Mizan

“Adam!.. Karışma kimsenin işine!” | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

Halk içinde Hak’la beraber bulunan ve kesretin en uç noktalarında dahi sürekli tevhidi kollayan gönüller hep halvette sayılırlar.

İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) şöyle buyurmuştur: اَلْمُؤْمِنُ الَّذِي يُخَالِطُ النَّاسَ وَيَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ، أَعْظَمُ أَجْرًا مِنَ الْمُؤْمِنِ الَّذِي لَا يُخَالِطُ النَّاسَ وَلَا يَصْبِرُ عَلَى أَذَاهُمْ “İnsanların arasına karışan, onların eza ve cefalarına katlanan mü’min, halktan uzak duran ve onların eziyetlerinden emin olmaya çalışan mü’minden daha faziletli, mükâfatça daha üstündür.” Halvet yolunu seçmeme, insanların içinde yaşama, onların eziyetlerine katlanma/sabretme, ecir ve mükafat açısından, sadece başının çaresine bakıp, bir halvethaneye çekilip, “Adam!.. Karışma kimsenin işine!” deyip sadece kendini düşünmekten daha üstündür; o eziyete katlananlar, öbürlerinden kat kat daha hayırlıdırlar.

Bu açıdan da eziyet göreceksiniz, cefaya maruz kalacaksınız; belki sürekli içinizde Şâir Eşref’in (v. 1910) sözleri kendisini hissettirecek;

“Cihâna geldiğim günden beri pek çok cefâ gördüm.

Ezildim bâr-ı gam altında bin türlü ezâ gördüm.

Değil bigânelerden, âşinâlardan belâ gördüm.

Vücudum âlem-i sıhhatte bîmâre dönmüştür.”

İçinizde sürekli bu duygunun köpürdüğünü duyacaksınız; “Olsun!” diyeceksiniz, “Benim Efendim, İnsanlığın İftihar Tablosu (sallallâhu aleyhi ve sellem) benim çektiğimin yüz katını çekti!..” O Ebu Bekir’ler, Ömer’ler, Osman’lar, Ali’ler, yüz katını çektiler; çektiler ama bir adım değil, ayağın yarısı kadar dahi geriye adım atmadılar. Başlarına inen balyozlar karşısında, biraz daha hızlandılar. Metafizik gerilimleri bir kat daha arttı. Daha bir hızlandılar, Allah’ın izniyle; beş senede realize edilebilecek bir şeyi, iki seneye sığıştırdılar.

Nefis, şeytan ve mesâvi-i ahlâka karşı koyma, hatta iman, ibadet ve güzel ahlâk duygusunu yerleştirme istikametindeki gayretlerin bütünü “büyük cihad”dır.

Bir taraftan, Allah Rasûlü’nün (sallallâhu aleyhi ve sellem) dışa dönük hayatına bakacak olursak, o başımızı döndürecek kadardır. Savaşlardaki stratejileri, o işin içinde var; evsâf-ı âliye-i Nebeviye, o işin içinde var, anlatılıyor: İnsanlığa karşı tavır ve davranışları, aile ile münasebeti, zevceleriyle münasebeti, insanlarla münasebeti, genel tavrı, âbide şahsiyeti, gerçek insan-ı kâmil olmak hususiyeti…

Bir diğer taraftan da O’nun iç dünyasından süzülenler ve ortaya koyduğu ubudiyet de başlarımızı döndürecek kadardır. Onun içindir ki, Rasûl-ü Ekrem Efendimiz (aleyhissalâtü vesselam) çok önemli bir savaştan dönerken, رَجَعْنَا مِنَ الْجِهَادِ الأَصْغَرِ إِلَى الْجِهَادِ الأَكْبَرِ “Şimdi cihâd-ı esgardan cihad-ı ekbere (küçük cihaddan büyük cihada) dönüyoruz.” buyuruyor. Aynı zamanda kendi iç dünyasıyla da o kadar yaka-paça bir insan. Hâşâ, o bizim tahayyülâtımıza, tasavvurâtımıza, taakkulâtımıza gelen şeylere mâruz değildi. Fakat “mukarrabîn”e has kendi ufku açısından, Allah ile münasebetini değerlendiriyordu. Sürekli konsantrasyon mu istiyordu, ne idi? Sürekli, seyyidina Hazreti Musâ ile alakalı anlattığı gibi, “Başım arşın örtüsünün altında olmalı!..” düşüncesi veya onun da ötesinde bir beklenti adına “Tam hakkını veremedim!” mülahazası mıydı, ne idi? O “ekrabü’l-mukarrabîn” olma hususiyetine göre kendi derin muhasebesinin ifadesi miydi veya nazarı “ufuklar ötesi ufuklar”da bulunduğundan dolayı, “Ben tam onun hakkını veremedim!” mülahazasına bağlı bir cümle miydi, neydi?!.. İnsanlığın İftihar Tablosu, “Cihâd-ı esgardan cihad-ı ekbere dönüyoruz” diyordu. Bu, bir.

İkincisi de O (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir cemaatin önünde idi; arkasında insanlar vardı; ne yaparsa, o yapılıyordu; ne derse, ona riâyet ediliyordu. Efendimiz, bu beyanıyla da “Ha, işte böyle düşünün!..” demiş oluyordu: “Şimdi, düşmanla yaka-paça olduk, Allah’ın izniyle ya yere serdik veya geldi kabul ettiler. Evet, ya ‘Lâ ilâhe illallah, Muhammedun Rasûlullah’ لاَ إِلَهَ إِلاَّ اللهُ مُحَمَّدٌ رَسُولُ اللهِ dediler veya “Teslim oluyoruz! İnsanî değerler etrafında bir araya geliyoruz; bizden ne istiyorsunuz, cizye mi, haraç mı, onu da veriyoruz. Amma bizi sıyanet edin, bizim için de sera olun!” dediler. Bu durumlardan hangisi gerçekleştiyse gerçekleşti. Böyle bir mücahededen dönünce “Cihad-ı esgardan cihad-ı ekbere dönüyoruz! Nefis ile mücadeleye.. hislerimizle mücadeleye.. hiçbir zaman yakamızı bırakmayan şeytan ile mücadeleye dönüyoruz!” demek suretiyle, arkasındaki insanlara “İşte böyle düşünün! Böyle davranın! Bu anlayış içinde bulunun! Her zaman ciddî bir metafizik gerilim içinde bulunun! Bazen yaptığınız iyilikleri bile sorgulayın, ‘Acaba içine bir şey karıştı mı?’ deyin!..”

Bamteli: HER HAKKI GÖZETEN PEYGAMBER UFKU

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu