Yazarlar

Altın ile yazılacak yazılar | Safvet Senih

Hâfız Mustafa, Üstad  Hazretlerine gönderdiği Barla Lâhikasındaki  bu mektubunda Risâleler ile ilgili değerlendirmesinde “Bundan bir sene evvel, Sözler ve Mektubat’ı istinsah (yazıp çoğaltma) esnasında, bazı nükteler, kendi kalbi hastalıklarıma uygun bir ilaç olarak geldiğinde ‘Evet, bu nükteyi altın yazı ile yazmalı’ diye söylerdim.”diyor.
Nitekim Üstad Hazretleri de 19. Mektup Mucizat-ı Ahmediyye Risalesinde bir parça için:  “Bu Parça Altın Ve Elmas İle Yazılsa Liyâkatı Var” diye bir başlık atıp, özel bir süsleme içinde şunları yazmıştır: “Evet daha önce bahsi geçmiş: (Efendimizin) avucunda küçük taşların zikir ve tesbih etmesi.! ‘(Ey Muhammed) attığın zaman da sen atmadım’ (Enfâl Sûresi.17) âyetinin sırriyle, aynı avucunda, küçücük taş ve toprak, düşmana top ve gülle hükmünde, onları hezimete sevketmesi; ‘Ay yarılıp ikiye ayrıldı’ (Kamer,1) âyeti ile, aynı avucunun parmağıyle, kameri iki parça etmesi.. ve aynı el, çeşme gibi on parmağından suyun akması ve bir orduya içirmesi.. ve aynı el hastalara ve yaralılara şifa olması, elbette o mübarek el, ne kadar hârika ilahî bir Kudret Mucizesi olduğunu gösterir. Gûya ahbab içinde o elin avucu küçük bir zikir hâne-i Sûbhânîdir ki, küçücük taşlar dahi içine görse, zikir ve tesbih ederler. Ve düşmanlara karşı, küçücük bir cephane-i Rabbânidir ki; içine taş ve toprak girse, gülle ve bomba olur. Ve yaralılar ve hastalara karşı, küçücük bir eczane-i Rahmânîdir ki, hangi derde temas etse, derman olur. Ve celâl ile kalktığı vakit, kameri (ay’ı) parçalayıp kâb-ı kayseyn (iki kavis, iki yay) şeklini verir ve cemâl ile döndüğü vakit, âb-ı Kevser akıtan on musluklu bir rahmet çeşmesi hükmüne girer. Acaba böyle bir Zâtın bir tek eli, böyle acib mucizelere mazhar ve medâr olsa, o Zâtın, Kâinatın Yaradanı yanında ne kadar makbul olduğu ve dâvâsına ne kadar sâdık bulunduğu ve o el ile bîat edenler, ne kadar bahtiyar olacakları, apaçık, şekilde anlaşılmaz mı?”
Hâfız Mustafa, Risaleleri, çelikten yapılmış bir saraya benzetmiştir: “Kışın en şiddetli tehlikeleri ânında ve fırtınalı zamanında, yırtıcı hayvanların en azgın ve kuvvetli zamanlarında, geniş sahrada,  çamurlu bir yolda giden bir yolcunun imdatsız, kimsesiz, o tehlikeler içinde, düşe kalka, yüzde doksan dokuz fırtınalar ve o yırtıcı canavarların elinde parçalanacağı ve telef olacağı hengâmda, kendini kurtarmak isteyen o yolcunun gözüne tesâdüf eden, sahranın ortasındaki çelikten daha güzel, polattan daha kuvvetli yapılmış bir  saraya rast gelmesi, o yolcuya o kadar memnun ve mesrur eder ki, hattâ o saraya daha çabuk yetişip, yırtıcı hayvanlar tarafından parçalanmasından halâs olmak için koşarak, acelesinden ayaklarının bile yere temas etmesini istemeyen bu yolcu, kendisinin saraya girmesine vesîle olanlara, değil bütün malını vermek, belki canını fedâ eder. İşte asrımızda  Sözler ve Mektuplar, o yolcunun saraya rast gelmesiyle bütün tehlikelerden kurtulduğu gibi, insan ve cin canavarlarının tehlikelerinden kurtulmak için Sözler’in her biri o kaleden daha sağlam bir sığınak olduğuna yüz bin kanaatim vardır. Elhamdülillah, o sarayın anahtar vazifesini Lem’alar’ın feyziyle bulabildim. O tehlikelerden bîçare zayıf ruhumu kurtarmak için içeriye girdim. Gördüm ki, Cennet, sekiz tabaka olup, hiç birbirine mâni olmadığı ve benzemediği gibi, birine girdiğimde onun letâfeti evvelki girdiğimin lezzetini tazelendirdiği gibi, Risâleler aynen öyledir.”
Risale-i Nurlar, Kur’an hakikatları olarak Kur’an akliliğinde ve Kur’an makuliyetinde ilim ve akıl çağındaki insanlara, bin senedir sağından, solundan darbe almış olan insanlık kalesini tamir etme özelliğinde eserler olduğu için, dikkatle okunması, hazmedilmesi gerekir…
Kaynak:Safvet Senih  | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu