Yazarlar

Bizi Dinleselerdi Öldürülmezlerdi | İsmet Macit

Bizi Dinleselerdi Öldürülmezlerdi

“Savaşa katılmayanlar, kardeşleri için dediler: ‘Bizimle otursalardı öldürülmezlerdi.’
De ki: ‘Eğer sözünüzde doğru iseniz, ölümü başınızdan savın!” Al-i İmran, 168
Uhud Savaşı’nda Allah Resulü’nü (sav) yalnız bırakan münafık ve imanı zayıf bir grup, müminlerden yetmiş kişinin şehit olduğunu duyunca ağızları kulaklarına varmış ve “gitmeselerdi öldürülmezlerdi” diyerek adeta Müslümanların yaralarına tuz basmışlardı.
Kur’an bu cahiliye hırıltılarına cevap vermiş ve bir ayetle onların iflahını kesmişti: “Onlar, oturup kardeşleri hakkında ‘bizi dinleselerdi öldürülmezlerdi’ diyenlerdir. De ki: ‘Eğer sözünüzde doğru iseniz, ölümü başınızdan savın!” (Al-i İmran, 168)
Sonraki ayetlerde ise Allah yolunda öldürülenlerle ilgi şu müjde gelmişti: “Allah yolunda öldürülenleri sakın ölüler sanma! Bilâkis onlar diridirler; Allah’ın, lütuf ve kereminden kendilerine verdik- leriyle sevinçli bir halde Rableri yanında rızıklara mazhar olmaktadırlar. Arkalarından gelecek ve henüz kendilerine katılmamış olan şehit kardeşlerine de hiçbir keder ve korku bulunmadığı müjdesinin sevincini duymaktadırlar. Onlar Allah’tan gelen bir nimet, bir lütuf sebebiyle ve Allah’ın, müminlerin ecrini zayi etmeyeceğinden dolayı sevinç içerisindedirler.” (Al-i İmran, 169-171)
Hendek Harbi’nde de sahabe efendilerimiz imtihanın her türlüsüne maruz kalmıştı. Düşmanın çokluğu, açlık, soğuk, ihanet, psikolojik baskı ve yalnız bırakma, imanı zayıf olanların cepheyi terk etmesi… Küçük bahanelerle Efendimizi (sav) ve sahabeleri yalnız bırakan oyun bozucu kaçaklar sadece cepheyi terk etmekle kalmıyor; “hadi bize katılın…” diyerek samimi müminlerin kuvve-i maneviyelerini kırmaya çalışıyorlardı.
Şu ayet bu türlü ümit kırıcıları afişe etmek için inmişti: “Allah, içinizden başkalarını savaştan alıkoymaya çalışanları ve kardeşlerine “Hayatınızı tehlikeye atmayı bırakın da, hadi bize katılın!” deyip duranları elbette biliyor. Onlar zaten savaşa pek az iştirak etmekteydiler.” (Ahzab Suresi, 18)
Bu ayetin nüzul sebebi olarak İbn Zeyd şu olayı nakleder: Hendek savaşı günlerinde ashabdan birisi Resûlullah’ın (sav) yanından ayrılıp evine geldiğinde kardeşini; önünde kızarmış et, ekmek ve şıra olduğu halde karnını doyururken bulmuştu. Ona “Sen bu halde kızarmış et, ekmek, şıra ilesin; Allah’ın Resulü (sav) ise mızraklar, kılıçlar arasında. Utanmıyor musun?” demiş; o kardeşi de, “Sen de bizim yanımıza gel. Sen ve arkadaşının başına gelenler gelmiş. Artık yapacağınız bir şey yok. Allah’a yemin olsun ki Muhammed bu işin hakkından gelemeyecek!” demişti.
Yüreği imanla dopdolu sahabe efendimiz ise o kardeşine, “Allah’a yemin olsun ki yalan söyledin. Vallahi şimdi gidip Resûlullah’a (sav) şu söylediklerini haber vereceğim.” demiş ve onun yanından ayrılıp Resûlullah’ın (sav) yanına gelmişti. Kardeşi ile olan konuşmasını Efendimize (sav) nakletmesinden önce Hz. Cebrail olanları anlatıp bu ayet-i kerimeyi getirmişti.
Ve mazlumların gönlünde bir yara gibi duran; zavallı yığınların o iğrenç sessizliği ve “bizimle olsalardı ölmezlerdi, vardır bir şey ki içeri alınmıştır…” gibi imalı, kahrolası homurtuları sanki Hendek günlerinde oyun bozan insanların hortlamış halleri gibidir.
Zaman bir müfessir olarak hükmünü verecek ve sabredenler mükafata inşallah erecektir.

Hizmetten | İsmet Macit

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı