Yazarlar

Değer mi değmez mi? | Dr. Murad Karasoy

Zimmerman’a göre, endüstriyel teknoloji, liberal değerler, liberal kurumlar ve rasyonalizm sayesinde ortaya çıkmıştır. Endüstriyel teknolojinin ve modernitenin gelişmesinden kaynaklanan toplumsal anomali durum, bazı toplumlarda varlıklarının temeli olduğunu düşündükleri geleneksel hayat tarzlarını koruma ve savunmaya itmiştir. Oysa bu geleneksel toplumlar, teknoloji ve sanayileşmeye antipati duymasına rağmen uluslararası egemenlik ideali için, modern endüstri ve silah sanayiine karşı çıkmamıştır. Geleneksel hayat tarzı ile modernizmin mimarlarından olan liberal değerler ikircikli insan tipini de böylece ortaya çıkarmıştır.

Bir şeyin ‘değerli’ olup olmamasına insanın karar veremeyeceğini iddia eden Heidegger, düşüncenin değer karşısındaki üstünlüğüne dikkat çekmiştir. Ona göre, ‘Değerler’e karşı olan ‘Düşünme’, ‘değerler’ diye kabul edilen kültür, sanat, bilim, insan onuru, dünya ve Tanrı’nın değersiz olduğunu iddia etmez. Tam tersi, artık nihayet kabullenme zamanı gelmiştir ki bir şeyin ‘değer’ diye adlandırılmasıyla, öyle değerlendirilenin aslında onuru yok edilmektedir. Şöyle ki: Bir şeyin değer olarak görülmesiyle birlikte o, değerlendirilene, onun sadece insanın değer biçmesinin nesnesi olmasına izin veriliyor demektir. Oysa bir şeyin kendi varlığı içinde olması, onun nesnelliğiyle tüketilmez, hele hele nesnellik, değer karakterini aşmışsa hiç tüketilemez. Olumlu değerlendiriliyor olsa da her türlü değerlendirme bir özneleştirmedir. Değerlendirme varolanın olmasını sağlamaz, onu sadece insanın, kendi yapıp etmelerinin nesnesi olarak geçerli kılar. Mesela, Vefa’yı, onun ne kadar yüce bir mefhum olduğunu değerlendirerek ne gerçek anlamda anlayabilir ne de onun hakikatine vakıf olabiliriz. Onu sadece nesneleştirmiş, değerlendirilebilecek bir şey haline dönüştürmüş oluruz. Oysa bir insan gerçek anlamda vefanın künhüne vâkıf olabilir mi? Her değerlendirme temelde nesneleştirme anlamı taşımaktadır. Bu da bu kavramları dar kalıplara sokmak demektir.

Konuyu bir hadisi şerifle biraz daha açmaya çalışalım: “Allah Teâlâ şöyle buyurmuştur: Âdemoğlunun her ameli kendisi içindir. Fakat oruç böyle değildir. O, sırf benim (rızam) için yapılan ibadettir. Onun mükâfatını bizzat ben vereceğim.” (Buhari, Savm). Buna benzer başka hadisi şerifler de vürud olmuştur. Burada dikkat çeken şey, insanın bazı şeyleri değerlendiremeyeceği veya değerlendirmelerinin o şeyin hakikatinden uzak kalacağının anlaşılmasıdır. Aslında genelde insan, özelde de müslümanlar, bir çok kavramı bu şekilde tüketmiştir veya tüketmektedir diyebiliriz. İster siyasi ister sosyal meselelere tekallub eden bir çok zengin ve hikmetli kavramımız maalesef direk veya dolaylı olarak içi boşaltılmıştır. Bugün bir çok insanın dinden soğumasının ana nedenlerinden birisi de budur.

Günlük hayatta ve yazı dilinde kullandığımız ‘değer’ kavramı ile Batıda kullanılan değer kavramları da birbirinden farklıdır. Bizim değer derken kastettiğimiz bir çok şey aslında Batı için values, morals veya ethics kavramları ile tanımlanmaktadır. Bizim ahlak kavramımız Batıdaki bu üç kavramı da içine almaktadır. Bu sebeple ‘değer’ derken Batılı muhatabımızın ne anladığı oldukça önem arz etmektedir. Bir Batılı ile değerlerde ortaklaşabiliriz ama belki de etik’te ayrılabiliriz. Onlara göre moral olan şey ile bizim için moral olan şeyler farklı olabilir. Tüm bunların farkında olmak, daha sağlıklı ve uzun vadeli bir iletişim-diyalog için oldukça önemlidir.

Bize düşen şey, değerlendirmeden, etrafını çizmeden, sonsuzdan gelen bu kavramları derinlemesine duyarak yaşamaktır. Elbetteki örnek alınmalı, abide şahsiyetler örnek gösterilmelidir fakat tüm bunların küll’den bir cüz olduğu unutulmamalıdır.

Hizmetten | Dr. Murad Karasoy

Değer mi değmez mi? | Dr. Murad Karasoy 2
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu