Son bir aydır durumunun ağırlaştığını duyuyordum. Tanzanya’nın ikinci Cumhurbaşkanı Ally Hassan Mwinyi’nin vefatını akşam sohbet esnasında telefonuma düşen mesajla öğrendim. Sohbet arasında arkadaşlardan onun aziz ruhuna bir Fatiha bağışlamalarını rica ettim. Çoğu onu sadece ismen bildiği için kime Fatiha gönderdiklerini kısaca izah ettim.
Halk arasında ülkesini serbest ekonomiye geçirdiği ve ülkede telefon ve bilgisayar gibi aletlerin kullanımına izin veren reformist bir başkan olduğu için “Mzee Rukhsa-Muhterem Ruhsat/İzinci Amca” olarak biliniyordu. Ülkeyi yoksulluk ve açlığın pençesinden kurtarıp her türlü ekonomik özgürlüğün önünü açtığı için sevilen bir başkandı. Kapısı ona ulaşmak isteyenlere açıktı. İnsanlar zorlanmadan ona ulaşıp hallerini arz edebilirdi. Cuma namazlarında onu çok rahat halkın arasında görebilirdiniz. Bir kaç cumada onu farklı camilerde görüp selamlaşıp elini öpmüşlüğümüz vardır. Bayramlarda, seyranlarda kendisini her daim mütevazı evinde ziyaret eder,ikramlarından yer içerdik. Zekavetin bir nişanesi, daima güler yüzlüydü. Yanında konuşmaktan çekinmezdiniz. Kendisine bir kaç konuştuğu konu ile ilgili fıkra anlatmışlığım ve onun da gülerek karşıladığı vaki olmuştur.
Hocaefendi’yi Amerika’da merhum Şeyh İsmail Muhammed ile ziyaret etmişliği vardır. Türkiye’de müesseseleri gezip gördüğünü, takdirlerini ifade ettiğini dinlemiştim. Hocaefendi ile irtibatı hep devam etti. Onunla karşılıklı mektuplaştıkları olmuştu. Hocaefendi’nin kardeşi vefat edince bir taziye mektubu yazmış göndermişti ve cevabi mektubunu alınca da duygulanmış, mütevaziyane, “Ne ince insan. O kadar işinin arasında bana cevabi mektup göndermiş.” demişti. Tüm dünyada Hocaefendi’nin vesile olduğu eğitim müesseseleri, diyalog merkezleri ve işadamları dernekleriyle dünya barışına katkı sağladığını düşünerek Nobel Barış Ödülü’ne aday olmasını istemiş, canlı bir tanık olarak kamiteye onunla ilgili mektup yazmıştı.
Süreçte hizmet hareketine yöneltilen terörist suçlamasına hayret etmiş: “Ben bugüne kadar herhangi bir terörist grubun eğitimi desteklediğini, okullar açtığını görmedim. Julius Nyeyere’nin de tespit ettiği gibi, bizim üç büyük problemimiz var: Cehalet, fakirlik ve hastalık. Sizler okul açarak cehalet problemimize direkt, diğer problemlerimize de endirekt çözüm adına katkıda bulunuyorsunuz. Okul kapatmak da neymiş? Siz şu kadar yıldır Tanzanya’nın çocuklarına eğitim veriyorsunuz. Bizim daha çok eğitime ihtiyacımız var. O da gelsin, okul açsın. Sizinle rekabet etsin. Biz de bu rekabetten istifade edelim.” demişti tebessüm ederek.
Zamanın Başkanı Magufuli ile bu konu hakkında konuştuğunu biliyorum. Neticede Magufuli Erdoğan’ı boş elle göndermişti. Daha sonra Maarif tarihinde ilk defa Feza okullarına alternatif olsun diye Tanzanya’da okullar açmıştı. Bunun Mzee Ally Hassan Mwinyi’nin bu sözünden ilhamla olduğunu düşünüyorum. Mzee İsmail’le çok yakın dosttular. Mzee İsmail evinde her yıl iftar verir, onun bulunduğu sofraya bizi de davet ederdi. Son iftarında bizi hem Mzee Ally’ye hem de müftüye göstererek, “Hak vaki olursa bunlar benim size emanetim.” demişti.
Zengin bir Hintli işadamı bizi evine akşam yemeğine davet etmişti. Yemekte konu Mzee Ally’den açılınca, “O Allah’ın adamı.” demişti. Gerçekten de beş vakit namazını aksatmaz, çağrıldığı bütün mevlüt gibi dini programlara vaktinin müasadesi ölçüsünde katılır, halkın içinde yer alırdı. Ehl-i tarik birisiydi.
Erkan Çağlar Bey’in cenazesine katılmış, onun cenaze namazını da kılmıştı. Her sene Ramazan’da ‘Vefa İftarı’ organize ediyoruz. Bizim vefa listemizin değişmez ismiydi. Sağlık problemi olmazsa mutlaka katılırdı. Katılamazsa yerine yaverini gönderirdi. Desteğini son gününe kadar üzerimizde hissettik. Hocaefendi’yi ziyareti esnasında atmosferden çok etkilenmiş ve “Keşke imkan olsa da hayatımın geri kalan kısmını burada geçirsem. Burada ne güzel bir hava var böyle.” dediğini yakın bir zamanda olayı bilen birisinden dinledim.
Bundan altı yıl önce Sea Cliff’te doğumgünü kutlamasına davetli olarak katılmıştık. Orada bir konuşma yapması istenince her zamanki mütebessim çehresiyle bir hatırasını anlattı: “Üniversiteden mezun olur olmaz Zanzibar’a öğretmen olarak tayinim çıktı. Okuluma gittim. Okul dediğim mekan üstü kapalı bir çatıdan ibaretti. Kapı, pencere, sıra, tahta, masa, sandalyesi bile yoktu. Onu geçtim öğrencisi yoktu. Aileleri çocuklarını okula göndermeye ikna etmek de bana düşmüştü. Adamın yedi tane çocuğu var mesela, bari birini gönder diyorum, adam biri keçilere bakacak, diğeri ineğe bakacak, bir diğeri balığa çıkacak, ötekisi tarlaya gidecek, su getirecek, evde yardımcı olacak vs diye hiç birini vermiyor. Bir tanesini hiç unutmuyorum, en az yedi defa kapısını aşındırdım, bari bir tanesini ver, diye de en son razı mı oldu, utandı mı bilmem, göndermişti. Toplamda 37 öğrenciyle eğitim yılına hazırdık.”
Darüsselam’dan İngiliz müfettiş teftişe geldi, okul eğitime uygun mu diye. Sonra rapor tutup gitti. İki hafta sonra rapor geldi: “Her ne kadar kapısı, penceresi, sırası, tahtası, masası, sandalyesi, tebeşiri, kitabı, defteri yoksa da okulun müdürü, müdür yardımcısı, öğretmeni her şeyi olan bir ‘adanmış öğretmen’i var. Eğitime başlanabilir.” Ve böylece eğitime başlamıştık. O günlerden bugünlere…”
İnna lillahi ve inna ileyhi raciun. Seni iyi bilirdik. “Mwalimu-Öğretmen” Ally Hassan Mwinyi. Ruhun şad olsun. Allah korktuğundan emin eylesin, umduğuna nail eylesin. Kollarını makas gibi açarak: “Durun kalabalıklar, bu cadde çıkmaz sokak!” demiştin. Allah senden sonra bizi yetim koymasın. Biz senden razıydık, Allah da senden razı olsun.
*Muhterem Mwinyi Amca vefat etti
