Yazarlar

Bahar Postacısı | Esra Kaya

 

Gözümü açtığımda yerde öylece yatıyordum. Çok karanlıktı ama kesinlikle soğuk değildi. Hatta sıcaklığı gönlümü ısıtıyordu diyebilirim. Elimle, yattığım yeri usulca yokladım. Dokusu, harika bir ipeği andırıyordu. Burası benim yuvam olmalıydı. İçim mutlulukla dolmuştu, çünkü bu yuvada kendimi güvende hissediyordum.

Kısa bir süre sonra çatıdan parlak bir ışık süzüldüğünü gördüm. Daha ne olduğunu anlamadan sarsıldı her yer, duvarlar birbirinden ayrıldı. Yumuşacık yatağıma veda bile edemeden boşlukta buldum kendimi.

-Aaaaaaaaahhhhhhhh!

Öyle bir düştüm ki; saniyeler mi sürdü, yoksa yüzyıllar mı, bilemedim.

-Yumuşak, sıcak bir yuvam vardı benim? Burası neresi? Ne işim var benim burda?

Bahar Postacısı | Esra Kaya 2

Sorularımdan başka bir şeyim yoktu artık. Çok üşüyordum. Etrafım gövdesiz ağaçlarla sarılıydı. Sonra aniden arka taraftan bir ses duydum. Uğultuyu andıran bir ses… İliklerime kadar ürperdiğimi hissediyordum.

-Ne ki şimdi bu? Dost mu düşman mı? Kötülük mü yapacak yoksa bana?

Koşamıyordum ama var gücümle yuvarlandım. Vücuduma, ne olduğunu bilmediğim parçacıklar batıyor, gerçekten canım yanıyordu ama korkum acımdan daha büyüktü.

Bir süre yuvarlandıktan sonra gövdesiz ağaçların sonuna ulaşmıştım. O korkunç sesi artık duymuyordum. Karşıya bakınca bir de ne göreyim? Deniz… Çok büyük, ne kadar da güzel! Güneş ışıkları, suyun üzerine yansıyordu.

Öyle hayran hayran bakarken içime bir kurt düştü. Buna benzer parlak ışıklar gördükten saniyeler sonra evim yıkılmamış mıydı? Ya bu sefer de suyla beni boğmaya kalkışırsa? Ya zarar verirse bir daha? Kafamdaki şüpheler önümdeki şahane manzarayı perdeliyordu.

Ne yapsam, nereye saklansam diye düşünürken korktuğum başıma geldi. Önce sırtımda bir ıslaklık hissettim. Kafamı kaldırmamla birlikte onlarca, yüzlerce, binlerce su topunun yukarıdan düştüğünü gördüm.

-Senin düşman olduğunu biliyordum kocaman sarı yuvarlak. Daha önce evimi yıktın. Şimdi sudan ordularınla beni yok etmeye çalışıyorsun. Ama ben senin daha önce yok ettiklerini benzemem. Ben var ya ben! Ben?

Tuhaf bir his… adı konmamış. Daha kendimle bile tam olarak tanışmış sayılmazdım. Gövdemi inceledim bir müddet. Şirindim gerçekten. Belki de ondan daha şirin olmamı istemiyordur. Hmmm… Evet evet, işte bu sebeple öfkeli bana. Kaşlarımı çattım. O sarı yuvarlağa kızgın bir bakış fırlattım.

Su topları şiddetini artırıyordu. Korkunç homurtular da duyulmaya başlamıştı gökyüzünden. Ama düşmanımın adını koymuştum artık ve onun kininin sebebini biliyordum. Başka cevaba ihtiyacım yoktu. Çılgınca yuvarlanmaya başladım. Artık canım acımıyordu. Korkum öfkeye dönmüştü. O küstah yuvarlağa haddini bildirecektim.

İleride bir çukur gördüm. Hızlıca içine daldım.

-Ne kadar da karanlık bir yer?

Nefesimi tuttum. Sakin olmaya çalışarak bekledim.  Çok geçmeden gözlerim karanlığa alıştı, etrafı seçmeye başladım. Sonra narin bir ses duydum derinden:

-Hoş geldin, dedi. Seni bekliyorduk, gelmene sevindik.

Böyle karşılanmak gururumu okşamıştı. Beklenen olmak güzeldi tabi.

– Hoş bulduk, dedim.

Ellerinde yorgana benzer parçalar vardı.

-Şimdi seni bununla saracağız. Derin bir uykuya dalacaksın. Sonrasında inanılmaz güzellikte başka bir dünyaya uyanacaksın.

Çok heyecanlanmıştım. Acaba nasıl bir dünya bekliyor beni? Sabırsızlıkla,

-Elbette, dedim. Hadi sar hemen!

Zaten çok yorgundum, yorganın sıcaklığında uyuyakaldım. Aradan ne kadar zaman geçti bilmiyorum. Gözlerimi açtığımdaysa inanamadım. Pembe taç yapraklarım, yemyeşil zarif bedenim, artık harika bir çiçektim ben. Şaşkınlığım anlatılmaz boyuttaydı.

Biraz etrafa bakınca ileride, daha önce deniz sandığım su birikintisini gördüm. Gövdesiz ağaç dediklerimse çimenlermiş meğer. Kendi kendime gülmeden edemedim.

Daha önce gördüğüm sarı yuvarlak tepemde bana nazlı nazlı gülümsüyordu. O gülümsedikçe bedenimin ısındığını, serpildiğini hissediyordum. Nasıl yani? O benim düşmanım değil miydi?  Beni, yuvamdan etmedi mi? Ya o kocaman su topları? Onları beni yok etmek için göndermedi mi?

Daha önce duyduğum o narin sesi bir daha işittim.

-Sen tohumdun daha önce. Bu kocaman sarı yuvarlak yani güneş, anne çiçeğin taç yapraklarını açtı, toprağa düştün.  Hani o korktuğun ses vardı ya, o rüzgardı. Seni buralara ulaştırdı. O su topları yani yağmur, toprağı sulayarak senin çimlenmen için zemin hazırladı.

Utançtan olsa gerek, pembe taç yapraklarım kırmızıya döndü, bir müddet başımı kaldırıp güneşe bakamadım. Peşin hükümler, gereksiz vehimler, yersiz korkular, anlamsız şüpheler ve bunların etkisiyle edindiğim hayali düşmanlar… Ben bunlar değilim, olamam. Bahar postacısıyım ben. Baharın gelişini duyururum gören gözlere… Öfke, düşmanlık neyime?

 

Hizmetten | Esra Kaya

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu