Yazarlar

Bir Yezidi ile Sohbet | Mithat Tayyar’ın kaleminden…

Bir Yezidi ile Sohbet

“Almanya’da, üniversitedeyim. Dersten çıktım ve boş olan yan sınıfta namaza durdum. O sırada, kapının açılıp kısa bir süre sonra tekrar kapandığını duydum. Namazım bittikten sonra sınıftan çıktım. Karşımda 22 yaşlarında, ilk bakışta Suriyelileri andıran bir hanımefendi vardı. Başörtüsüz olması itibariyle açıkçası çok dindar birisi olacağına ihtimal vermedim. Bu sınıfta ders gördüğü halde beni rahatsız etmemek için içeri girmediğini söyledi. Ben de herhangi bir problem olmadığını, girebileceğini söyledim. Bir anda “Biliyorum, problem değil. Ben de İslamiyet’e girdim.” dedi. Şaşkın bir şekilde “Nasıl yani.” dedim. “Ben önceden Yezidi idim. Dört yıldır Müslümanım.” dedi. Ben de okulda, “Almanya’daki Muhafazakâr Müslümanların Yaşamı” adında bir proje hazırladığım için kendisine bir röportaj yapabilir miyiz diye teklif ettim, kabul etti. İsmini yazmam sakıncalı olacağı için bundan sonra kendisinden Zeynep diye bahsedeceğim.

Zeynep İslam’ı 4 yıl önce en samimi arkadaşı ile beraber tanımış. Öyle hemen tepeden inme bir şekilde İslam’a girmemiş. Önce güzelce araştırmış. Ailesinin daha evvel, “Buna böyle inanmalısın!” dediği ve Yezidilik’te cevabını bulamadığı, beynini kemiren bir sürü soruya cevap bulmuş. Yezidilikteki gibi bir kast sisteminin olmadığını, kadının bir nesne gibi görülmediğini ve islamın baskıyla değil özgür iradeyle seçildiğini öğrenmiş. Hatta Müslüman olmadan önce Ramazan ayında 1 ay oruç tutmuş. Onu en çok etkileyen ve islama girmesine vesile olan şey kız arkadaşının ailesinin samimi bir şekilde oruç tutması ve onlarla beraber iftar etmek olmuş. Yani son noktayı ailenin samimiyet edalı hareketleri koymuş.

Tabii Zeynep’in hayatında asıl zorluklar İslam’a girdikten sonra başlamış. Öncelikle bunu ailesine asla anlatamamış. Zira Yezidilikte bir çeşit kast sistemi var ve dinden çıkanlarla alakalı ölüme varan neticeler görülebiliyormuş.

Sonra namaz konusunda çok zorlanmış. Namazlarını 4 yıldır ya evde gizli olarak ya da üniversitede kılıyormuş. Ah bir de Ramazanlar var tabi. Almanya’nın 22.00’ye kadar süren oruçlarında ailesine fark ettirmeden, bir şey yiyip içmeden geçen saatler. Annesinin odasına getirdiği yemekleri, kaç defa gizlice tekrar tencereye dökmüş. Tabi evin büyük kızı olduğu için oruçlu olsa da birçok defa yemeği o pişiriyormuş.

Aslında bunları anlatırken hiç şikâyet etmiyor. En çok üzüldüğü şeyden ise şöyle bahsediyor: “Müslüman anne babadan doğanların kendi dinlerini ciddiye almamalarından ve ibadetlerden dolayı serzenişte bulunmalarından çok rahatsızım.” diyor ve ekliyor: “Ben de isterdim hür bir şekilde namazımı eda edeyim, ben de isterdim ki orucumu rahat bir şekilde tutayım ve baş örtümü aleni bir şekilde takayım. Ama bunları yapamıyorum. Bunlar ise rahatlıklarına ve endişesizliklerine rağmen serzeniş içerisindeler.”

Bir Yezidi ile Sohbet | Mithat Tayyar'ın kaleminden... 2

Birde başına gelen şu ilginç olaydan bahsetti: “En iyi arkadaşım tesettürlü, ben ise maalesef içinde bulunduğum şartlardan ötürü örtünemiyorum. Birlikte bir yerde otururken birisi geldi ve tesettürlü olan arkadaşım için ‘Yazık, baskı altında yaşıyor ve başörtüsü takmaya zorlanıyor.’ dedi. Sonra bana döndü ve “Ne kadar hür ve özgür bir kız” ifadesinde bulundu. Ah, keşke bir bilseydi, durumun zannettiğinin tam tersi olduğunu. Arkadaşım kendi hür iradesiyle baş örtülü dolaşırken, ben ailemin şerrinden endişe ettiğim için bu vaziyette dolaşıyorum”.

Ey Rabbim mahşer günü Sana mahcup olmaktan çok korkuyorum. Eğer Sen bana: “Ey kulum, neden yeteri kadar gayret göstermedin dersen ben ne yapacağım? Ama ben biliyorum ki, Sana boşu boşuna her şeyi bilen manasında “el-Alim” denmiyor. Sen, benim durumumu en iyi bilensin. O açıdan da çok ümitliyim.”

O, bunları anlatırken ben ağlıyordum.

Son olarak: “Adetlerimize göre birkaç yıl sonra beni Yezidi biriyle evlendirmek isteyeceklerdir. Ben imanımı muhafaza etmek için şimdiden hazırlık yapıyorum. Para biriktiriyorum. Birkaç yıl sonra ailemi terk edeceğim. Belki ölene kadar ailemden ayrılmak zorunda kalacağım.”

Ben hâlâ ağlıyordum. Karşımda sanki Mekke döneminde zulme uğrayan bir Ammar bin Yasir veya annesi Sümeyye vardı. Kendisine “Senin için elimden gelen her şeyi yapmaya hazırım.” diyerek yanından ayrılan arkadaşım Faruk, bunları bana anlatırken hala ağlıyordu.

İşin çilesini çekerek iman etmek, demek ki böyle bir şeymiş.

[ Mithat Tayyar yazdı ]

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu