Yazarlar

Babil kütüphanesi gibi | Mustafa Ertuğrul

 

‘Kim ki dışarıya bakar, rüya görür. Kim ki içeriye bakar, uyanır.’

Carl Gustav Jung

İçteki marifet ne kadar benliğimizi sararsa, kabul ne kadar güçlü olursa dışta o ölçüde bir tesir kendini gösterir. Belki de bu sebepten şairler, yazarlar, aydınların tesirleri hep bu sırra bağlanmıştır.

Sanat, edebiyat, kültür ve daha pek çok hayatın can damarlarında akan nehirlerin debisi yine bireylerin iç kabulleri, motivasyonları, inanç sağlamlığı ile doğru orantılıdır. Aslında sanat faaliyetleri ve kültürel aktiviteler iç dinamikle şekillenir, inkişaf eder ve tamamen kalbin rengiyle, şîvesiyle ortaya çıkar. Şayet ortaya çıkan bu sanat ürünü, bir kitap, bir resim, bir şiir ya da bir beste ise, bütün bunlar, o iç enmûzeç ve özle beslenmiş olarak kalbin duyuşlarını, sezişlerini seslendirirler; seslendirir ve eser sahibinin gönül vâridâtından kaynaklanan heyecan veya hafakanlarını, aşk ve vuslat veya hicranlarını ifade ederler.

Okumayı sevmeyen, araştırmayan, farklı okumalar yapmayan, farklı sesleri dinlemeyen, tenkitlere açık olmayan bireylerin farklı ton ve renklerde tergipler yapması, tasrifde bulunması oldukça zordur. Kendini tekrar bir müddet sonra despotizme, monarşiye veya beni insanlar dinlemek zorundalara dönüşür. Böylelikle bir fikir,bir idealin temsilcileri temsil ettiğini düşündükleri ideallere, fikirlere en büyük darbeyi yine kendileri vururlar.

Hayatı okumak; Babil kütüphanesi gibi yüzbinlerce ,milyonlarca kitap olan yeryüzünde neşredilen olaylar, işlenen nakışlar, yazılan satırlar,farklı renklerden insanlar arasında okumalar yapmak, keşfedilmemiş benliğimize bunları göstermek, içtenleştirmek sonrasında da büyük keşiflerin fatihi bile olsak alçakgönüllü kalabilmek gerçek bir maharet olsa gerek.

Eflatun bir diyalogda, Sokrates’in ağzından şunları söylemektedir; “Ben bir ebeyim. Şu farkla ki, kadınları değil, erkekleri doğurtuyorum. Benimle konuşmaya başlayan, önce bilmezmiş gibi görünür. Ama konuşma ilerledikçe açılır ve anımsamaya başlar. Bununla beraber, benden bir şey öğrenmediği bellidir. En güzel bilgileri, sadece kendi içersinde bulur ve ortaya koyar.” İşte hayatın özüne ait hakikatleri ,içimizde gizli olan defineyi ve yaşamın gerçek hedefini bulmak yolunda bir sorumluluğumuz var.

Hayat her deseni,tonu ile güzel aslında. Hayatı anlamsız kılan kendi bağnazlıklarımız, inatlarımız,ezberlerimiz veya sığ oluşumuzda aranabilir. Ufku engin, öğrenmeye hep açık ve vurgunlara antremanlı ledünniyat dalgıçları ise hayatın bize sunduğu definelerin peşinde bir ömrü adayabilirler herhalde…Başka milletlerden alınabilecek değerlere karşı olabildiğince açık olmak,kendi fikir atlasımız üzerinde hakikat aşkı ile yanmak, tutuşmak, ve hep yollarda olmak..

Bir kelime bazen kitapları ifade eder..

Önemli olan yaşamak değildir, başarmak hiç değildir. Önemli olan insan kalmayı bilmektir,diyor George Orwell.

İnsan karanlığı ne kadar farkederse ,kendi boşluklarını görürse o ölçüde bir azim ve kararlılıkla aydınlığı arar, aydınlığın peşine düşer.Hayat gece ve gündüz gibi zıt kutupların iç içe geçtiği bir bütündür. Olaylar da tarihi seyri içerisinde birbirini takip ederler.

İlelebet süren ne bir gece, ne de bir kış vardır Babil kütüphanesi gibi olan yeryüzünde..

Hizmetten | Mustafa Ertuğrul  

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu