Yazarlar

Efendimiz’in(s.a.s) darda kalmışlara karşı tutumu | Osman Beyzavi

“İnsanı Allah’a yaklaştıracak en mühim ibadet gönül yapmaktır.” der Süfyan-ı Sevrî hazretleri. Abdullah b. Abbas (Radıyallahu anhuma): “Bir kardeşinin gönlünü almak Allah katında en büyük sadakadır.” buyurmuştur. Özellikle sıkıntıya düşmüş, çeşit çeşit dertler başına kara bulutlar gibi çökmüş, dünya bütün genişliğine rağmen daraldıkça daralmış bir mümine karşı en önemli vazife onun dertlerine ortak olmak, belki birlikte birkaç damla gözyaşı dökmek ve onun gönlünü ferahlatmaktır. Zira bazen sıkıntılar karşısında herkes her zaman aynı direnci gösteremeyebilir, aynı seviyede moral ve motiveyle yoluna devam edemeyebilir.

Bir müminin, mümin kardeşine karşı en önemli vazifelerinden birisi onu dertleriyle başbaşa bırakmamak, elden geldiği kadarıyla ona yardımcı olmak, ihtiyaçlarını gidermektir. Nitekim Efendimiz (Aleyhisselatu ve’s-Selam): “Mümin müminin kardeşidir. Ona zulmetmez, başına gelen bir musibette onun yanında durur, onu zalimin zulmüyle tek başına bırakmaz. Kim mümin kardeşinin yardımına koşarsa Allah da onun yardımına koşar. Kim kardeşinin bir sıkıntısını giderirse Allah Teâla onun dünya-ahiret bir çok sıkıntısını giderir…” (Buhari, Mezalim, 4) buyurmuştur. Bu dünyada kardeşlerimize karşı yaptığımız cemilelerin hem bu dünyada hem de ötede kurtuluş dünya-ahiret sıkıntılardan kurtulmaya vesile olacağını ifade buyurmuştur.

Efendimiz her meselede olduğu gibi bu meseleyi de zirvede götürmüş, ashab-ı güzînin büyük-küçük birçok problemiyle bizatihi ilgilenmiştir. Nitekim Tevbe suresinde Ashab-ı güzinin dünyevî-uhrevî en ufak bir sıkıntıya düşmelerinin Efendimiz’i (Aleyhisselatu ve’s-Selam) çok üzeceği bildirilmiştir. Onlara karşı göstermiş olduğu düşkünlüğü, azami şerkati takdir ifadeleriyle zikretmiştir: “Size kendi aranızdan öyle bir Peygamber geldi ki zahmete uğramanız ona ağır gelir. Kalbi üstünüze titrer, müminlere karşı pek şefkatli ve merhametlidir.” (Tevbe Suresi, 9/128) Evet O hayatı boyunca ashab-ı güzininin üzerine titremiş, onları üzecek her türlü problem karşısında onların yanında yer almıştır.

  1. CABİR’LE ÇOK YAKINDAN İLGİLENMESİ

Hz. Cabir’in babası Abdullah Uhud savaşında şehit düşmüştür. Genç yaşta hem babasının borçları üzerine kalmış hem de 6 kız kardeşinin geçimini sağlamak zorunda kalmıştır. Allah Rasulü (Aleyhisselatu ve’s-Selam) bu mağduriyetinden dolayı Hz. Cabir’le çok yakından ilgilenmiştir. Babasının şehit olduğunda üzüldüğünü görünce babasının Allah Teala’nın iltifatına nail olduğunu, Cenab-ı Hakk’ın babası Hz. Abdullah’la perdesiz-hicapsız konuştuğunu haber vererek teselli etmiştir. (Tirmizi, Tefsiru’l-Kuran, 4) Hz. Peygamber onu bazen devesinin arkasına bindirmiş, hastalığı zamanında ziyaretine gitmiş, farklı sıkıntılara maruz kaldığı noktalarda onun yanında olduğunu hissettirmiştir.

Evet Hz. Cabir babasının şehit olmasının ardından geriye kalan borçlarını ödemekte çok zorlanmıştı. Çünkü Yahudi alacaklılar Hz. Cabir’in borçların karşılığın olarak teklif etmiş olduğu hurma bahçesinin mahsulünün az olduğunu düşünerek kabul etmemişlerdi. Başka geliri olmayan Hz. Cabir durumu Efendimiz’e anlatınca birlikte hurma bahçesine gittiler. Orada Efendimiz dua buyurdular. Hurmalar toplandıktan sonra Hz. Peygamber borçların dağıtımını bizatihi kendi eliyle yaptı. Dağıtılan ürün bütün borçları ödediği gibi mucizevi olarak hiç eksilmemişti. (Buharî, Vasaya, 37)

 Bir seferinde ise Hz. Peygamber Zaturrika Gazvesi’nden dönerken Hz. Cabir’in devesinin çok zayıf ve bakımsız olduğunu fark etti. Efendimiz ona devesini çöktürmesini söyledi sonra eline aldığı bir sopayla deveye hafifçe vurduğunda dermansız hayvan birçok deveyi geride bırakacak şekilde canlandı. Yol boyunca ise Hz. Cabir’le sohbet etti ona evliliğini sordu. Yine bu yolculukta maddi sıkıntıda olduğunu bildiği Hz. Cabir’den devesini Medine’de teslim etmek üzere satın aldı. Medine’ye vardıklarında Hz. Câbir deveyi teslim etmek üzere gidince, Efendimiz devenin fiyatı olarak anlaştıkları miktarı Hz. Bilal’den vermesini istedi. Hz. Bilal anlaşılan miktarı fazlasıyla verdi. Tam çıkmış giderken Efendimiz Hz. Cabir’in yeniden çağırılmasını istedi. Efendimiz’in deveyi tekrar geriye iade etmesinden endişe eden Hz. Cabir tekrar huzura çıktı. Efendimiz: “Deven de parası da senin olsun” diyerek ona devesini tekrar iade etti. (Buhari, Vekale, 8; Şurut, 4)

Efendimiz'in(s.a.s) darda kalmışlara karşı tutumu | Osman Beyzavi 2

Bu Hz. Cabir’le sınırlı değildi Efendimiz adeta sahabeye kendini adamıştı. Sanki isteseler canını dahi hiç tereddüt etmeden verecekti. Nitekim bir seferinde birisi gelip Efendimiz’den bir şey istemişti, Allah Rasûlü ona istediği şeyi verdi. Bir başkası gelip istemiş, O yine vermişti. Başka biri istediğinde ise, verecek bir şey kalmadığı için Allah Rasûlü “Vallahi benim elimde de bir şey yok, inşaallah gelince veririm!” deyip vaad etmişti; yani mal eline geçtiği ilk fırsatta ona verecekti. Hazreti Ömer bu duruma fevkalâde üzülmüştü. Allah Rasûlü’nün bu derece rahatsız edilmesi karşısında dizleri üzerine doğruldu ve “İstediler verdin. Bir daha istediler yine verdin. Bir daha istediler vaad ettin. Yani, kendini bu kadar eziyete sokma yâ Rasûlallah!” dedi. Ancak bu sözler, Allah Rasûlü’nün hiç hoşuna gitmemişti. Kaşlarının hafif çatıldığını gören Abdullah b. Huzâfetü’s-Sehmî ayağa kalkmış ve Ver, Ey Allah’ın Rasûlü! Hep böyle bol bol infak et. Sakın Arş Sahibi Allah’ın Seni fakir bırakacağını ve Senden nimetlerini kesivereceğini zannetme, bu konuda endişeye girme!..” demişti. İki Cihan Serveri tebessüm buyurdu ve ardından şöyle dedi: “İşte Ben de bununla emrolundum.” (Kenzu’l-Ummal, 6. Cilt, s.577, Hadis nmr,16990)

MUDAR KABİLESİNE YAPILAN YARDIM

Evet Efendimiz elinde olanı hiçbir şey kalmayınca kadar veriyor, elinde olmadığında ise sahabenin himmetine başvuruyordu. Hz. Cerir b. Abdullah: “Günün birinde erken vakit Efendimiz’in huzurundaydık. O esnâda Mudar Kabîlesi’nden, kılıçlarını kuşanmış, yoksulluk sebebiyle yün elbiseler giyinmiş yarı çıplak, bir grup insan geldi.

Onların bu şekilde fakr-u zaruretini görünce Efendimiz’in üzüntüden rengi değişti. Hemen evine girdi çıktı. Sonra Hz. Bilâl’den ezan okumasını istedi. Sonra kamet getirdi ve Efendimiz namaz kıldırdı. Akabinde şu şekilde bir konuşma yaptı: bir gözeticidir.

Ey insanlar! Sizi bir tek kişiden yaratan ve ondan da eşini yaratıp o ikisinden birçok erkekler ve kadınlar meydana getiren Rabbinize karşı gelmekten sakının.. Allah sizin üzerinizde tam bir gözeticidir. [Nisâ sûresi (4), 1]. Sonra da Haşr suresinin sonundaki şu âyeti okudu:

“Ey iman edenler! Allah’dan korkun, herkes yarın için ne hazırladığına baksın” [Haşr sûresi (59), 18]. Sonra: “(Sizden bir civanmert) adam altınından, gümüşünden, elbisesinden, bir sa’ bile olsa buğdayından, hurmasından sadaka verebilse.. hatta yarım hurma bile olsa sadaka verse” buyurdu.

Bunun üzerine ensardan birisi, ağırlığından dolayı neredeyse kaldıramayacak derecede zorlandığı bir torbayla geldi. Bunun üzerine insanlar peşi peşine vermeye başladı. Sonunda yiyecek ve giyecekten iki yığın oluştuğunu gördüm. Baktım ki Resûl-i Ekrem sallallahu aleyhi ve sellem’ in yüzü gülüyor, sanki altın gibi parlıyordu. Sonra Peygamber Efendimiz şöyle buyurdu:

“Kim İslâm’da iyi bir yol açarsa, güzel bir uygulama başlatırsa daha sonra gelen sevapları da onun hanesine yazılır. Ama onların sevabından hiçbir şey eksilmez. Her kim de İslâm’da kötü bir yol açarsa, o kişiye onun günahı vardır. O kötü çığırda yürüyenlerin günahından da ona pay ayırılır. Fakat onların günahından da hiçbir şey eksilmez.” (Müslim, Zekât 69.)

 

  1. UMAME’YE ÖĞRETTİĞİ DUA

Evet Efendimiz yeri geldiğinde muhtaçların yardımına koşma adına sahabenin himmetine başvurmuş, az dahi olsa böyle bir sevaba herkesin iştirak etmesini sağlamıştı. Bir başka hadise ise borçlarından dolayı çok dertli olan Hz. Ebû Umame’nin mescide gelmesiyle yaşanmıştır.

Efendimiz (Aleyhi’s-Selam) bir gün mescide girdiğinde Ensar’dan Ebû Umame’yi görür.

Efendimiz: “Ebu Umame! Namaz vakti de değil, neden mescide gelmiş oturuyorsun?” der.

O da: “Ya Rasulallah borçlar iyice beni bunalttı.” der. Efendimiz bunun üzerine: “Ey Ümame sana bir dua öğreteceğim eğer bunu okursan Cenab-ı Allah senin dertlerini götürür, borçlarını da ödemeyi nasip eder. Ben “Tabii ki Ya Rasulallah” dedim. O da: “Sabah-Akşam şu duayı yap:

اللهم إني أعوذ بك من الهمِّ، والحزن، وأعوذ بك من العَجْز، والكَسَل، وأعوذ بك من الجُبْن والبُخْل، وأعوذ بك من غَلَبَة الدَّيْن، وقَهْر الرجال

(Allâh’ım! Üzüntüden ve kederden sana sığınırım. Aczden ve tembellikten sana sığınırım, korkaklıktan ve cimrilikten sana sığınırım. Borcun galebe çalmasından ve insanların kahrından Sana sığınırım.)

Ebû Ümâme (r.a.) der ki; “Ben bu duâyı yaptım Allâh (c.c.) benden gamımı giderdi, borcumu ödedi.” (Ebû Dâvud, Salât 367)

 

SONUÇ

Efendimiz (Aleyhi Ekmelu’t-Tehaya) hayat-ı seniyyeleri boyunca sıkıntısı olan hiçbir kimseyi dertleriyle baş başa bırakmamış, mutlaka sıkıntısı olanların sıkıntılarını gidermeye çalışmıştır. Bazen kendisi bizatihi yardımda bulunmuş bazen ashabın himmetine başvurmuş ve ihtiyaç sahiplerinin yardımına koşmuştur. Ashabının üstüne tir tir titremiş, her türlü sıkıntıda yardımlarına koşmuştur. Başta ashabına, sonrasında bütün ümmetine de başkalarına yardımcı olmayı tavsiye etmiş, onların sıkıntılarını gidermenin dünya-ahiret sıkıntılarını hafifleteceğini ifade etmiştir.

Hizmetten | Osman Beyzavi

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu