1
Anneler Günü vesilesiyle, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 26 Mayıs 1991 tarihinde İzmir Hisar Camii’nde irad ettiği, yürekleri titreten “İslam’da Anne ve Baba Hakkı” konulu vaazını siz kıymetli okurlarımızın istifadesine sunuyoruz. Bu tarihi hitap, anne ve babaya hürmetin İslam’daki müstesna yerini, asr-ı saadet örnekleriyle ve günümüze dair çarpıcı uyarılarla gözler önüne seriyor.
Toplum olarak değerlerimizin aşınmaya yüz tuttuğu, aile bağlarının zayıfladığı modern çağda, anne ve baba hakkının ehemmiyeti her zamankinden daha fazla hissediliyor. Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi’nin 1991 yılında İzmir Hisar Camii’nde verdiği ve dinleyenleri gözyaşlarına boğan o tarihi vaaz, bugün de güncelliğini ve sarsıcılığını koruyor. Anneler Günü münasebetiyle, Batı menşeli kutlamaların ötesine geçerek İslam’ın ebeveyne bakış açısını hatırlamak ve hatırlatmak adına bu eşsiz vaazdan öne çıkan mesajları derledik.
Kur’an-ı Kerim’in Kesin Hükmü: “Öf Bile Demeyin”
Hocaefendi, vaazına Kur’an-ı Kerim’den ayetlerle başlayarak konunun ilahi boyutunu nazara veriyor. İsra Suresi 23. ayetinde Cenab-ı Hakk’ın, kendisine ibadetten hemen sonra anne-babaya iyiliği emrettiğini vurgulayan Hocaefendi, şu sarsıcı gerçeğin altını çiziyor: Allah Teâlâ, anne ve babaya karşı en ufak bir bıkkınlık belirtisi olan “Öf” demeyi dahi haram kılmıştır. Yüz ekşitmek, ses yükseltmek veya onları incitici en ufak bir tavır sergilemek, ilahi gazabı celbeden büyük günahlar arasında sayılmaktadır.
Cihaddan Üstün Bir İbadet: Anne-Babaya Hizmet
Vaazda zikredilen hadis-i şerifler, ebeveyne hizmetin İslam dinindeki yerini zirveye taşıyor. Bir sahabenin Peygamber Efendimiz’e (s.a.v) gelerek cihad etmek istediğini belirtmesi üzerine, Efendimiz’in “Anne ve baban hayatta mı?” sorusuna “Evet” cevabını alması ve “Öyleyse senin cihadın onların yanındadır” buyurması, meselenin ehemmiyetini gözler önüne seriyor. Hocaefendi, farz-ı ayn olmayan durumlarda anne-babaya hizmetin cihaddan bile üstün tutulduğunu ifade ediyor.
Yine Peygamber Efendimiz’in (s.a.v) büyük günahları sayarken, Allah’a şirk koşmaktan hemen sonra “anne-babaya isyan etmeyi (Ukuk-u valideyn)” zikretmesi, bu hakkın ihlalinin ne denli büyük bir felaket olduğunu gösteriyor. Hocaefendi’nin aktardığı “Burnu sürtülsün” hadisi ise dinleyenlerin kalplerine adeta bir ok gibi saplanıyor: “Anne ve babasından birinin veya her ikisinin yaşlılığına yetişip de cennete giremeyenin burnu yerde sürtülsün!” Yaşlı anne-baba, evlat için cennete açılan en geniş kapıdır.
Gözyaşartan Örnekler: Mağaradaki Üç Kişi ve Kabe’deki Evlat
Hocaefendi, anne-baba fedakarlığını ve onlara hürmetin mükafatını anlatırken Asr-ı Saadet’ten ve İslam tarihinden çarpıcı tablolar sunuyor. Dağdan kopan bir kayanın mağara ağzını kapatmasıyla mahsur kalan üç kişinin hikayesi bunlardan biri. İçlerinden birinin, yaşlı anne-babasına süt içirmeden çocuklarına dahi süt vermediğini, sabaha kadar ellerinde süt kasesiyle onların uyanmasını beklediğini anlatarak Allah’a yakarması ve kayanın aralanması… Bu kıssa, ebeveyni kendi evlatlarından bile öne koymanın faziletini vurguluyor.
Bir diğer sarsıcı örnek ise Kabe’de annesini sırtında taşıyarak tavaf ettiren adamın hikayesi. “Annemi sırtımda taşıyarak hakkını ödedim mi?” sorusuna verilen “Hayır, seni doğururken çektiği tek bir sancının, aldığı tek bir nefesin bile hakkını ödemedin” cevabı, anne hakkının ödenemezliğini tokat gibi yüzümüze çarpıyor.
Modernitenin Getirdiği Yıkım: Huzurevleri Değil, “Hüzün Evleri”
Vaazın en dikkat çekici ve hararetli bölümlerinden biri, modern yaşam tarzının aile yapısında açtığı yaralara dair eleştirilerdir. Hocaefendi, Batı’dan ithal edilen ve yaşlıların bırakıldığı huzurevlerini şiddetle kınıyor. Buraların adının “huzurevi” olmasına rağmen hakikatte birer “hüzün evi” ve “zindan” olduğunu belirtiyor. Evlatları tarafından terk edilen, cam kenarlarında yollarını gözleyerek boynu bükük bir şekilde ölümü bekleyen yaşlıların dramını gözyaşları içinde tasvir ediyor.
Hocaefendi, yine Batı kültürünün bir ürünü olan “Anneler Günü” ve “Babalar Günü” kavramlarını da eleştiriyor. İslam’da anne-babayı yılda sadece bir gün hatırlayıp hediye almanın yeri olmadığını, Müslüman bir evlat için yılın 365 gününün, günün 24 saatinin ebeveyne hürmet ve hizmet zamanı olduğunu vurguluyor.
Kanıyla, Canıyla Besleyen Anneye Vefasızlık: Küfran-ı Nimet
Annenin hamilelik, doğum ve emzirme süreçlerinde çektiği çileleri, çocuğunu kanıyla ve canıyla beslemesini, geceleri uykusunu feda edip hastalandığında başında pervane olmasını anlatan Hocaefendi, babanın da ailenin rızkı için nasıl yıprandığını hatırlatıyor. Tüm bu emsalsiz fedakarlıklara karşılık, çocuk büyüyüp güçlendiğinde, anne-babası zayıflayıp elden ayaktan düştüğünde onları bir “yük” olarak görmesinin ne kadar büyük bir nankörlük (küfran-ı nimet) olduğunu ifade ediyor.
Hocaefendi’den Cemaate Çağrı: “Hemen Gidin, Ellerine Kapanın”
Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi, vaazını son derece net ve pratik bir çağrıyla noktalıyor:
•Hayatta Olanlar İçin: Eğer anne-babanız hayattaysa, bu vaazdan çıkar çıkmaz gidin, ellerine ve ayaklarına kapanın. Onların rızasını alın, dualarını isteyin. Onlara hizmet etmeyi en büyük şeref bilin.
•Vefat Edenler İçin: Eğer anne-babanız vefat etmişse, onların arkasından sürekli dua edin, onlar adına sadaka verin, istiğfar edin ve onların dostlarıyla ilişkilerinizi sürdürerek haklarını ödemeye çalışın.
Anneler Günü vesilesiyle yeniden gündeme taşıdığımız bu tarihi vaaz, İslam’ın ebeveyne bakış açısını Kur’an ve Sünnet temellerine oturtarak anlatan; evlatları merhamete, vefaya ve vicdan muhasebesine davet eden muazzam bir hitabettir. Gelin, yılda bir gün değil, bir ömür boyu vefa ile anne-babalarımızın rızasını kazanarak cennetin kapılarını aralayalım.

