TAZİYE DEFTERİ… / CONDOLENCE BOOK…

Siz değerli okuyucularımızdan “Hocaefendi” ile ilgili düşüncelerinizi veya hatıralarınızı taziye defterinde paylaşmanızı bekliyoruz.
(We expect you, our valued readers, to share your thoughts or memories about “Hocaefendi” in the condolence book.)
Bediüzamam Said Nûrsî'den aldığı bu kutlu bayrağı ve protitip micro dava projesini, üniversite, okul, yurt, gazete, televizyon, sinema, on binlerce ev, dersane, yüzlerce iş adamı ve kültür dernekleri, dünyanın her tarafına koşturan yardım kuruluşları, onlarca yayın evi, onlarca kitap ve bir düzine her alanda dergi, onlarca hastahane, yüzlerce şubesi olan banka, aş evleri, topluma ayrım yapmadan hizmet etmeyi görev bilen "gazeteci ve yazarlar," "akyazılı vakfı" gibi Muhteşem işler başaran vakıflar, dünya dinleri ve kültürleri ike kurulan iletişim ve diyalog kanalları, doğu ve güneydoğuda açılan mahalle dershaneleri, yurdışında ki okul üniversite ve kültür merkezleri ile hizmeti tam bir dünya ve uluslar arası sahaya ve en öne çıkaran Muhterem, Muhteşem bir dava ve gönül insanı, bir vêfa kahramanı, îlmî vukufiyet vê derinliğine ulaşılmaz bir ilim ve aksiyon adamı. Bir hadis üstadı, bir hafız ve müfessir, yüzlerce vaazı ile sineleri celb eden bir derûnî Hatîp, onlarca Kitabı, dergi baş yazarliğı ile baş döndüren bir kutlu yazar.
Bütün bu fedakar çırpınışları ile yüzbinlerce insanın aklına, kalbine dokunup, toplumun içinde yüzüğü bataklıktan çekip kurtaran vesilei necat hocam, üstadım, efendim. O mahcup halinle muhtemelen sen şimdi bu haklı ifadeler karşısında bile renkten renge giriyor ve "ESTAĞFİRULLAH lar" çekiyorsun. Senin ifadenle çünkü "yapan oydu, eyleyen oydu" bütün başarılar, gayretler karşısında bile bakışın bulanmıyor, duruşundan taviz vermeden bizi bu Muhteşem tevhid akidesine yönlendiriyor, kendini sıfır olarak görüyor ve bizi de bu hakikati kabullenmeye davet ediyordun.
Seni seven ve sana güvenen bıyığı yeni terlemiş civanmert insanlara aktardığın aşk, şevk, gayreti ve "Kur'an hadimliği" "iman ve kuran hizmeti" ile de kanatlandırıp dünyanın her yanına bir iman ve kuran ocağı olarak gönderdin. Nasıl ki bir zamanlar orta asyadan anadoluya, kutlu rüyalarla, hızırla, huzur getiren Allah dostları ve sevenleri şimdi bu huzuru bütün dünyaya da attırmak üzere sevk olundular sizin vesilenizle. Ortağını, drgahını Anadolunûn bağrına bir rehabilite merkezî, bir manevi laboratuvar gibi kuran Hz. Mevlana, o kapyı daima açık bırakmış ve "gel gel" diye insanları çağırmış ise,. Bu asırda da sen ve arkadaşların vardınız. Bu kutlu göre de size tevdi edilmişti. Siz de çağın bütün imkanlarını kullanıp, devasa dergahlar cesametindeki laboratuvarları, yek yek insanları kalbine yerleştirdikten sonra büyük bir özgüvenle "gidin, gidin" diyordun. Ve biz çoğu meselede olduğu gibi bu konuda da aheste revlik ediyor ve işin ehemmiyetini anlayamıyorduk. Oysa sen demek ki bizim ve dünya insanlığını derdine düşmüş feryat figanla son görevini. Yapıyordun. Bizim belli ki Anadolu'daki nadamlar, tîran vê cebbarlarının kahır vê tasallutundan kurtarmak istiyordun. İstiyordun çünkü senin yol haritana Senden önceki şahsı manevi bir başka not daha düşmüştü. "hakikî isevilerle ittifak" bunun olması içinde öbek öbek fevc fevc rafinerisini kalbine kuran insanların dünyanın dört bir yanına mübarek bir tubai cennet tohumu gibi atılması lazımdı. Senin "rica ederim gidin, gidin" diye yalvarırca söylediğin ifafelerindeki hikmetleri anlayan nasipliler bir bir ayrıldılar. Anlamayan veya görev icabı bil mecburiye kalanlar da imansız, münafık, zalim bir kitlenin zulmune maruz kaldılar, kalıyorlar. Bu sürede hizmetinizin olmazsa olmazı, en mübarek okulu ve akademisi olan "Medrese-i Yusufiden" kimi hızlandırılmış kurslar, kimisi uzun yıllar yatılı kalarak, kimi de "ordinaryus" payelerine ulaşıncaya kadar kaldılar, hala kalmaya devam ediyorlar.
Efendim biz onlara yanarken, sizin "likaullah ve Şebî arusunuzla" haberdar olduk. Biliyoruz ki siz dünyanın bütün kazuratından azad edilmiş vê ên çok sevdiğiniz ve sevildiğiniz ruhlarla berabersiniz. Sizin adınıza çok mutluyuz efendim. Ama biz yetim ve garipler olarak sanki çok daha garip ve yalnız kaldık. Ancak içimize attığınız iman ve ateş yangını sizin her zaman bizden istediğiniz "vifak ve ittifak içinde hizmet" etme arzu ve iştiyakımızı daha bir artırdı. Sizin yokluğunuzu bıraktığınız gayret, aşk, hizmet ve istikamet ile telafi edecek... Ve küfrün, topyekunnifak ve şer cephesinin bütün iğvalarına karşı insanı sevecek, barışa adanacak iman ve kuran hadimliğine devam edeceğiz Rabbimizin izin ve inayetiyle...
Abdulkadir Suphandağı