Yazarlar

“Çok ciddi üzülmüşsünüz, bir sıkıntınız mı var?” | RECEP ATICI

Kendisi, bir gün cezaevinde fenalaşır. Ortam çok kalabalıktır, yazın hava çok sıcak olup pencere, klima yoktur. Bayılınca memurlar kendi oturdukları klimalı odaya alırlar onu. Orada biraz kendine gelir. Acilen kan tahlili yapılır ve Doktor, “Kan değerleriniz çok düşük” der. Tahlilleri doktoruna götürür, fakat doktor, “Cezaevinden gelen tahlilleri kabul etmiyoruz” der. Yeniden tahlil yapılır. O güne kadar eşinin tutuklu olduğunu söylememiştir. Doktoru yapılan tedaviye cevap vermemesinden dolayı, “Çok ciddi üzülmüşsünüz, bir sıkıntınız mı var? diye sorar. Verdiği cevap üzerine Doktor; “Bazı tedavilere neden cevap vermediğinizi şimdi daha iyi anlıyorum. Sizin agresif bir kanser hücre yapınız var” der.

Bu paragrafta anlatılan bacımız, eşi 4 yıldır tutuklu, kendisi 5 yıldır kanser tedavisi gören ve 26 Aralık 2021 tarihinde dünya sürgününü bitiren Leyla Kurt bacımıza ait. Her ne kadar Ahmet Kurucan bey, “bir hesap daha ahirete kaldı” deyiminin kullanılmasını doğru bulmuyorum dese de ben aynı görüşte değilim.

Evet, ahirete kalan hesabın sahibi Leyla hanım, 15 Kasım 1970 tarihinde İzmir’de doğdu. Kendisi, deniz yollarında çalışan bir babanın 4 çocuğundan biriydi. İlkokul’dan sonra çok okumak istemesine rağmen okuyamadı. Ancak Cenab-ı Hak, ona mektep okumuş bir eş olan Yusuf Kurt beyle tanıştırdı. Yusuf Bey, kitabı da kitap okumayı da çok seviyordu. Dolayısıyla evlerinin bir bölümünde yüzlerce kitap bulunan bir kütüphaneleri vardı. İşte Leyla hanım mektepte okuyamanın hasretiyle bu kitapların neredeyse hepsini okuyarak kendini yetiştirdi. Okuduğu kitaplar onun içinde Allah’a olan muhabbetini artırdıkça artırdı. Bu yüzden son zamanlarındaki duası; “Allah’ım ne olur beni huzurundan kovma” olmuştu.

Leyla Hanım, eşi matematik öğretmeni Yusuf Bey 2016 yılında cezaevine girdikten bir yıl sonra göğüs kanseri olur. Eşinin suçu ise Hizmet hareketinin kapatılan dershanelerinde görev yapmak ve Madagaskar’daki Türk kolejinde çalışmaktır. Türkiye çapında 2 birinci çıkarmış bir rehber öğretmen olmasına rağmen diploması iptal olduğu için şimdi hapiste hukuk okuyor.

Leyla Hanım, pasaport çıkartmak dışında hiç adliyeye gitmiş biri değildir. Ancak bu süreçte o hasta haliyle adliye koridorlarında koşuşturmaktan dizlerinde derman kalmaz. Bir de akraba çevresinden gelen tepkiler vardır ki onu bu adliye koridorlarında sürünmekten daha çok yorar. Yusuf bey cezaevinde olduğu için onun dışarıda ne yaşadığını tam tahmin edemediği için bir ara boşanma aşamasına bile gelirler.

Aslında o normal bir ev hanımıdır. Ancak bu süreçte ‘iltisaklı’ diyerek eşinin matematik öğretmeni olmasından dolayı onun da ifadesini almak için kemoterapi aldığı bir gün ikindi civarı ararlar ve “İfadenizi alacağız, karakola gelebilir misiniz” derler. O, kanser hastası olduğunu, yeni kemoterapi aldığını, mümkünse eve gelmelerini rica eder. Öyle deyince savcı beye soralım derler ve bir daha da kimse aramaz.

Leyla Hanım, Erkam Tufan Aytav ile yaptığı Youtube programında hastalığını şöyle anlatmaktadır: “Dört yıldır tedavi görüyorum. Dördüncü (son) evre kanserim. Göğsümün biri alındı. Diğer göğüste de ciddi yaralar nüksetti. Şu an tıbbın tıkandığı yerdeyiz. Yaralar her geçen gün sarıyor. Sırtıma, boynuma kadar geldi. Günde 3-4 kez yeşil reçeteli ilaç alıyorum. Kemoterapiyi artık kestiler. Ege Üniversitesi “Bütün tedavileri denedik, artık yapabileceğimiz bir şey kalmadı” dedi.

“Eşinizi en son ne zam gördünüz” sorusuna ise şöyle cevap veriyor: “Bugün (13 Ocak 2021) eşim aradı. “Hiç korkma iyileşeceksin, biz sana çok dua ediyoruz içeride.” diye teselli verdi. Şu an çocuklarıma da bana da sebepler planında bu ülke hiçbir gelecek vaad etmiyor. Bir planları yok çocuklarımın. Boşlukta gibiler. Oğlumun üniversite hayatı tamamen bitti. Gediz Üniversitesi Türk Dili Edebiyat Bölümü’nde burslu okuyordu. Orası kapatılınca Ege Üniversitesi’ne yönlendirdiler. Orası da 30 bin TL para istedi. Ödeyemeyince gidemedi. Büyük kızım Atatürk Üniversitesi Matematik Öğretmenliği Bölümü’nden mezun. Şu an online satışla ilgileniyor. Küçük kızım üniversiteye hazırlanıyor. Onun psikolojisi bozuldu. İlaç alıyor sürekli. Baba öyle, anne böyle olunca psikolojileri kalmadı. Ben ayakta durmaya, dik durmaya çalışıyorum ama bir noktadan sonra ağrılar başlayınca dayanamıyorsunuz. Çocukların psikolojileri etkileniyor. Allah var gam yok diyoruz. Şikayetçi değilim, hastalığımın tadını çıkartıyorum hamd olsun.”

Eski mesai arkadaşları onu şöyle anlatıyor: “Madagaskar’da tanıdım Leyla hanımı. Madagaskar ekibi genç bir ekipti. Onlar Madagaskar’da bize babalık annelik yaptılar. Leyla hanım bilgeliği ve şefkatiyle ablamız annemiz oldu. Çözemediğimiz problemlerimiz olduğunda ona danışırdık çünkü hepimiz tarafsızlığına, bilgeliğine güvenirdik. Sevgisi, şefkati herkesi kuşatır, herkes onu sever sayardı. Madagaskar’ın en güzel yılları onlar sayesinde yaşandı.

Onun yakın komşusu onunla ilgili şöyle anlatıyor: “Leyla abla, yaklaşık 5 yıldır kanserle boğuşuyordu. Zor zamanlar geçirdi. Hizmet etme aşkı ruhunun derinliklerine işlemişti. Her şeyden çok memnundu. Şikâyet etmedi hiç. İnanın son zamanlarına kadar da hep gençleri kazanmaya çalıştı. Eminim hakkı helaldi. Yusuf abiye hasret gitti ama inanın daha büyük hasreti Rabbineydi. Bir insan bu kadar kısa ömründe bu kadar insanın yüreğine dokunabilir mi bilmiyorum ama ablam dokundu. Bana hep ‘daha güzel yerlerde komşu olacağız, illa sen yanımda olacaksın’ derdi. Öbür dünyaya kaldı hayallerimiz. Son anlarına kadar yanındaydım, son görevimizi yaparken gülümsüyordu. Mutluydu… Hele kabre girerken bir kokular geldi ki herkesi mest etti. Cennet hatunu ablam Rabbimin merhametine emanet.”

Geride gözü yaşlı bir matematik öğretmeni, oğlu Muhammed, kızları Vesile ve Beyzanur kaldı. Yaklaşık 5 yıldır tutuklu olan Matematik öğretmeni Yusuf beyin, yatarı dolmasına rağmen denetimli serbestlik hakkından faydalandırılmaz. Şimdi siz olsanız “Bir hesap daha ahirete kaldı” demez misiniz? Rabbim makâmını âli mekânını Firdevs eylesin. Âmin.

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu