Yazarlar

Elia Kazan ve Cadı Avı | RECEP ATICI

Elia Kazan, biyografi türünde kaleme aldığı “Bir Yaşam” adlı kitabında 94 yıllık hayatını şu üç satırda özetler: “Zamanında ben de birçok kez deri değiştirdim, birçok insanın gıpta edeceği bir hayat yaşadım; çok şiddetli, acımasız değişimlerden geçtim. Olanları genellikle acı tecrübelerle fark ettim. Pişmanlığı tattım, suçluluğu bir kambur gibi sırtımda taşıdım, gururun da en zirvesini gördüm. Ah! Evet, ne günler geldi geçti!”[1]

Kayserili Rum bir ailenin çocuğudur olan Kazan, 7 Eylül 1909’da İstanbul’da dünyaya gelir ve henüz 4 yaşındayken aile, ABD’ye göç eder. Asıl adı Elias Kazancıoğlu’dur.[2] Aile, daha sonra ismini değiştirtmiştir. New York eyaletindeki New Rochelle’de büyüyen Kazan, orta eğitimini burada tamamlar ve sonrasında Yale Üniversitesinde tiyatro bölümü okur. 1932 yılında New York’ta oyuncu olarak tiyatroya başlayan Kazan’ın ünü kısa sürede bütün Amerika’ya yayılır ve ABD’nin en iyi yönetmenleri arasına girer.

1934’te Komünist Parti’ye giren Kazan, daha fazla insana ulaşabilmek için sinemaya yönelir. Anatole Litvak’ın yönettiği ‘City of Conquest’ filminde rol alan Kazan,1944 yılından itibaren sinema filmleri yönetmeye başlar. 1947 yılında çevirdiği ‘Gentleman’s Agreement’ (Centilmenlik Anlaşması) filmiyle üç Oscar ödülü kazanır. Bundan sonra Cheryl Crawford ile ‘Actors Studio’ aktörlük okulunu kurar. Açtığı bu okul vasıtasıyla unutulmaz bir oyuncu olan Marlon Brando ile beraber birçok oyuncuyu Hollywood’a kazandırır.

Soğuk savaş döneminde ABD Temsilciler Meclisi‘nde kurulan anti-komünist komitası, özellikle 1950’lerde ivme kazanır. Eski bir komünist olan Kazan da 1954’te çektiği ‘Rıhtımlar Üzerinde’ filmi ile bir boksörün işçileri örgütleme öyküsünü sahneye taşır. Bu yüzden Kazan da soruşturmaya tabi tutulur. McCarthy’nin kurduğu muhbirlik rejiminin baskılarına dayanamayan Kazan, HUAC’a (Amerikan karşıtı faaliyetleri izleme komitesi) verdiği ifadede 8 arkadaşını kişiyi ihbar eder. Bu yüzden Charlie Chaplin, Orson Welles, Paul Robeson gibi dev sanatçılar ülkeyi terk etmek zorunda kalır. Bu arada başta Arthur Miller olmak üzere birçok yakın arkadaşıyla arası açılır.

Kazan’ın ihbar ettiği senarist Abraham Polonsky, 1999 yılında Kazan’a, Onur Oscar’ı verileceğini duyunca ‘Umarım ödülünü alırken birisi onu vurur’ der. Orson Welles ise ‘Kazan, bir haindir, arkadaşlarını daha yüksek bir maaş alabilmek için McCarty’e sattı’ şeklinde eleştirir. Arkadaşı Arthur Miller de “cadı kazanı” oyununu yazıp sahneleyerek eski dostunu ağır bir dille örseler. 71. Akademi Ödüllerinde ‘Yaşam boyu Onur Ödülü’ verilmek istenen Kazan, geçmişte yaptığı bu ihbarlar yüzünden çok şiddetli protesto edilir ve Hollywood çalışanları arasında ciddi tartışmalara sebep olur. Tören gecesi, yaklaşık beş yüz kişi pankartlarla, akademiyi protesto eder. Her şeye rağmen Robert De Niro ve Martin Scorsese’nin elleriyle ödül verilir. Tören ayakta alkışlanması gerekirken Speilberg, Jim Carrey, Laura Dern gibi aktör/aktristler, Kazan’a tepki olarak ayağa kalkmadan alkışlarlar. Nick Nolte, Ed Harris, Jan Mckellen gibi aktörler ise hiç alkışlamadan ve asık bir yüzle tepki verirler. Böylece Oscar tarihinin en garip ödül törenlerinden biri olur. Bu törenden sonra tamamen sessizliğe bürünen Kazan, arkada birçok düşman ve unutulmaz filmler bırakarak 94 yıllık görkemli hayatına 28 Eylül 2003’te veda eder.[3]

Ülkemizde de ‘cadı avıysa, cadı avı’ denen zulmü yapanların işini bilerek ve isteyerek kolaylaştıranlar, yaptığı muhbirlikle McCarthy rejimine payanda olan Elia Kazan gibi itiraf adı altında ihbar ve iftira ateşine odun taşımışlardır. Elia Kazan, Hollywood’da beraber çalıştığı meslektaşlarına yaptığı muhbirlikten dolayı -50 yıl geçmiş olmasına rağmen- affedilmemiştir. Bu açıdan Hizmet hareketine itiraf adı altında ihbar ve iftira edenler de elbette yaptıkları bu hatanın utancıyla bir ömür boyu -tefessüh etmemişse- vicdan azabı çekeceklerdir. Şayet bilerek ve kasti yapmışlarsa ona hata denemez ve kul hakkına girdiği için affedilmesi de mazlumların vicdanına kalmıştır.

Son olarak işin bir de ahirete bakan yönü var ki, onunla ilgili Hocaefendi’nin yorumu da şöyle: “Bazıları işin içinden sıyrılmak için arkadaşlarının aleyhinde konuştular, yalan söylediler ve önlerine konan kâğıtlara imza attılar. Bu mevzuda tercihi yanlış yaptılar. Zira bir mü’minin aleyhinde konuşma, yazılan yalanı imza etme, düpedüz iftira, bühtan ve günah-ı kebâirdir. Bunu “bilerek yaptıysa, yapmada da mahzur görmüyorsa,” zavallı -farkına varmadan- İslam yolunda (!) kâfir olur. Çünkü, günah-ı kebâir, tevbe ile zâil olur; fakat insan yaptığı “günahı, gıybeti, iftirayı, bühtanı, mahzursuz görerek, sürekli tekrar ediyorsa;” beş vakit namaza beş de ilave ederek, on vakte çıkarsa, yine kâfir, yine kâfir, yine kâfirdir!..[4]  İşte burası sözün bittiği yerdir.

 

[1] Nurten Bengi Aksoy,Elia Kazan; Günahları ve Sevaplarıyla Dünyaca Ünlü Anadolulu Bir Yönetmen” | ListeList.com.

[2] Elia Kazan Biyografi.info.

[3] Aksoy, a.g.yer.

[4] Fethullah Gülen, “Özgür Herkul” Kazanma Kuşağındayken Korku, İftira ve Gıybet. 14.01.2018

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu