Yazarlar

Cezo | Mustafa Ertuğrul

 

Söylemediklerin kadar özgürsündür, söylediklerin kadar tutsak ! Nedim Hazar

 

Antananarivo prinç tarlaları arasında, dar sokakları ve kalabalık kaldırımları ile dünyanın en sıcak kanlı ve rengin giyimli insanlarının yaşadığı bir eski şehirdir. Ada ülkesi insanlarına mahsus ;dünya, seninle ilgilenmiyorum tavrı hakimdir. Muhtemelen binlerce yıl evvel Afrika kıtasından ayrılırken de bu umarsız tavrının etkisi vardır.

Tana sokaklarında göreceğiniz; acelesi olmayan ,gününü kurtarmaya çalışan ,hayatı ve fakirliği olduğu şekli ile kabullenen insan manzaralarıdır … ”Mora mora”   en meşhur deyişlerden birisidir. Takma kafana, yavaş yavaş anlamlarına gelir.

 

Cezo | Mustafa Ertuğrul 2

Işık Koleji ise ada ülkesine doğan en güzel aydınlık olaylardan birisi olsa gerek. Türkçe konuşulmayan bir ada ülkesine okul açmaya gelen iki delikanlının hikayesidir. Hikayenin özü, havalanına başka misafirleri karşılamaya gelen, zengin bir işadamı olan Yaverhoussen Bey’in yanında çalışan, Türkçe bilen Kerkük’lü birisinin bizim kahramanlarımızla karşılaşmasıdır. Milyonda bir olma ihtimali bile düşük olan bir senaryo bizim delikanlıların başına gelmiştir. Apayrı hikayelere gebe bu ilk günleri geçip, zamanı yıllar sonraya alalım…

 

Hasan Van doğumlu, ailesi İzmir’de yaşayan bir belletmendir. Ada ülkesine hem üniversite okumaya hem de belletmenlik yapmaya gelmiştir. Diğer arkadaşları ile beraber hem Fransızca öğreniyor, hem de idealist düşüncelerle ülke gençlerine rehberlik hizmeti veriyordur. Uluslararası Işık Koleji iki ayrı kampüste hizmet vermektedir. Ülkeye matematik ve çevre olimpiyatlarında ilk uluslarası başarıyı getiren okuldur. Ülke içinde de yaptığı eğitim ve sosyal faaliyetleri ile kısa zamanda göze gelmiştir.

 

Cezo yatılı ve burslu bir öğrencidir. Ailesini yılda iki kez görme imkanı vardır. Genelde arkadaşları haftasonu evlerine giderken o mahzun, birazda da mahcup arkalarından gıpta ile bakmaktadır. Gözü yaşlansa da kimse görmesin diye saklamaktadır. Yine böyle mahzun iken, bir haftasonu çok dertlenir. Adeta hayata isyan eder. Nedenler ve niçinler kafasında dayanılmaz bir hâl alır. Yaşamak anlamını yitirir… artık dayanamıyorum dediği bir noktada, Hasan Abi’si çıka gelir, yanına oturur.

-Cezo’m ne bu halin? diye sorar. Bu samimi soru ve tavır aslında yılların birikmiş ,içe atılmış, bastırılmış duygularını da uyandırır.

-Ne oldu sana? Ne derdin var? Cezo bu yürekten yaklaşım karşısında bir anda kapakları açılan bir nehir gibi çağlamaya ve içini dökmeye başlar. Yılların verdiği yorgunluğu anlatır, parasızlığın ve fakirliğin dayanılmaz yaralarını açar, ülkesindeki imkansızlıkların kendisinde nasıl bir hayal kırıklığı oluşturduğunu dertli dertli anlatır. Bir de üstüne aileden ayrılık geldi, özlem, hasret sardı beni der…Hasan bu inleyiş karşısında yürekten bir ah çeker ! Gözleri dolar, dudakları titrer…Ama bir heykeltraş edası ile karşısındaki yüreği yoğurmaya başlar.

-Bak  Cezo’m ,ben de ailemden ayrıyım hem de çok uzaklardayım. Ben de onları çok özlüyorum, yüreğim yanıyor bazen ama geleceğimiz adına bunlara katlanmalıyız.Sen şanslı bir çocuksun ki karşına böyle bir okul ve burs imkanları çıktı. Bak bizler sizin için buradayız, ben de bir abin sayılırım, ne olur üzülme! Bu zor günler ileride tatlı bir hatıra olarak kalacak…

Cezo çoktan ağlamaya başlamıştı bile, hem ağlıyor hem de yılların mağduriyet ve bastırılmış duygularını adeta haykırıyordu. Bu haykırışlar aslında bir ülkenin geleceğe umutla bakabilmesi adına tam da kalp damarları açılsın diye atılmış hayati bir neşterdi…

Herşeye rağmen sizler için buradayız, yanınızdayız demenin en güçlü söyleniş biçimiydi.

 

Hizmetten | Mustafa Ertuğrul 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu