Yazarlar

Acılar Yarışır mı? | Mehmet İsmailoğlu

Hizmet hareketinin gönüllüleri, bu acayip zaman diliminin sessiz çığlıkları, izsiz gözyaşları oldu. Hikâyeleri birbirinden ilginç muhteşem kahramanlar. Kimi Meriç’te, kimi zulmün dibinde Allah’tan hissesine düşeni aldı. Uzun uzun anlatılacak hikâyelere, kahramanlara dönüştüler.
Şükür diyorum, bazen kendi kendime, hamd ediyorum, yaşadıklarım için. Yaradan şu koca kâinat kitabında, sayısız yıldızların arasında milyarlarca insanın içinde bana da bir hikâye lütfetti. Benimkisi de en az diğerleri kadar acı ve gözyaşı dolu. Ama bir şeyin farkındayım; en acısı benimkisi değil ve hiçbir zaman da olmayacak.

Bu bir barışma hali sanırım. Hani “Dost neylerse güzel eyler”in yaşanarak öğrenileni sanki. Evet, O güzel eyledi.
“Bana bir hikâye ve anlam yükledi.” Gün gelecek (inşallah) torunlarım dizlerimde;
– Dede, sen hapse mi girdin?
– Evet kızım.
– Niye hapse girdin?
– Zalim bir hırsız vardı kızım, çalıyordu. Hayatımızı, zamanımızı, mülkümüzü, geleceğimizi, hayallerimizi. Ona, “çalamazsın” dediğimiz için bizi hapse attı, diyeceğim.

Vay be! Yıllarca Amerikan filmlerinde geçen o kahramanların oynadığı senaryoda bana ait bir-iki cümle vardı.
O kadar yıldızların, milyarlarca insanın arasında.
Bu nasıl bir lütuftu.
Hiçbir ücret ödemeden kazanılanlar. “Meccanen”

Hani okurken, “ama acımız gözyaşımız..” da diyebilirsiniz. Ama gerçekte öyle mi? Ölümün hiç değişmez gerçeği ve onun her lütuf ve keremde tek adres olduğu hakikati yan yana gelince en azından sizler gibi ben de diyorum ki;
“Vallahi O tuttu, sabır lütfetti, dua ettirdi, bir de lütfedip kabul etti.” Tek gerçek bu!

En başında yazdım ya, benim hikâyem de gerçekten acı ve gözyaşı dolu. Kayıplar var; candan, maldan kayıplarım var dünyalıklardan. Elde kalanlara hamd olsun!

Acımı hiç kimseyle yarıştırmadan her acıyı değerli bulmayı, acıları lütfedenin herkese bir ölçü tahsis ettiğini öğrendim. Benimkisi “bu” kadar, onunkisi “şu” kadar. Tahsis makamı olmayınca, tahsis edene saygıyla, acımı öpüp başıma taç ettim, etmeye çalıştım. Şimdi bu acıları günlük hayatıma taşımadan yaşıyorum.

Acılar Yarışır mı? | Mehmet İsmailoğlu 2

Hani bir reçetesi yok bu işin ama “Tamam, olan oldu”, “Vardır bir bildiği, ki O her şeyi bilir” diyerek acımı kendime tekrar edip canımı acıtmadan yolda, ayaklarımın üstünde,
– Yorulsam da yürüyorum!
– Acıları ve hikâyeleri olan kahramanlara koşuyorum.
– Gözlerinin içine bakarak sevgi ile “Vallahi sen benim için çok değerlisin” diyorum.
– Allah’ın kahraman yaptıklarına ve hikâyeler lütfettiklerine olan saygımı ve sevgimi, beceremesem de, gözlerimden gözlerine akıtmaya çalışıyorum.
– Oradan bir yol bulsam da kalbine insem ve bir kahramanın kalp atışlarını dinlesem diye heyecanla yanıyorum.
– Acımı onu acısı için noktalı virgül, ünlem yapmıyorum. Benimkisi bana, onunkisi ona. Verene saygı gösterip, yaşanan hikmeti anlamaya çalışıyorum.

Allah bir zalimin elinden kahramanlar ve kahramanlık hikâyeleri lütfetti. Başka türlü de yapabilirdi, ama O böyle murad etti. Ben kendi adıma hisseme düşen “acımı” aldım. Onunla barışmaya çalışarak yaşamaya gayret ediyorum. Kavga etme ihtimalim olunca da;
– Acısıyla barışan kahramanlara koşuyorum, o kahramanların geride bıraktığı kahramanlara,
– Acısıyla barışanlara,
– Kaderine razı olanlara,
– İbrahim gibi teslim olanlara.

Efendiler Efendisinin (SAV) kardeşlerine selam olsun!

Hizmetten | Mehmet İsmailoğlu

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu