Allahım Kazanma Kuşağında Kaybettirme!.. | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Yazar Mizan

Allahım Kazanma Kuşağında Kaybettirme!.. *“Allahım! Bizi Senden uzaklaştıracak ve Sensizliğin mahkûmu haline getirecek her türlü nefsânîlikten Sana sığınırız.” Biz böyle deriz. Böyle demekle Cenâb-ı Hakk’ın arındırması arasındaki münasebeti tam kavrayamayabiliriz. Fakat O’nun eltâf-ı sübhâniyesi ile bizim mukabelede bulunmamız arasında ne zaman bir münasebet var ki? Ne vermişiz ki insan olmayı O’ndan almışız? Ne vermişiz ki karşılığında düşünme kabiliyetini O’ndan almışız? İnsan-ı mü’min olmanın karşılığında ne vermiş de onu almışız? Hazreti Muhammed (sallallâhu aleyhi ve sellem)’e ümmet olma şeref ve pâyesini O’na ne vermiş de almışız? İnsanlığın İftihar Tablosu’nun, “Kardeşlerime selam!..” dediği bahtlılar arasında, boyunduruğun yere konduğu bir dönemde dünyaya gelme ve o boyunduruğu kaldırma şuuruna erme; ne verdik ki onu elde ettik?

*Bu, kazanma ile kaybetme kuşağı arasında bir nokta. İfade ederken “kader-denk” noktası diyoruz. İnsan ya bütünüyle kazanır ya da bütünüyle kaybeder. Ahir zamanda, boyunduruğun yere konduğu ve işin başa düştüğü bir dönemde, öyle büyük bir kazanma ile ürperten bir kaybetme at başı adeta. Orada meseleyi iyi değerlendirerek, kazanma kuşağında kaybetmemeye bakmak lazım. Kıvam Abidesi Olma İle Esfel-i Sâfilîne Yuvarlanma Arasında İnsan

*A’lâ-yı illiyyîn-i kemâlâta çıkma varken, onun ışıkları bize göz kırparken, esfel-i sâfilîne yuvarlanma.. böyle kötü bir akıbetten Allah’a sığınmak lazım. Onun için, Cenâb-ı Hak reçete olarak neler sunmuşsa, tek kelimesini heder etmeden, tek kelimesine göz kapamadan, o reçeteyi aynıyla kullanmaya bakmak lazım. *Tîn Sûresi’nde, لَقَدْ خَلَقْنَا الْإِنْسَانَ فِي أَحْسَنِ تَقْوِيمٍ ثُمَّ رَدَدْنَاهُ أَسْفَلَ سَافِلِينَ “Biz insanı en mükemmel sûrette yarattık. Sonra da onu en aşağı derekeye çevirip düşürdük.” (Tîn, 95/4-5) ayetleriyle işaret edildiği üzere; insanoğlu, iç ve dış donanımı, –kaynağı Hak inayeti– güzellerden güzel sureti, vicdanî genişliği, mahiyet zenginliğiyle bir kıvam örneği ve “ahsen-i takvîm” âbidesidir. Fakat o kendisine emanet edilen mahiyet-i insaniyeyi insana yakışır şekilde koruyamaz, zâhir-bâtın hâsselerini yaratılış gayesi istikametinde kullanmaz/kullanamaz, din ve dünya işlerinde Hak rızasına kilitlenip elinden geldiğince mefsedetlerden uzak duramaz ve başta insanlar olmak üzere herkese, her şeye karşı bir emanetçi gibi titiz davranmazsa, potansiyel olarak yeri “a’lâ-yı illiyyîn” iken, bir şakî olarak aşağıların aşağısı mânâsına “esfel-i safilîn”e yuvarlanıverir.

*Cenab-ı Hak, إِلَّا الَّذِينَ آمَنُوا وَعَمِلُوا الصَّالِحَاتِ فَلَهُمْ أَجْرٌ غَيْرُ مَمْنُونٍ “Ancak iman edip güzel ve makbul işler yapanlar müstesnadır. Onlara ise hiç eksilmeyen bir mükâfat vardır.” (Tîn, 95/6) buyuruyor. Evet, yürekten Allah’a iman eden, imanını iz’anla, onu yakîn ile taçlandıran.. bir de imanını tabiatının bir yanı haline getirmek için amel/aksiyon yönünde hiç kusur etmeyen, işledikçe işleyen, işledikçe işleyen, işledikçe işleyen insanlar müstesnadır. Onlar için bitip tükenmez bir mükafat vardır.

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...