Yazarlar

Asa-yı Musa’dan Altıncı Meseleye Bilimsel Bakış-2 | Zekeriya Çiçek

İnsanların vicdanına hitap eden muhteşem bir eserdir Risale-i Nurlar. Kur’anin hakiki bir tefsiri olması bu eserlere herkesin anlayacağı tarzda bir ufuk açar. Risale-i Nur meyveli bahçesinde herkesin koparabileceği meyve mutlaka vardır. Bu ilim, marifet pınarında her susamış insan doya doya susuzluğunu giderebilir. Risale-i Nur, manevi bir sofradır açlığını hissedenlere. Ruhun açlığı fiziksel açlığa hiç benzemez. Asla doyma bilmez manevi gıdalara kamil insan ruhu. “Hel min mezid” (daha yok mu?) der. Ruh, inkişaf ettikçe manevi ihtiyacı artar.  Arayan bulur Kur’an’dan süzülen marifet balını. Ruhunu o balla besler ve istiabı (taşıma kapasitesi) nispetinde yükleme yapar. Bu yüzdendir ki büyüklerimiz insanlara afaki, tefekkürden daha ziyade enfüsi tefekkür yapılmasını tavsiye eder. Zira akıl terazisi, afaki tefekkür yükünü tartamayabilir. Her aynaya baktığında gördüğü kendi varlığının ardındaki Rabbini (CC) görür. Ona saygı ve haşyetle iki büklüm olur ve haddini aşmaz. Kulluk çizgisinde bir hayat geçirir.
          Altıncı Mesele o kadar hoş bir üslup ve seviyede yazılmıştır ki okuyan herkes, o manevi ikramdan hissesine düşeni alabilir. Önceki yazıda kısaca şu vurgular yapılmıştı. Hatırlamakta fayda var.
1. İnsan bu dünyaya ilim öğrenerek kemâle ermek için gönderilmiştir.
2. İnsanın kemâlâtı imanı ve takvası ölçüsündedir.
3. İnsanın tahkiki imanı elde etmesi, tefekkür kabiliyetini geliştirmesiyle sağlanır.
4. Tüm fen bilimleri kendi lisâniyle Allah’ı tanıtır ve bu yönüyle herbir bilim dalı hakiki  birer muallimdir.
         Altıncı Meselede verilen misallerden bir kaç tanesine göz gezdirelim.
Birinci misal: Yaşadığımız Küre-i arzın büyük bir eczane gibi olduğu anlatılır. Bilindiği gibi Farmakoloji Bilimi; İlaçlar konusunda araştırmalar yapan, ilaçların etkisini ve kullanılarını konu alan çok geniş bir sağlık bilimidir. Tıp bilimiyle yapışık ikiz gibidir eczacılık. Altıncı Meseledeki ilgili bölümde:
“Mesela, nasıl ki mükemmel bir eczahane ki her kavanozunda harika ve hassas mizanlarla (ölçü-tartı) alınmış hayattar (organik) macunlar ve tiryaklar (ilaçlar) var. Şüphesiz gayet maharetli bir kimyager ve hakim bir eczacıyı gösterir.”
 Hasta olmayan insan neredeyse yok gibidir. Eczanelerden doktor reçetesiyle aldığımız ilaçların her biri o hastalığı tedavi etmek için çok hassas ölçülerle üretilen, biyolojik ya da kimyasal  şifa maddeleridir. Tüm ilaçlar; bitkiler, hayvanlar, mantarlar ya da mikroorganizmalardan üretilmiştir.
       Hastalıklar, insanın varoluşuyla birlikte görülmeye başlamış hayatın bir gerçeğidir. Yaşadığımız hayattaki eşya ve hadiseler zıttıyla bilinir. Acı-tatlı, gece-gündüz, itme-çekme, soğuk-sıcak, büyük-küçük, hastalık-sağlık vb.
Hastalıkların şifa bulması için de gerekli ilaçlar küre-i arzın sinesine serpilmiş durumdadır. Erbabının biraz gayreti ile şifa deposu alemden keşfi mukadderdir. Farklı hastalıklar için eczahaneleri dolduran ilaçların tümü bir şekilde, tabiattaki varlıkların didik didik edilmesiyle bulunmuştur. Burada küçük bir soru soralım:
Acaba hastalık etkenleri olduğu halde, hastalıklarla ilgili keşfi yapılacak ilaçların yapısında kullanılacak hammaddeler zemin yüzünde bulunmasaydı, eczacılar bu hammaddeleri nereden temin edeceklerdi. Burada tam sırası gelmişken, yaşadığımız hayatla ilgili bir kaç şeyi hatırlatmanın da tam vaktidir.
Şimdi, beraberce hayatımız için gerekli bir kısım temel ihtiyaçları hatırlayalım. Evet, insan ana rahminde anne karnında, koruma altında misafir olduğu süreçte, tıpkı anneye ait bir organ gibi beslenir. Plasanta aracılığıyla bağlı olduğu annesinden oksijeni ve diğer besinleri alarak, karbondioksiti ve diğer atık maddeleri de anne aracılığıyla kan yoluyla uzaklaştırarak yaşamını sürdürür. Annesinden bağımsız bir birey olarak doğmasıyla beraber, bu kez de anne sütü hazır edilmiş vaziyettedir. Bebeğin bunların hiç birisinden haberi de yoktur. Peki ya anne sütü zamanla kesilince? Bu kez dişleri imdadına yetişir, midedeki sindirim enzimleri değişim geçirir, daha kompleks ve katı besinlerle -protein, karbonhidrat, yağ ve vitamin- ile beslenebilir. Bu besinler de temelde toprakta yetişen bitkilerden ya doğrudan ya da bitkiyle beslenen hayvanlardan karşılanır.
Bir de anneden bağımsız hale gelir gelmez aldığı nefes azıcık canını yakar, çünkü ciğerlerine ilk kez hava dolmuştur. Ciğerlerine dolan hava akciğerlerine zarar vermeyecek ölçüde yani 1 atmosfer basıncına sahiptir. Bir ömür kullandığımız ve atmosferi dolduran havanın içeriğine bakıldığında ayrı bir merhamet görülür. %78 azot,%21 oksijen,%1 diğer gazlar bulunmaktadır. Oksijenin artması da azalması da insanın solunum sistemine zarar verir.  Gökyüzünden indirilen yağmur, dolu ve kar içtiğimiz tatlı suyun temel kaynaklarıdır. Suyun içerisinde çözünen mineral ve madensel tuzlar zaten ayrı bir merhamet göstergesidir. Hava, su ve toprak dediğimiz maddeler halbuki ne kadar da değerlidir. İşte buyrun size tefekkür!  Aslında gökyüzünden indirilen su değil rahmettir, merhamettir, Toprakta bitirilen ağaçlar, otlar da birer merhamettir. Merhametin rızk formatındaki tezahürüdür.
“Ya Rab! Hamdolsun verdiğin tüm nimetlere!”
Sözünü içten kabullenerek ifade edebilmek ne büyük bir bahtiyarlıktır.
Şunu da hemen ilave etmeliyiz; ilaçların içeriğinde bulunan değişik maddeler, acaba hastalıkları tedavi edebilme gücünü nereden bulmuşlardır?
Halbuki, organik ve inorganik maddelerin zatında bir güç yoktur. O maddelere o etkiyi yapması, kudret-i ilahinin bir ihsanı olduğu unutulmamalıdır. Bu yönüyle, kullanılan ilaçlara hastalıklara şifa olmasına sadece basit birer sebep olarak bakılmalıdır. Yoksa şifayı veren Allah’tır (cc).
İkinci misal: Küre-ı arzın sakinleri olan 4-5 milyon canlı türünün her birinin kendine özgü, vücuduna uygun elbisesidir. Ve Üstadımız bunu altıncı meselede şöyle ifade eder:
“ Hem mesela, nasıl  bir harika fabrika ki binlerce çeşit kumaşları basit bir maddeden dokuyor. Hiç şüphe yok ki bu durum bir fabrikatörü ve maharetli bir makinisti tanıttır.”
Yukarıda da belirtildiği gibi milyonlarca canlı türü birbirinden farklı bir görüntüye sahiptir. Baharda açan rengarenk çiçekler, çiçeklerin üzerinde uçuşan rengarenk kelebekler, arılar ve toprakta gezinen böcekler ..vs
Küçüğünden büyüğüne kadar küre-i arzın atmosferine oksijen üfleyip zararlı gazları absorbe eden bitkiler ve o bitkilerden rızıklanan otoburlar, otoburlarla beslenen etoburlar ne kadar da farklı vücut elbiseleriyle bezenmiştir. Ne tavus kuşunun renk renk haşmetli tüyleri, ne tonlarca ağırlığa sahip balinanın kaygan yüzeyi, ne de ormanlarda gezinen diğer hayvanatın göz kamaştırıcı düz ya da desenli doğal kıyafetleri kendi düşünce ve tasavvurlarıyla meydana gelmemiştir. Her canlının yaşadığı yaşam ortamına (habitatına) uygun tarzda, hayatını kolaylaştıracak adaptasyonla yaratılmıştır. Her canlının vücut elbisesinin kumaşının dokunması kendi bünyesindeki her bir hücrenin genlerine yerleştirilmiş olan akılalmaz bir kalıtsal program sayesinde gerçekleştirilir. DNA larındaki bu gen dizilişleriyle her canlı türünün diğerlerinden mutlaka bir alamet-i farikası (ayırt edici özelliği) vardır
Yoksa bir kediyi yılan derisi ile bezemek, bir balığa keçinin boynuzu takmak, bir tilkiye de  kirpi dikeni giydirmek ne kadar absürt bir durum olurdu.
DNA içine dizilmiş bu genlerin dizilişinde, sayısında, yapısındaki değişmeler mutasyon denen anomali neticelere sebep olur.
Bu durum; belli bir gaye için kurulmuş ve tıpkı saat gibi işleyen bir fabrikayı andırır. Vücut elbisesinin kumaşını dokuyan bu değerli fabrikayı her bir canlının kendi hücrelerine yerleştiren ve içine istiflediği genetik materyallerle vücut kumaşlarını dokutan kudret ne yücedir.
Rabbimizin verdiği aklın ve vicdanın kullanılması gereken nokta da asıl burasıdır. Sanatı basarımız (gözümüz) veya  laboratuvar aletlerimiz görür ama basiret o dur ki o sanatın ardında kendini tanıtmak isteyen ilahi sanatkarı görebilsin. Basiret gönül veya kalp gözüdür kişinin vicdani kanaatidir.
   Aklı bozulmamış, eşya ve hadiselerden gerekli dersi alabilen saf akıl sahipleri (Kur’an ifadesiyle ‘ulul erbab’ ) olabilmek ne büyük bir değerdir.
Unutmayalım tefekkür, biz inananlar için bir emr-i ilahidir. Efendimiz de (SAV) bir hadislerinde şöyle buyurduğu nakledilir:
“ Bir saat hakiki tefekkür bazen bir yıllık ibadetten (nafile) hayırlıdır. (Acluni-Keşfu’l Hafa, 1/310)
Düşünen, bulan ve kullukla kemâle eren canlara binler selam…
Hizmetten | Zekeriya Çiçek

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu