Yazarlar

Bir Gül Goncası Gibi Açılan | Abdullah Aymaz

Kabe, bir merkez etrafı daire daire saflar… Bütün cihanda yakından uzağa böyle namaz safları halinde daireler var. Her an bu dairelerden bazıları açılıp kapanıyor. Yani şu anda bulunduğumuz yerde sabah vakti namaz kılınıyorsa, saat farkı ile bir yerde öğle namazı başka bir yerde ikindi, başka bir yerde akşam daha başka  bir yerde ise aynı anda yatsı namazı kılınıyor. İşte Kâbe merkezli bir GÜL  GONCASI  var ve durmadan bu dairelerde kıyam, rûku, sücud ve ka’de halleriyle bu namaz saflarındaki cemaatler Ka’beye yönelmiş şekliyle açılıp kapanan gül goncası gibi namazın rükünlerini edâ bu güzelliği yansıtmaktalar.
Üstad Bediüzzaman Hazretleri Yirmi Dokuzuncu Mektub’un, Birinci Kısmının  Altıncı Nüktesinde diyor ki: “Bir vakit ‘Ancak Sana ibadet EDERİZ ve yine ancak Senden yardım DİLERİZ. (Fatiha Suresi)  ifadesindeki ‘Biz ibadet ederiz’ yerine  ‘Ben İbadet ederim’ denilmemesinin sebebini kalbim aradı. Birden namazdaki CEMAATİN  FAZİLETİ  ve SIRRI, o “Biz” ifadesinden inkişaf etti. Gördüm ki: Namaz kıldığım o Bâyezid Camiindeki CEMAAT  ile iştirakimi ve cemaatten her biri benim bir nevi şefaatçim hükmüne geçtiğini ve okuduğum ayetlerdeki ızhar ettiğim hükümlere ve davalara birer şahit ve birer teyid edici olduklarını gördüm. Noksan ubudiyetini, o CEMAATİN  büyük ve kesretli ibadetleri içinde Cenab-ı Hakkın ulu dergâhına takdime cesaret geldi. Birden  bir perde daha inkişaf etti. Yani İstanbul’un bütün mescidleri birbirleriyle birleşti. O şehir, o Bâyezit Camii hükmüne geçti. Birden, onların dualarına ve tasdiklerine mânen bir nevi mazhariyet hissettim. Onda dahi; yeryüzü mescidinde, Ka’be-i Mükerreme etrafında dairevî saflar içinde kendimi gördüm. Elhamdülillahı  Rabbilâlemin dedim. Benim bu kadar şefaatçilerim var; benim namazda söylediğim herbir sözü aynen söylüyorlar, tasdik ediyorlar. Madem hayalen bu perde açıldı; Kâ’be-i Mükerreme MİHRAB  hükmüne geçti. Ben bu fırsattan istifade ederek o safları şahit tutup, tahiyyatta getirdiğim Eşhedü en lâ ilâhe illallah ve eşhedü enne Muhammeden Resulullah olan İMANIN  TERCÜMANINI mübarek Hacerü’l-Esved’e tevdi edip EMANET  BIRAKIYORUM derken birden bir vaziyet daha açıldı. Gördüm ki, dâhil olduğum CEMAAT üç daireye ayrıldı:
“Birinci Daire: Yer yüzünde müminler ve muvahhidindeki CEMAAT-İ  UZMÂ (En azametli cemaat)
“İkinci Daire: Baktım, umum mevcudat, bir salât-ı kübrâda, bir tesbiaht-ı uzmâda, her tâife kendine mahsus salâvat ve tesbihat ile meşgul bir CEMAAT içindeyim. O halde Allahü Ekber deyip hayretten başımı eğdim, nefsime baktım:
“Üçüncü bir Daire içinde, hayret-engiz, zahiren ve keyfiyetten küçük, hakikaten ve vazifeten ve kemmiyeten büyük, bir küçük âlemi gördüm ki, vücudumdaki zerrelerimden tâ zâhiri duygularıma kadar, tâife tâife ubudiyet ve şükür vazifesi ile meşgul bir cemaat gördüm. Bu dairede, kalbimdeki Lâtîfe-i Rabbaniyem, İyyâke na’büdü ve iyyâke nesteîn’i o CEMAAT  namına diyor. Nasıl ki, evvelki iki cemaatte de lisânım, o iki cemaat-i uzmayı niyet ederek demişti.”
İşte eğer namazları hemen vaktin ilk girişinde kılarsak ve hayâlen Ka’beyi ve Hacerü’l-Esved’i hemen önümüzde  tasavvur edersek, Üstadın bu tesbitlerine yakın bir güzellik yakalayabiliriz.
Aslında cemaat sevabını namazda kat kat aldığımız gibi hayır ve hasenatlarımızı da cemaat organizeleriyle uyumlu yaparsak yine 25 kat sevaplara nâil olabiliriz inşaallah…
Kaynak: Abdullah Aymaz  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu