Aktüel

Biz Böyle Gördük | Salim Mürseloğlu

Ankara’da öğrencilik yıllarımızda Emek Mahallesi 65. sokakta bir apartmanın giriş katındaki bir dairede sanırım yedi kişi kalıyorduk. Her biri farklı şehirden okumak için gelmişti arkadaşların ve hepimiz farklı bölümlerde okuyorduk. Benim ailem Ankara’da idi. Okula evimden gidip gelebilirdim. Ailem de böyle istiyordu. Ama ben hizmet gönüllüleri ile aynı ortamda kalmak için babamla fikir çatışmasına girmeyi göze almıştım.

İçimizden yalnızca Ercan orta okul son sınıftaydı yani henüz çocuktu. Diğerlerimiz üniversite öğrencileriydik. Arada bir ailemin yanına gider onları ziyaret eder tekrar arkadaşlarımın yanına dönerdim. Babam da artık alışmıştı bu duruma. Ara sıra da abim de bizi ziyarete gelir bir kaç saat durur giderdi. Evimizin düzeni, temizliği çok hoşuna giderdi. Bir defasında yengeme kaldığımız evden bahsetmiş. Hatta biraz ileri giderek, bizim evin kendi evlerinden daha temiz ve düzenli olduğunu ima etmiş. Tabi yengem buna çok alınmış ve üzülmüş. O gece gözüne uyku girmemiş.

Ne güzeldi öğrencilik günleri. Okulumuza gider gelir derslerimize çalışırdık. O gün evde nöbetçi arkadaşımız pişirmişse onu yer, namazlarımızı vaktinde kılar, namazdan sonra ise kitap okurduk. Pazartesi-perşembeleri oruçlarımızı aksatmamaya çalışır, teheccüt namazları ile gecelerimizi aydınlatırdık.

Bunlar nerden mi aklıma geldi?

Geçen gün twitterda bir arkadaşım bana mesaj yazdı. Abi beni tanıdın mı diyerek söze girdi. İsim farklı olduğu için tanımadım tabi. Biz üniversitede okurken beraber kaldığımız orta son sınıf öğrencisi Ercanmış meğer. Ercan Amerika’da ticaretle uğraşıyor, hizmete koşturuyormuş. Ne güzel! Sonra pek çok layık olmadığımız iltifattan sonra bir anısını paylaştı.

”Abi bugün buralarda isek sizler sayesinde diyerek girdi söze. Anlatttığı hatırayı ben çoktan unutmuştum. O anlatınca hatırladım.

Biz Böyle Gördük | Salim Mürseloğlu 2

”Abi bir gece beni perşembe orucu için uyandırmaya gelmiştin ama ben kalmamıştım hatırladın mı dedi.

Ben hatırlamadığımı söyleyince devam etti.

”Abi ben o gece ben altımı ıslatmıştım ve bu yüzden sahura kalkmamıştım. Siz de ısrar etmediniz ve ben o şekilde sabahladım. Sabah kalkınca da battaniyeyi örtüp üstümü değiştirip okula gittim. Okuldan geldiğimde baktım ki, çarşafım battaniyem her bir şeyim yıkanmış ve kuruması için asılmıştı. Abi ben bunu görünce oturdum ağladım. Kendi kendime dedim ki: Ben bu yaptığımı babamın evinde yapsam annem iki tokat atar babam demedik laf bırakmazdı. Üstelik beni rezil ederlerdi. Abi ben dedim ki bu insanlar benim anam değil babam değil ne zorları var da benim ıslattığımı yatağımı yorganımı yıkıyorlar diye dakikalarca ağladım.”

Ercan yazmaya devam etti.

”Hem abi sen bazen bana ”okulda namazını kıldın mı?” diye sorardın ben de bazen kılmadığım halde ”evet” cevabı verirdim. Sen istesen kılıp kılmadığımı tanıdığın kişilerden öğrenebilirdin ama hiç üstüme gelmez daima anlayışla sevgiyle karşılardın.

Ben de duygulandım. Gözlerim yaş doldu. Yüreğim kabardı. Ercan buna benzer başka şeyler de anlattı. Ercan da yazarken ağlıyordu. Ben bunu hissedebiliyordum.

Aradan bir kaç gün geçti. Ben Ercan’ın yatağını, battaniyesini yıkayan Bilal beyi aradım. Olayı anlattım. O da duygulandı ve sadece;

”Biz böyle gördük abi’. Ben evde çamaşırlarımı yıkarken acemice yıkadığım için çamaşırlar iyi temizlenmiyordu tabi. Ama bir iki gün sonra nasıl oluyorsa hepsi tertemiz oluyordu. Ben daha sonra analadım. Abdülbaki abi benim çamaşırları tekrar yıkayıp kuruturmuş. Biz böyle gördük abi.” dedi.

Fedakarlığı, kardeşlerini kendine tercih etmeyi, yemeyip yedirmeyi, vefayı abilerimizden gördük.

Kaynak:Salim Mürseloğlu | Cızlavet.com

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu