Yazarlar

Anne Frank’tan Günümüze: “Yazmak” | KÜBRA AYDIN

Anne Frank 20 Haziran 1942 tarihinde günlüğüne şunları yazıyor:

“ Hatıra defteri tutmak benim gibi biri için tuhaf bir duygu. Yalnızca daha önce hiç yazmadığımdan değil. İleride ben de dahil hiç kimse 13 yaşında bir kızın içinden geçenlerle ilgilenmeyecekmiş gibi geliyor. Ama aslında bunun hiçbir önemi yok, ben yazmak ve daha da önemlisi kalbimden geçen bir sürü şeyi ortaya dökmek istiyorum. “ Oysa Bu yazdıkları otuzdan fazla dile çevirilerek 16 milyondan fazla satarak dünyada en çok okunan kitaplardan biri oldu. Anne Frank 12 Haziran ile 1 Ağustos arasında günlük tutmaya başlamış. Bu tarihlerde sayfalarını sadece kendi için doldurmuş. Ta ki sürgündeki Hollanda Kültür ve Bilim Bakanı Bolkenstein’ın radyodaki konuşmasını dinleyene kadar. Bolkenstein konuşmasında, gelecek kuşakların savaşta ne gibi dehşet verici olayların yaşandığını tama anlamıyla idrak edebilmesi, Hollanda halkının gördüğü zulme şahitlik eden tüm belgelerin toplanıp yayımlanması gerektiğini söylüyordu. Örnek olarakta günlükleri gösteriyordu. Bundan çok etkilenen Anne Frank savaştan sonra bir kitap çıkarmaya karar verdi ve günlükleri bunun için kaynak olacaktı. Ne yazık ki Anne 1945 yılında henüz 15 yaşındayken toplama kampında öldü. Günlüğü ise babası Otto Frank’a ulaştırıldı. Bütün aile üyelerini kaybeden babanın tek sığınağı bu günlükler oldu. Otto Frank yaşadıklarını tüm dünyaya duyurmak için kızının günlüklerini yayımlamak için çok mücadele etti ve amacına ulaştı. 13 yaşındaki bir genç kızın günlüğü karanlık bir dönemin en önemli şahidi oldu.

Yazmak bazen sadece bir iç döküşten ibaret değildir. Başınızdan geçenleri unutmamak için yazarsınız, bir ses soluk olmak için yazarsınız, iyileşmek için yazarsınız, sebepsiz yazarsınız. Sadece içten geldiği için. Yazmak konuşmaktan daha iyi gelir bazen. Kendinle yüzleşirsin, kimseye olmadığından daha dürüstsündür daha samimi. Sen kendin için yazdım sanarken Anne Frank gibi bir bakarsın bir sürü derde tercüman olmuşsun.

Yaşanılan bu süreçte yapılan zulümlerin, yaşanılan acıların, çaresizliklerin, buruk ve yarım sevinçlerin kayda geçmesinin çok önemli olduğuna inanıyorum. Kim okuyacak sesim nereye ulaşacak demeden yazmak….

İlerde öyle hikayeler okuyacağız ki bunlarda mı oldu bu kadar acı yaşandı mı diyeceğiz. İnsan hafızası nankördür. Sadece kendimiz için değil gelecek nesilin hangi yollardan yürüdüğümüzü görmesi için de yazmalıyız. Sesimizi bütün dünyaya duyurmak için de. Annesini karakolun önünde bekleyen henüz birkaç aylık bebek için yazmalıyız. Ekmek kuyruklarının eskide kalmadığını da yazmalıyız. Marketlerde şeker ve unun sayıyla satıldığını da. Ayşe’nin tahliye mutluluğunu, hala içerde binlerce masumun, hastanın, çocuğun, kadının olduğunu da. Kamplarda, soğukta, sürgünde yaşanılanları, umutları, özlemleri…

Anne Frank bir sayfada şunları dile getiriyor:

“’Böylesi zamanlarda yaşamak zordur: İçimizdeki idealler, hayaller ve umutlar yaşamın acımasız gerçekleri yüzünden paramparça olur…. Hayatımı kaos, acı çekme ve ölüm üzerine kurmam mümkün değil. Dünyanın yavaş yavaş vahşete büründüğünü görüyorum; bir gün bizi de yok edecek olan fırtınanın sesini duyuyorum; milyonlarca insanın acı çekişini hissediyorum.”

Yaşanılmayan hayalleri, umutları belki de bu zor zamanlarda inadına yazmalı. Bütün dünya bir araya gelse dokunamadıkları tek şey bir insanın hayalleri ve umutlarıdır. Onlardan siz vazgeçmedikçe kimse sizden çalamaz. Kimse onlara dokunamaz kimse onları hapsedemez. Hayallerinizi siz de hapsetmeyin. Kalemden kağıda düşsün. Düşsün ki umut olsun hiç tanımadığınız bir kalpte. Gülümseme olsun hiç görmediğiniz bir yüzde. Kimse için olmasa da sadece kendiniz için yazın. Kimse duymuyorsa sesinizi kağıtlar eşlik etsin derdinize.

Son olarak Sair Faik’in şu sözlerini paylaşmak istiyorum sizlerle:

“Söz vermiştim kendi kendime: yazı bile yazmayacaktım. Yazı yazmak da hırstan başka ne idi ? Burada namuslu insanlar arasında sakin ölümü bekleyecektim. Hırs hiddet neme gerekti? Yapamadım. Koştum tütüncüye, kağıt kalem aldımç oturdum. Ada’nın tenha yollarında gezerken canım sıkılırsa küçük değnekler yontmak için cebimde taşıdığım çakımı çıkardım. Kalemi yonttum. Yonttuktan sonra tuttum öptüm. yazmasam deli olacaktım.”

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu