Yazarlar

Evrak-ı perişandan | Safvet Senih

Bir arkadaşımız çok sıcak bir Afrika ülkesinde Ortaasya ülkelerinden gelen  bir öğretmenle karşılaşıyor. İsmini ve ülkesini soruyor.  “Narin”liyim, deyince, “O soğuk ülkeden bu bunaltıcı sıcakların olduğu yere niçin geldin, burada ne işin vardı?” diye soruyor. O da, “Bizim oraya Türkiye’den gelen fedâkâr öğretmenlerimizin ne işi var idi ise, ben de o iş için geldim. Ben coğrafyada  bile bu ülkenin ismini görmemiştim. Ama öğretmenlerim, rehberlerim çok sağlamdı. Onların yapacakları gibi yapmak istiyorum. Bindim uçağa ve geldim bu imrendiğim işin başına!..
* * *
Üstad Hazretleri Haşir Risalesinin yazılması ile ilgili olarak diyor ki: “Kardeşim benim Maarif  Şûrasının (gençlere haşri inkâr ettirme planına dair) bir karar aldığından haberim yoktu. Cenab-ı Hak, onların kararına karşı Haşir Risalesinin yazılmasını bana ihsan etti. Yoksa ben kendi arzumla ve hevesimle yazmış değilim; ihtiyaca binaen yazıldı.”
Talim – Terbiyedekilerin eline Haşir Risalesi geçince, “Bu zâtın bizim yaptığımız her şeyden nasıl haberi oluyor? Böyle Risaleler olunca, biz bu millete, istediğimizi yaptıramayız” diyorlar. Bunu da Kâzım Karabekir Paşa, Üstad’a haberi veriyor…
* * *
Gençlik Rehber Mahkemesi için İstanbul’da açılan davada 1952  ve 1953 senelerinde Ziya Arun ile Muhsin Alev Konevi Ağabeyler Üstad  Hazretlerinin yanında bulunan talebelerindendir. Hatta bir Nevruz günü Muhsin Alev Ağabey “Gel bu gün bütün canlıların ve hayvanatın bayramıdır; biz de iştirak edelim” diyerek kırlara çıkmış, kuşlara yem hatta köpeklere yiyecek vermişler.
Bu iki ağabeyimiz  Üstad’a İngiltere’den bir art niyetli bir oryantalistin gelip üniversitede,  Kur’an’ın yedi kat sema hakikatına karşılık, hâşâ öyle olmadığına dair bir hafta içinde BEŞ GÜN Edebiyat Fakültesi Salonunda Konferans vereceğini haber vermeleri üzerine Üstad Hazretlerinin İşaratü’l-İ’caz tefsirinden ve Lem’a’lar’da yedi kat sema ile ilgili bölümleri birleştirip bir broşür yapmalarını söylemesiyle hemen bunları çoğaltıp öbür gün konferanstan önce herkese dağıtmışlar, oryantalistin konuşacağı yere de bir nüsha koymuşlar. Adam alıp okuyunca tasını tarağını toplayıp hiçbir konuşma yapmadan çekip gitmiş… Bunlar Necmeddin Şahiner’in Son Şahitler kitaplarında anlatılıyor.
* * *
Ahmet Feyzi Kul Ağabeyimiz, Denizli Hapsinde kalırken, Meyve Risalesinin yazılıp dışarıda teksir edilerek her tarafa yayılışını anlatırken diyor ki: “Halbuki dışarıda kuş uçurtulmuyordu. Hatta Üstad hapishanede olduğu halde Denizli’nin bazı camilerinde görülmesi üzerine silahlı görevliler, havada uçarak mı  gidiyor diye kuş avlamaya çalışır gibi elleri tetikte cezaevinin etrafında bekliyorlar!..”
* * *
Gençliğin Nur Risalelerine ihtiyacına göre Zübeyir Gündüzalp Ağabey bütün samimiyetiyle şöyle diyor: “Eğer kağıt ve mürekkebi yok etseniz bile; derimizi kağıt, kanımızı mürekkep yapıp bu hakikatları yazmaya azimliyiz!”
Gerçekten bu Kur’anî hakikatler, en derin İslâmî incelikler herkesin anlayacağı şekilde sehl-i mümtenî tarzında akla, kalbe, hatta nefsei hevâya ve vehme tesir edecek temsillerle en güzel biçimde Risale-i Nurlar’da anlatılmıştır. O harika temsiller için Üstad Hazretleri AVAM  FELSEFESİ diyor, çocuklar da halk da anlayabilir.
* * *
Hocaefendi, “Üstad Hazretleri ile Hulusî, Hafız Ali, Hasan Feyzi, Santral Sabri ve Sıddık Süleyman gibi Ağabeyler arasında doku uyumu var.” demişti. Kendisine, ömrünü vermek isteyen bunu samimî olarak Cenab-ı Haktan yalvaran sapa sağlam iken üç günde vefat eden bir  ağabeyimizden bahsedince de: “Herkesin  vermesi olmaz. Ancak arada doku uyumu olması gerekir” diye karşılık vermişti. Demek ki, merhum Abdullah  Süslü Ağabeyimizle arasında doku uyumu vardı.
* * *
Görebildiğime göre, bu güzel Hizmette her şartta ve zeminde, ter ü taze doğuşlar  vardır elbette. Hem de her mevsimde ve her renk. Açmakta Muhammedî güller yedi verenlere denk. Kardelenler gülümser, kışın tipi ve boranında bile…
* * *
1971’de meşhur 54 kişilik İzmir davasında, M. Fethullah Gülen Hocaefendi’nin peder-i muhteremi Sıkıyönetim Askeri mahkemede iftiracıları dinlemiş canı sıkkın vaziyette kaldığı eve geliyor. Kendisine “Hocam yüzünüz niye bu kadar asık?”  diye soruyorlar. Râmiz Hoca kendine has ifadesiyle  “Bu gün mahkemede, din-iman pazarı vardı. Yine bazı hâsid kişiler iftiralar attılar ve dinlerini sattılar. (…)” diyor.
Herkes bir hesap içinde
Hesap var hesap içinde 
Öyle bir hesap var ki, bir de…
Bütün hesaplar üstünde 
Hükm-ü kader diye
Kaynak: Safvet Senih  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu