Mizan

Başağa yürüyün! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

İbadetlerin belki en faziletlilerindendir, intizâr-ı ferec.” Bir hazf-ı icaz var burada; yani, belki ibadetlerin en faziletlilerinden bir tanesi de “intizâr-ı ferec”dir. Kuyuya düşmekten, balık tarafından yutulmaktan, arkada Firavun ordularıyla karşı karşıya kalmaktan, kırk haramîlerin gelip sizi hac yolunda soymalarından… Bütün bunlardan sıyrılma adına -esasen- bir beklentiye girme, “intizâr”.

Sarf iştikaklarına göre “intizâr” kelimesi, “ifti’âl” babından gelir. İfti’âl babı, mutavaat içindir; bir yönüyle “nazara / n-z-r” kelimesinden geliyor bu. Bakacaksınız, fakat o bakmayı/beklemeyi -esas- tabiatınıza mal edecek, tabiatınızın derinliği haline getireceksiniz. Öyle ki sürekli bir intizâr içinde, bir bekleme içinde, bir bakma içinde olacaksınız. Kur’an-ı Kerim’de değişik ayetlerde böyle bir intizâr nazara veriliyor; mesela وَانْتَظِرُوا إِنَّا مُنْتَظِرُونَ “O halde bekleyin bakalım netice nasıl tezahür edecek; nitekim biz de beklemekteyiz.” (Hûd, 11/122) deniyor. Evet, siz bakın, bekleyin, intizâr edin; biz de intizâr ediyoruz!.. Evet, “İntizâr-ı ferec, ibadetlerin en faziletlilerindendir!” Şimdi meseleyi bu çerçevede ele aldığımız zaman, şu anda Müslümanların, İslam dünyasındaki bütün Müslümanların, maruz kaldıkları musibetler var. Sizleri de onlardan ayrı düşünmek doğru değil, sizin de maruz kaldığınız şeyler var. Kuyu dibine atılma gibi şeyler var.

Farkı yok esasen… Balık tarafından yutulma gibi şeyler var. Karşıda bir deniz, arkada deniz gibi bir düşman durumuna maruz kalma gibi şeyler var. Bütün bunlar karşısında o beklemeyi, o gözetlemeyi tabiatınızın derinliği yaparak, onu içtenleştirmek -yalın Türkçe ile, içtenleştirmek- suretiyle hep oturup kalkıp onu vird-i zebân etme: “Allah’ım, Sen kadın-erkek bütün kardeşlerimizi, arkadaşlarımızı ve sevdiklerimizi salıverirsen, bizim o mevzuda yapacağımız her şeyden, başkalarının serbest bırakmasından bizi müstağni kılmış olursun. Sen yap Allah’ım!..” Böyle bir intizârda bulunmak ve abdeste hazırlık esnasında bile onu söylemek!.. Namazda, imamın arkasında duruyorsunuz; orada sükût etmek, “istimâ” esastır. Fakat kelâm-ı nefsi ile, yani bir “iç söylenti” ile, “iç mülahaza” ile, yine o meseleyi dillendirmek… İçte o meseleyi dillendirmek… Yemek yerken yine o meseleyi dillendirmek..

Lokmayı ağzımıza götürürken dahi hep şu mülahazalarla dolu bulunmak: Bunu bazı yerlerdeki kardeşlerimiz bulup ağızlarına götüremediler! Belki kendileri bir yerde ağızlarına götürüyorlar; fakat eşleri ağlıyor, çocukları “ciyak ciyak” bağırıyorlar ama ağızlarına götürecek lokmaları yok. Çokları dünyanın değişik yerlerine sığındı, kamplarda yaşıyorlar. Bunların hepsi Sen’in yolunda hizmete adanmış insanlardı. Ve bu adanmışlığı, Sana karşı belki en önemli bir vazife sayıyorlardı. “Allah’ım! Kendimizi Sana adadık, Sen’in âzâd kabul etmez, boynu tasmalı kullarınız. Sen’in nâm-ı Celîlini dünyaya duyurma niyetindeyiz, azmindeyiz, kararındayız!..” diyorlardı/diyorlar. Allah, bu duygu ve bu düşüncelerden bir dakika bizi mahrum yaşatmasın!.. Biz, Allah’ın izni ve inayetiyle durduğumuz yerde duracak, sürekli halimizi Cenâb-ı Hakk’a -o peygamberler gibi- arz edecek ve bir intizâr-ı ferec içinde oturup-kalkacak, hep o mülahaza ile hayatımızı sürdürmeye çalışacağız. Bu niyette olduğumuz sürece, bu niyet ettiğimiz meselelerin realize edilmesine terettüp edecek sevaplar terettüp edecek.

Başa dönüyoruz: “Mü’minin niyeti, amelinden hayırlıdır.” إِنَّمَا اْلاَعْمَالُ بِالنِّيَّاتِ وَإِنَّمَا لِكُلِّ امْرِئٍ مَا نَوَى فَمَنْ كَانَتْ هِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ فَهِجْرَتُهُ إِلَى اللهِ وَرَسُولِهِ “Ameller (başka değil) ancak niyetlere göredir ve kişinin niyeti ne idiyse, karşılık olarak onu bulur. Dolayısıyla kimin hicreti, Allah ve Rasûlü’nün rızasını kazanma istikametindeyse, onun hicreti Allah ve Rasûlü’ne olmuş demektir.” Evet, kim Allah için hicret ederse, muhacir olursa, gittiği yerde mutlaka bir çeşit Ensar ile karşılaşır. Dolayısıyla dünyaya bir kere daha Ensar ve Muhacir faslı yaşatır, Allah’ın izni ve inayetiyle. Sesini-soluğunu oralarda da duyurur. Esasen, çok geniş âlemde ses-soluk haline gelme hakkı olan bir yüce mefkûre, ihtiyarî olarak -belki- dünyanın değişik yerlerinde ifade edilememiş, seslendirilememişti. Allah, “cebr-i lütfî” ile bunu yaptı/yapıyor. Bu da bir lütuf olduğuna göre, varsın arkasında “cebir” olsun. Cebr-i lütfî ile, Allah saçtı, savurdu. Nasıl saçtı, savurdu?!. Adeta dedi ki: “Kurak yerler var, çorak yerler var. Ben sizi birer tohum gibi oralara saçıyorum. Gidin oralarda toprağın bağrında çürüyün; toprağın bağrında çürüyün ve başağa yürüyün!..” Vesselam.

Bu video 20/08/2017 tarihinde yayınlanan “EN FAZİLETLİ İBADETLERDEN: “İNTİZÂR-I FEREC”” isimli bamtelinden alınmıştır. Tamamı burada:https://herkul.org/bamteli/bamteli-en…

Başağa yürüyün! | M.Fethullah Gülen Hocaefendi 2
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu