ubeyd’in şehitler mertebesinde” olduğunu rüyamda gördüm, kendisini ölmüş bilmiyor.” diyor. O zamanki  talebeleriyle ve daha sonrakilerle Üstad Hazretlerinin münasebetleri hep böyle idi. Onlar Üstadlarına her şart ve atmosferde sadık kalmışlar ve bu iman ve Kur’an Hizmetini mübarek bir emanet olarak bizlere taşımışlardır. En zor şartlarda, hapislerde ve işkencelerde hep yanında olmuşlar ve birbirlerine tutunarak, birbirlerine dayanarak bütün en şiddetli fırtınalar ve tufanlarda dimdik ayakta durmuşlardır.
İhlas Risalelerde verilen misallerde dört tane dört tane dördün nasıl 4444 değerinde olduğu gösteriliyor. Gerçekten Üstad Hazretleri bir avuç talebesiyle cihan çapında Hizmetler etmiştir. Bu gerçeğin bize ÖRNEK  olması gerekir…
Abdullah Aymaz

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu