TAZİYE DEFTERİ… / CONDOLENCE BOOK…

Siz değerli okuyucularımızdan “Hocaefendi” ile ilgili düşüncelerinizi veya hatıralarınızı taziye defterinde paylaşmanızı bekliyoruz.
(We expect you, our valued readers, to share your thoughts or memories about “Hocaefendi” in the condolence book.)
Canım Hocam’a
Malum haberi alalı bir haftadan fazla oldu. İnanamadım başta, hatta ilk bir kaç gün bile inandıramadım kendimi. Gerçek buydu farkındaydım ama bir garip hissediyorum. “Yetim kaldık, en büyük dayanağımızı kaybettik, o bizim için çok dua ediyordu” diyen eşimi teselliye çalışıyordum. Ama beni kim teselli edecek bilmiyordum. Sonra sonra gözyaşlarım süzülmeye başladı. Halin, tavrın gözümün önüne geliyor kötü oluyordum. Bir de neredeyse ayakta ruhunun ufkuna yürüdüğünü öğrenince kendimi alamıyordum ağlamaktan. Sen nasıl bir yiğittin öyle! Bir de “bu Hizmet sevgilim gibi oldu benim” dediğin video var ya özellikle “paçamdan tutan yok benim” dediğinde kocaman bir öküz oturuyordu sanki böğrüme. Nefes alamıyor hıçkırıklara boğuluyordum. Hayatın en tabi en doğal halinden bile mahrum bırakmıştın kendini. Bu nasıl bir adanmışlıktı.
Senin için bir şeyler söylemek bir kaç kelam etmek istiyordum. Ben sözlerimle ne senin şanını yüceltebilir ne de hakkını verebilirdim ama susmak vefasızlık geliyordu. Utanıyordum da, günahlarım aklıma geliyor nasıl senin “ardından” bir şeyler söyleyebilirim diyordum. Belki de kısmen Hizmet’siz geçen bir kaç seneme hayıflanıyor ona üzülüyordum. Ama çok gözyaşı döktüm be Hocam! -Her lahza gözünden yaş eksik olmayan sana bunu söylerken bile hicap duyuyorum.- Bir gayeyi hayalin farkındalığında olmadan geçirdiğim zamanların, bir talebeye bir şeyler anlatamadan geçirdiğim dönemin nasıl hakkını öderim, ödeyebilir miyim bilmiyorum. Nolur beni affet Hocam, nolur beni affet. Tekrar yoluna ittiba ettiren Rabbim’e hamdolsun.
İlk “küçük dünyam” ile adım attım senin hayatına. Senin hayatın dediysem yaşatmak için yaşadığın hayata. Bir zaman cami penceresinde yaşadığını okudum. Sonra öyle penceresi olan tarihi camilere her gittiğimde hep hayret ettim. Nasıl bir insan burda yaşayabilir diye. Nuriye Akman’la röportajını okuduğumda ise beyefendiliğinize hayran kalmıştım. En çok da gurbetliğiniz oturdu içime. Eserlerinizi okuyor, diz kırıp vaazlarını dinliyor ama en çok şiirlerinizden etkileniyordum. Gözyaşı dökmek istediğimde Medine’nin Gülü’nü dinliyor ardından “ şimdi seni benim elimden kim kurtaracak” vaazına geçiyordum. Senin vesilenle sevdim, aşık oldum Kainatın İftihar Tablosu’nu (sav).Mus’abı bilmezdim Ömer’i bilmezdim hep sen öğrettin Hocam. Yeni kitabın çıkar çıkmaz alırdım hemen.İçini koklardım sanki senden bir rayiha duyabilecekmişim gibi. Kitap okumanın boş zaman etkinliği olmadığını kitap okumak için plan yapmanın zaman ayırmanın önemini senden öğrendim.
Aa bir de ortaokul yıllarındaydı sanırım. Afrikalı bir çocuk Reşit Behbudov’un (tabi biz onu Barış Manço’dan biliyorduk) Ayrılık Şarkısı’nı söylüyordu. O şarkıda da seni buluyordum Hocam. Daha sonra her “Belalım” şarkısını dinlediğimde ya da nağmelerini duyduğumda bile sen geliyordun aklıma. İzmir zaten direkt seni hatırlatıyordu bana. Kestanepazarı’na ilk gittiğimde seni hatırlıyor, avlusunda tahta kulübeyi hayal ediyordum. Önünde diz kırıp oturamadım ama Süleymaniye’de kürsünün önünde lebalep dolu caminin içinde hep seni hayal ettim. Zaten seni görmeyi ziyaret etmeyi hayal etmedim edemedim. Çünkü bana bakarsan, göz göze gelmesek bile günahlarımı göreceğini düşünürdüm. Ben başımı kaldırıp bakamazdım ki Hocam. Seninle göz göze gelmek ne büyük bahtiyarlık! Keşke gözlerine, hayatında hiç yanlış görmemiş yanlış bakmamış o gözlerinin taa içine, derinine bakabilseydim Hocam.
Sohbetinde bulunmak, seninle aynı havayı teneffüs etmek ruhunu gençleştirir insanın. Bana ise “Huzurdan Esintiler”le teselli olmak düştü Hocam. Senin yaşamamızı istediğin gibi yaşasaydım eğer gelip sana sımsıkı sarılmak isterdim. Kemiklerini gıcırdatacak kadar sıkmak ve varlığının ne büyük nimet olduğunu baştan aşağıya hissetmek isterdim. Cennet’te bana sarılır mısın Hocam?
İzmir’de matbaada Kutbettin Ağabey bize sohbet etmişti. Ama her hali her tavrı bana seni hatırlattı Hocam. Seni dinliyor gibi dinlemiştim. Hatta muhacir arkadaşlar vardı ülkemize yeni gelen, onlardan bazıları sen zannetmişti.
Kimse pek söylemiyor uygun olmadığı için galiba ama biz tuvalet adabını bile senden öğrendik Hocam. Sigara içmiyorsak senin vesilenle. En “basit” en olağanlarını söyledim sadece. Yoksa elbette Allah ve Resulü’nü (sav) de sen sevdirdin bize Hocam. Dinle diyanetle işi olmayan ortalama bir Anadolu ailesinde doğan bizler yoksa ne bilecektik.
Evet Hocam ne söylesem eksik, ne söylesem mırıltı. Söylemesem de lal ü ebkem. Sen ruhunun ufkuna yürüdün Hocam. Dünya sürgünün bitti sonunda. Vazifeni bihakkın yerine getirdin. Çok sevgili Maşuk’una (sav) kavuştun. Ben değil belki ama mirasına sahip çıkacak, açtığın yolda durmadan duraksamadan yürüyecek yüzbinlerce gönül bıraktın.Rabbim seninle ve onlarla beraber olmayı bana da nasip etsin.
Not: Size “sen” hitabını kullandım. Maksadım edepsizlik etmek değil içimden öyle geldi. Lütfen beni affet canım Hocam.
Derya
31 Ekim 2024