Adalet İçin Haykırmak ve AİHM Kararlarında Kamuoyunun Etkisi | İSMET MACİT

Yazar İsmet Macit

 24 Haziran Cuma günü Strasburg’da, Türkiye’deki hukuksuzluklara gözünü kapatan ve verdiği kararlarda çifte standart uygulayan Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi (AİHM) önünde bir gösteri yürüyüşü yapılacak.  Zulmü kim görüyorsa görsün karşısında hakperestçe durulmaz, hukuksuzlukla mücadele edilmezse yeni yeni kötülüklere ve haksızlıklara davetiye çıkarılmış olur.

Sivil direnişin öncüsü Mahatma Gandhi şöyle der: “Her sabah kalktığım zaman kendi kendime şöyle söz veririm: Dünya üzerinde vicdanımdan başka kimseden korkmayacağım. Kimsenin haksızlığına boyun eğmeyeceğim. Adaletsizliği adaletle  yıkacağım ve mukavemet etmekte ısrar ederse onu, bütün mevcudiyetimle karşılayacağım.”

Evet hak arayışı, hukuksuzluklarla mücadele, zulme göğüs germe uzun soluklu ve toplumsal bilinç üzerinde yürütülen kutsal bir eylemdir. Siyasetin menfaat prangaları ile felç edilmiş yargı sisteminde bu hak arayışı hangi usul, yol ve yöntemlerle yapılacak… sorusuna en kestirmeden; “kamuoyu oluşturma ve yargıçların siyasetin baskısında kurtulmalarını ve bağımsız karar vermelerini temin edecek şekilde genel kanaat oluşturma” cevabı verilebilir.

Bu yazıda ise, gönüllü kuruluşlar vasıtası ile yapılan bu türlü kanuni eylemlerle oluşturulan kamuoyu baskısının AİHM’nin kararlarına etkisi bir örnek üzerinden anlatılacaktır. Örnek verilen emsal kararın doğruluğu ya da yanlışlığı yazının kapsamının dışındadır. Yazı ana fikir olarak toplum vicdanını yaralayan kararlara karşı oluşan tepki ve bunun kanuni eylemlerle dile getirilmesinin mahkeme(ler) üzerindeki etkisi ile ilgilidir.

Ülkelerin medeni gelişmişliğinin ölçüsü, sivil insanların devlet(ler)in orantısız gücüne karşı koyacak şekilde örgütlenmeleridir. Bireylerin hükümet dışı gönüllü kuruluşlar vasıtasıyla (NGO: Non-Governmental Organizations) devlet organlarının nobran gücüne ve buradan kaynaklanacak hukuksuzluklara karşı birlikte hareket etmesi ve toplumsal bilincin oluşması önemli bir gelişmişlik kriteridir.

Diktatoryal ve gayr-i hukuki sistemlerde bu tarz halk örgütlenmelerinin, “isyan, halkı devlete karşı ayaklandırma…” gibi suçlar kategorisine sokulması demokrasi ve hukuktan uzaklaşan yönetimlerin korkulu rüyası olduğu gerçeğini tüm çıplaklığı ile ortaya koyar.

Yargı kararlarına toplum baskısının etkisi ise kadim bir tartışmadır. Neticede hukuk o zamanın ve toplumlarının içinden çıkmış olan kurallar bütünüdür. Toplumun ortalama kanaatinin yazılı hale getirilip ilişkilerin bu metinlere göre düzenlendiği manzumelerdir kanunlar.

Vicdani olanla kanuni olan bazen karşı karşıya gelebilir. İşte bu kanunlara göre yargılama yapan hakimler toplum vicdanını dikkate alarak yine kanunlara göre karar verdikleri ile ilgili birçok örnek vardır. Bu zaviyeden bakıldığında gerek ulusal gerekse de uluslararası mahkemeler, kamuoyunu nazara almışlar ve bu yönde kararlar vermişlerdir.

AİHM de bu kabilden verdiği bazı kararları toplum baskısı, gönüllü kuruluşların rahatsızlığını dile getirmeleri ve genel kamuoyu kanaatine göre yeniden gözden geçirmiş ve ilk verdiği kararı temyiz aşamasında bozmuştur.

Lautsi Davası Kararına Kamuoyu Etkisi

Özellikle kitleleri ve toplumu yakından alakadar eden yargılamalar esnasında kamuoyu vicdanı devreye girmiş ve bu baskı mahkeme tarafından görünür hale getirilince davanın seyri değişmiştir. Lautsi Davası buna güzel bir örnektir.

Lautsi Davası, İtalya’ya karşı, bu ülkenin vatandaşı olan Bayan Soile Lautsi’nin 27 Temmuz 2006 tarihli başvurusu ile başlamıştır. Bayan Lautsi, başvurusunu kendisi ve o zaman reşit olmayan iki çocuğu adına yapmıştır. Başvuruda, Bayan Lautsi’nin çocuklarının eğitim gördüğü devlet okulunun sınıflarında çarmıha gerilmiş İsa figürlerinin bulunmasının, AİHS’in 9. maddesinde düzenlenen düşünce, vicdan ve din özgürlüğü ile 1 nolu Protokolün 2. maddesinde düzenlenen eğitim hakkına aykırılığı konu edilmiştir.

Davalı taraf olan İtalya hükûmeti ise savunmasını iki temel üzerine dayandırmıştır. Birincisi, haçın dini anlamının yanında tarihi ve hümanist çağrışımlarının bulunduğu, ikincisi ise, okullarda bu tip bir sembolün bulundurulmasının devletlerin takdir yetkisi içerisinde değerlendirilmesi gerektiğidir.

Dava, ilk olarak 2009 yılında, AİHM 2. Dairesi’nde görülmüş davacı taraf (Lautsi) lehine hükmetmiştir.

Mahkeme Kararından Dönüyor

Mahkemenin 2009 yılında vermiş olduğu karar…. laiklik karşıtı bir simge olması nedeniyle okullardan kaldırılması gerektiği anlamına gelmektedir ve bu sebeple tahmin edileceği gibi büyük yankılar uyandırmıştır. Aralarında Ermenistan, Bulgaristan, Kıbrıs Rum Yönetimi, Rusya, Litvanya, Malta, San Marino, Monako ve Romanya’nın bulunduğu dokuz devlet ile çok sayıda sivil toplum kuruluşu ve Avrupa Parlamentosu’nun 33 üyesi davaya müdahil olmuşlardır. Ayrıca dairenin vermiş olduğu karar Yunan Ortodoks Kilisesi tarafından eleştirilmiş ve Vatikan Kilisesi, bu yanlış ve körleşmiş kararla şoka uğradıklarını söylemişlerdir.

Tepkiler üzerine ilgili dairenin bu kararı AİHM’in Büyük Dairesi’ne başvurularak temyiz edilmiştir.

AİHM, temsil ettiği toplumun tepkisini göz önünde bulundurmuştur tespiti yapılabilir. Vicdanı, sosyolojik yaklaşım çerçevesinde kişinin kendisini onaylamanın bir standardı olarak içselleştirdiği yerel kültürel normlar olarak kabul ettiğimizde AİHM’in toplum vicdanına uygun olarak hareket ettiği görülmektedir.[1]

Özellikle AİHM’ne yapılan başvurularda “mahkemenin siyasi davrandığı, birey karşısında devletten yana tavır koyduğu” gibi ümit kırıcı söylemleri bir kenara bırakarak özellikle mağdur edilen, zulme maruz kalan insanların karşılaştıkları hukuksuzlukları yeryüzü ölçeğinde dile getirmek ve genel kamuoyu oluşturmak davaların seyri açısında çok önemlidir. Zira mahkemelerin verdiği kararların kanuni olması kadar meşru ve vicdani olması da temin edilebilir.

Zulmün devam etmesindeki en büyük etken zulmün ve hukuksuzlukların unutturulması ve yargı sisteminin siyasi kararlarına karşı gerekli tepkinin verilmemesidir.

Haklı olduğuna inanan insanların meşru her yolu deneyerek yapılan zulmü dünyaya anlatma adına gayret içinde olmaları Hakka karşı saygının ifadesi, zulüm gören insanlara karşı ise en temel görevidir.

Bu zaviyeden bakıldığında mazlumlar adına bir hak arayışı ve mücadelesi olan 24 Haziran’daki AİHM önünde yapılacak olan program Türkiye’deki hukuksuzlukların dile getirilmesi ve Mahkemenin Hizmet hareketi ile ilgili uyguladığı çifte standartın dile getirilmesi açısından son derece önemlidir.. imkanı olanları mahkeme önündeki bu tarihi yürüyüşe davet ediyoruz..

[1] Nesli̇han Özeler, Toplum Vi̇cdaninin Yargilamadaki̇ Rolü, Kamu Hukuku Bölümü Yüksek Li̇sans Tezi̇, s.55-58

 

 

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...