Yazarlar

Değişim arefesi | Sümeyra Emektar

 

Evren sürekli bir değişimle mucize bir düzen ortaya koyar. Bu değişim insan dışındaki her varlık için tercih gerektirmeyen bir düzende ilerler. Örneğin bir su damlası yağmur, buhar,buz gibi halleriyle değişimin sürekliliğine hizmet eder ama hangi hale ne zaman bürüneceğine karar vermesi gerekmez, şartların gerektirdiğini yapar. İnsanda durum farklıdır, değişim çoğunlukla tercih edilebilirdir. Belki bu ayrıcalıkla  John Fowles’in dediği gibi “Evren aynı kalmak, bizse farklı olmak için değişiriz.”

Nitekim insan irade veya şartlarla yaşadığı, küçük veya büyük her değişimin sonunda eskisinden farklı bir yerde veya farklı bir bakışla devam eder hayata. Hele de bilmediği birçok şey öğrendiği veya çok yara aldığı durumlarda  gereken değişiklikler, hayat için kırılma noktaları olma niteliğindedir. Genellikle birkaç ihtimal içerir bu tercihler. Sonu kestirilmeyen ihtimaller, iradenin önünü kesen öncelikler, mevcud konforu kaybetme gibi korkular değişimi zorlaştırsa da değişimin önüne geçilemez, ya yavaşlatılır ya da yönü değiştirilebilir. Değişim arzusu insanın ruhunda bir kere salınınca eskinin aynıyla kalabilmesi artık mümkün değildir.

Değişimin tekamülle olan organik bağı insan için cezb edicidir. Fıtratın gereği olan tekamül, alışılagelmiş düzenin yorduğu  yerde değişime zorlar. Tekamül vaad eden her güdü insanı iteler, alma-verme dengesi sağlansın ister. Diğer yandan mevcud olanda ki konforu kaybetme korkusu felç eder iradeyi. İnsan değişim arzusunu bu korkularla yatırır kuluçkaya.  Yeni bir ruh saklayan yumurta gibi dikkatle ve tutkuyla geliştirir, dışarıdan gelen müdaheleleri yadırgar, vaktinden önce inen sabırsız darbeleri mevcut bünye ile iyileştirir ve çatlakları kapatır. Çünkü insan için şartların yeterince olgunlaşmaması korkularına karşı savunmasız kalmak anlamına gelebilir.

Kabuk ya insandan gelen iradi bir hamle ya da şartların cüretkar gerekliliğiyle ilk darbeyi alır ve bu vuruş değişimin devrimini başlatır. Bünyeye dar gelen mevcut hal kırılır ve öncesiyle benzerlik gösterse de öncesiyle aynı olması mümkün olmayan bir  dünya doğurur. Tekamül bir parçasını daha bulmuş olur. Farklılık, edinilen tecrübe veya  iradenin  inkişafıyla ruh yepyeni bir güç kazanır. İşte bu yüzden netice itibariyle kaybettirmiş görünen değişimlerde dahi hakikatte fıtrat kazanmıştır.

Bu yüzden değişim arzusu kıymetli bir devrim niteliğinde değerlendirilmelidir. Nitekim “Kalb, hem idrâk eden hem de idrâk edilen hususiyette bir yapıya sahiptir. İnsan; rûhuna, cismine, aklına onunla girer. Kalb rûhun gözü gibidir. Basiret, kendi dünyasına göre onun nazarı; akıl, ruhu; irade de, iç dinamizmidir.”(KALBİN ZÜMRÜT TEPELERİ/KALB) hakikati bu hususta bir terbiye niteliğindedir. Önce kalbe ilham edilen değişim arzusuna  akılla ruh kazandırmalı, bunu yaptırabilecek gücün iradede saklı olduğunu unutmamalıdır.

Değişim arefesi | Sümeyra Emektar 2

 

Bir de bütün bünyeyi değişim arzusu sardığı halde yapılacak birşey olmadığı durumlar vardır ki, tam bir kavrulma halidir. İnsan böyle bir halde yalnızca doğru vaktin gelmediğinin şuurunda, mevcud halin verdiği sıkıntıyı sabırla hafifletmelidir. Böylece bu sıkıntının dünyasına değdiği yerde acısını kısmen hafifletecek ve değişimi az bir hasarla karşılayacaktır. Stefan Zweig’ın “Dünyayı değiştiremiyorsan dünyanı değiştirirsin,hepsi bu. “  bakışaçısı ferahlığında değişimi beklemek kolaylaşacaktır.

İnsanın iç dünyasında duyduğu kalabalık sesler çoğu zaman arzularıdır. Dışardan çok fazla sese maruz kalan ruh çoğu zaman seslerin neye ait olduğunu kestiremez. Değişim gibi yönünü tayin eden meselelerde bu karmaşa daha da bulanık bir hal alır. İçdenge sağlandığında bulanık görüntü netleşecek, seslerin sahibi görünür olacaktır. Bu ayrım yapıldığında akıl niyetine göre karar verecek, Ebu Bekr veya Ebu Cehl’ler saflarına yerleşecektir. Hasılı değişimler ve neticesinde oluşan kimlikler insanın sorumluğundadır ve bu denli şartlar ve  fırsatlar sunulan insan için hesap kaçınılmazdır.

Hizmetten | Sümeyra Emektar

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu