Elveda Ey Şehr-i Gufran: Ruhumuzun Aziz Misafirine Mektup

Yazar hizmetten
web

Ey nurdan dokunmuş, rahmetten örülmüş misafirimiz,
Rahmetle kapımızı açtın, mağfiretle ferahlattın, cehennemden kurtuluş ile bizi müjdeledin… Adın, yazın kavurucu öğlelerinde taşların kızgın göğsüne yağan o ani sağanak gibi indi yüreğimize: Günahların o yakıcı hararetini serinliğiyle dindirdi, tozlu yolları yıkadı, toprağın derin yarıklarına serin bir hayat suyu saldın.
Sen geldin ya, içimizdeki o alazlı kibri kül ettin; küllerinden yeniden doğuşun kokusunu getirdin bize. Gelmeden evvel, dünyanın telaşında, bitmez tükenmez heveslerin altında boğulmuştuk, yorgun düşmüştük. Şefkat ve merhametli elinle tutup kaldırdın, bağrına bastın bizi.
Sokak lambalarının soluk ışığında aceleci gölgeler gibiydik; ellerimizde ne varsa yarım, kalplerimizde ne varsa eksik. Gözlerimizi semaya dikip senin yolunu gözledik. Derken ufukta ince bir hilal gibi belirdin – sanki semadan sarkan gümüş bir kavis – ve sen kapımızı çaldın. Eteklerin bereketle, kucağın rahmetle dolu, heyben binbir mucizeyle tıka basa…
Nurlu eteklerini evlerimizin baş köşesine serdin; yalnız açlığı değil, açın halinden anlamayı, fakirin gözündeki ıstırabı kalbimize fısıldadın. Bize asıl zenginliğimizi fark ettirdin, şükrümüzü artırdın, nimetin içindeki bereketi gösterdin. Zenginle fakiri, aç ile toku aynı niyet çizgisinde, aynı imsak vaktinde, aynı iftarda buluşturdun. Neredeyse unuttuğumuz o kavi kardeşliği, o sımsıcak bağı tekrar uyandırdın.
Heybendeki o muazzam iftar coşkusunu sofralarımıza armağan ettin; sen evimizin baş misafiri oldun. Her gün sabırla ve neşeyle elimizdeki bir bardak suyla yolunu gözledik. Bir yudum suyun billur bir kadeh gibi parladığı o vuslat ânı yok mu? Ekmeğin kabuğunda bile ayrı bir lezzet, ayrı bir kokuyu yeniden tattık. Suda derin bir rahmet bulduk. Teravihlerde omuz omuza saflarda, alnımız secdeye her değdiğinde sanki farklı bir aleme geçiyorduk; yorgun bedenlerimiz ruhun kanatlarıyla hafifliyor, gökyüzü avucumuza iniyordu.
En çok da çocukları sevindirdin. Minik yürekleriyle tuttukları tekne oruçları, sahurda uykulu gözlerle kalkışları, iftarda ilk lokmanın heyecanı… Mescitlerimizde, saflarımızın arasında koşturan vildan ve gılmanların neşesi, senin getirdiğin kandillerin aydınlığında daha bir parladı. Onlara da sabrın sonundaki büyük mükâfatı, paylaşmanın en tatlı oyun olduğunu öğrettin; bir hurmanın yarısını kardeşine uzatırken gözlerindeki ışıltı, senin en güzel hediyen oldu.
İlk günler nefsimiz direndi evet; susuz kaldık, uykusuz kaldık. Bedenimiz nazlandı, mizacımız ağırlaştı belki. “Vazgeç” diye sızlandı… Ama sonra nefsimiz bile sana öyle ısındı ki; sanki kırk yıllık yoldaş, sanki evin öz evladı oluverdin. Sahurun o derin sükûnetinde, tencerelerin o tatlı telaşına karışan dualar; mutfaktan yükselen rayihalar – çorba buharı, börek sıcağı, tatlı tarçını… Kandillerin titrek alevi…
Sen varken sanki gökyüzü daha yakındı, sanki elimiz meleklerin eline değecek gibiydi, dualar daha çabuk kabul olur gibiydi, her şey daha kolaydı.
Ey mübarek dost, biz beşeriz; aceleci, zayıf, nankör. Nefsimize yenilip “oruç vuruyor, yoruyor” diye şekva ettik. Açlığın o anlık yorgunluğuyla senin sunduğun manevi ziyafeti unuttuk bazen. Belki layığıyla ağırlayamadık seni, belki o nimet sofrasından hakkımızla nasiplenemedik. Ama o şekvalar topraktan gelen bedenin zaafındandı, kalbin derûnundan değil. Biz senden binlerce kez razıyız; sen de bizden razı olarak git, n’olur.
Şimdi eteklerini toplayıp, nurunu cem edip ayrılıyorsun. Arkanda huzurlu ama boynu bükük biz evlatlarını bırakıyorsun. Günahlarımızı o “yakıcı” isminin hürmetine ateşe ver de git, küllerini rahmet rüzgârlarıyla savur da git. Sofralarımızın bereketini, kalplerimizin yumuşaklığını, çocukların saf sevincini, birbirimize emanet ettiğin o kardeşliği daimi olarak bırak bize. Ve elimize cehennemden azad beratımızı, cennetin ebedi bahçelerine açılan o nurlu kapının anahtarını tutuştur.
Ayrılıklar acı olurmuş, ey Şehr-i Gufran… Hani çocukları ağlamasın diye eline şeker tutuşturulur ya; birisine emanet edilir, sahip çıkılsın, oyalansın, ağlamasın, bakılsın, korunsun diye… İşte sen de öyle yaptın. Elimize bir bayram tutuşturdun, bizi birbirimize emanet ettin. “Ben gidiyorum fakat geride bıraktığım kardeşlik bağını muhafaza edin; birbirinize hürmet edin, küskünlükle bu nurlu emaneti zedelemeyin,” dedin sanki.
Bizi kucaklaştırdın; ayrılık acısını bayramın sevinciyle teselli ederek gidiyorsun. Gidişin mahzun bir akşamüstü gibi yüreğimizi burksa da, işte tam o anda kapıyı çalan bayram coşkusu… Şevval hilaliyle gelen o müjde: Bayram sabahı!
Minarelerden yükselen tekbir sedaları sokakları doldururken, gözlerimizde biriken hüzün, yerini sevinç gözyaşlarına bırakıyor. Yeni elbiselerin hışırtısı, çocukların koşuşturması, bereket ve rahmet kokan evler, eller öpülürken dökülen o sıcak gözyaşları… “Bayramınız mübarek olsun” derken sesler titriyor, sarılmalar uzuyor, dargınlıklar eriyor, küskün kalpler barışıyor.
Ey Ramazan-ı Şerif, sen gidiyorsun ama ardında bıraktığın o manevi zaferin sevinciyle bayramı karşılıyoruz: Orucunla nefsin kibrini kırıp, şükrün anahtarını elimize verdin; Kur’an’ın indiği o kudsî zamanı karşılamak için meleki bir halet-i ruhiyeye büründük; nimetlerin kıymetini yeniden öğrendik.
Şimdi bayramın coşkusuyla dolup taşan kalplerimizde senin izlerin hâlâ taze: Bir yudum suyun kıymeti, bir hurmanın paylaşma tadı, secdenin hafifliği… Ve en kıymetlisi: Bizi birbirimize emanet etmen, “Küsmeyin, kardeş olun” demen.
Bayram sabahı, cami avlularında omuz omuza kılınan namazda o eski safların sıcaklığını yeniden hissediyoruz; senin getirdiğin sabır ve şükür, bayramın sevincinde taçlanıyor; hüzünle karışık o büyük coşku, ruhumuzu yeniden diriltiyor.
Ey Şehr-i Gufran… Sen gittin ama bıraktığın nur hâlâ kalplerimizin kandilinde yanıyor. Biz şimdi bayramın sevinciyle gülsek de, ruhumuzun bir köşesinde senin tatlı hasretin saklı duruyor. Seneye yine gel; yine kalplerimizi arındır, yine bizi birbirimize emanet et, yine ellerimize bir bayram tutuştur.
O vakte kadar biz, senin öğrettiğin sabrı, şükrü ve kardeşliği korumaya söz veriyoruz.
Amin.

Diğer Yazılar

Hizmet'e Dair Ne Varsa...

Sitemizde, tercihlerinizi ve tekrar ziyaretlerinizi hatırlayarak size en uygun deneyimi sunmak ve sitemizin trafiği analiz etmek için çerezleri ve benzeri teknolojileri kullanıyoruz. Tamam'a veya sitemizde bulunan herhangi bir içeriğe tıklayarak bu ve benzer çerezlerin/teknolojilerin kullanımını kabul etmiş olursunuz. Tamam Gizlilik Bildirimi

Privacy & Cookies Policy