Yazarlar

Endonezya Nasıl Müslüman Oldu? | Mithat Tayyar

Endonezya yaklaşık iki yüz yetmiş üç milyonluk nüfusuyla dünyanın en kalabalık dördüncü nüfusuna sahip bir ülke. Müslümanların en yoğun yaşadığı yerlerden birisi. Umreye gittiğinizde her tarafta görürsünüz bu memleketin insanlarını. Kısa boylu ve güleç yüzlüdürler. Kimseye kaba davranmazlar. İbadetlerini en güzel şekliyle yapmaya çalışırlar. İyi ama gemiyle Mekke’den yaklaşık sekiz bin kilometre uzakta olan bu insanlar X-XIII asırdan itibaren nasıl müslüman oldular?

Eski zamanlardan beri kumaş ticaretiyle meşgul olan müslüman tüccarlar dünyanın değişik yerlerine gidiyor ve mallarını pazarlıyorlardı. Onlardan birisi Endonezya’ya yerleşmiş ve orada bir dükkân açmıştı. Bir gün iş yerine geldiğinde yanında çalıştırdığı elemanı kendisine normal kazançlarından çok daha fazla miktarda bir para verince şaşırdı ve bunun sebebini sordu. Çünkü satılan mal aynı, kazanç ise fazlaydı. Elemanı kendisine, normal fiyata satılan bir malı bir müşteriye üç beş kat fazlasına sattığını söyledi. Tüccar bu duruma çok üzüldü ve aldatılan müşteriyi aramaya başladı. Sonrasında bu müşteriyi buldu ve fazla tahsil edilen miktarı kendisine tekrar iade etti. Bu olay kısa zamanda her yere yayıldı.

Tüccardaki bu güzel ahlakın dininden kaynaklandığını öğrenen halk yavaş yavaş islama girmeye başladı. Tüccar onlara islamı, sadece davranışlarıyla anlatmıştı. Davranış dünyadaki en evrensel dildir. Ve etrafınızdaki insanlar sizin sözlerinizden çok davranışlarınıza bakar. Şu an müslümanların dünya üzerinde yaşadığı en büyük problem, onu temsil noktasında hakkıyla yaşamamalarıdır. Herkes islamı anlatıyor ama onu yaşama problemi var. Hocaefendinin ifadesiyle “Kulaklar doydu, gözler aç.”

Benzer bir duruma ben de Almanya’da şahit olmuştum. Almanya’ya yeni geldiğimde bir Almanca kursuna başlamıştım. Bu kursa kardeşimle beraber gidiyorduk. O, kursa benden iki hafta önce başladığı için mekânın acemiliğini de atmıştı. Kurs öğleden sonraydı ve öğle namazını orada kılmak zorundaydık. Kardeşim öğle namazını nerede kalabileceğini sorduğunda, kurs yetkilileri‚ ‘Burası özgür bir ülke, kursun istediğiniz yerinde namazınızı kalabilirsiniz.’ demişler ve boş bir sınıfı göstermişler. Kardeşim de sınıfta bulunan başka bir müslüman olan genç ve sempatik Afrikalı Ahmet’le cemaat yaparak namazlarını kılmaya başlamış.

Kursa, ben başladıktan sonra ise artık kardeşim, Ahmet’le değil benimle cemaat yaparak namaz kılmaya başladı. Tabi ben yeni olduğum için buna dikkat etmemiştim. Ama kursta bulunan bayan öğretmenimiz, namazımız bittikten sonra, bana oldukça nezaketli, ama biraz da şaşkın bir şekilde ‘Mithat, neden Ahmet’le birlikte namaz kılıyorsunuz.’ diye sordu. Ahmet’i zenci olduğundan dolayı dışladığımızı zannediyordu. Halbuki bizim asıl problemimiz seccademizin yeterli sayıda olmamasıydı. Çünkü kardeşimden başka kimse seccade getirmemişti. Ben kendisine birazcık Almancamla sadece ‘Teppich klein’ yani seccade küçük, diyebildim. Bunun üzerine gülümsedi ve “Ahh ja, okey” dedi.

İlerleyen zamanlarda iyi bir diyalog kurduğumuz bu hanımefendi, Ramazan ayına yaklaştığımızda: “Mithat, biliyor musun? Buraya kursa gelen benim gördüğüm müslümanlar, Ramazan’ın başında üç beş gün oruç tutar, sonra da bırakırlar” demişti. Gerçekten de kurstaki müslümanların birçoğu üç beş gün oruç tutup sonra oruç tutmayı bırakmışlardı. İşin daha ilginci ise sınıfta bulunan Yezidi arkadaşlar bize saygıdan dolayı Ramazan ayı diye yanımızda bir şey yiyip içmezken, oruç tutmayı bırakanların lakayt bir şekilde ulu orta yeme içmeleriydi.

Endonezya Nasıl Müslüman Oldu? | Mithat Tayyar 2

Demem o ki, bu insanlar ilk defa bizimle karşılaşmıyorlar. Tezgâhlarından çok insan geçmiş. Doğru insanlarla muhatap olup güzellikleri onlarda görene kadar bu işin müşterisi olmayacaklar. Hiç kimse çamura bulanmış altın veya elmasın gerçek olmasına ihtimal vermez, ta ki onları mücevher satan kuyumcunun tezgâhında görene kadar.

Mithat Tayyar

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu