TAZİYE DEFTERİ… / CONDOLENCE BOOK…

Siz değerli okuyucularımızdan “Hocaefendi” ile ilgili düşüncelerinizi veya hatıralarınızı taziye defterinde paylaşmanızı bekliyoruz.
(We expect you, our valued readers, to share your thoughts or memories about “Hocaefendi” in the condolence book.)
Tarihe not düşmek için yazıyorum, Hz İbrahim'in ateşine su taşıyan karınca misali safımız belli olsun. Bugün tarihi bir güne tanıklık ettik, 83 yıllık koca çınar, Muhterem Fethullah Gülen Hocaefendi ruhunun ufkuna yürüdü, vasiyeti varmış eğer vefat haberimi duyarsanız 11 İhlas bir Fatiha okuyun diye, okuduk. Hatimler yaptık, yapmaktayız, taziye programları oldu, farklı kanallardan saatler süren canlı yayınlarda. Benim için Hocaefendi, insalığa olan umudumu aşılayan kişiydi, vurana elsiz, sövene dilsiz olunabileceğini okurduk ama görmek bambaşka. Ona atılan iftiraların haddi hesabı yoktur, o gene Allah'ı anlatmaya, Kur'an'ı yaymayı, inandığı değerler uğruna yaşamaya devam etti, bir sohbetinde atomdan bahseder, diğerinde termodinamik anlatırdı. Arapça okuma ve yazması Arapların özendiği cinstendi, sohbetlerinde sanki tüm ayetler, hadisler meal ve tefsirleri önündeymiş gibi hisseddirsede, o hep vaazlarında cemaatindeki insanlardan başka bir yere bakmazdı. Hala YouTube'a namı celili Muhammedi yazınca ilk videolar onun vaazları. Her neyse, Hocaefendi âlimler alimi bir zattı kısacası, istese, kendisine verilen hediyeleri bile kabul etse, bırakalım hediyeleri milyonlarca satılan kitaplarının parasıyla villalarda yaşayabilirdi, yok neymiş efendim kurban parası zekat parası çalmış.. iftiraların ucuğu bucağı yok, hele bugün sosyal medyayı görmeniz gerek, elinde klavye olan Ebu Cehil'in söylemeyeceği ahlaksızlıkları paylaşıyor, tükürük yarışına döndü iyice kim daha fazla trollük yapabilecek. Hizmeti karanlık bir organizasyon gibi lanse ettirmeye çalışıyor medya, halbuki herşey o kadar açık ve ortadaki, bugün sabah ilk şoku yaşarken, artık haddi hesabı olamayan o yorumlar sabrı taşırdı, Allah'ım helak et bu toplumu, görsünler bu dünyada şu ağıza alınmayacak lafların hesabını diye haykırdım içimden resmen.. bir yandanda bize ders oluyor, ülkemin toprağı dışında özlediğim bir yanı kalmadı, tam tersine ilk başlarda belki soğuk davrandığımız, gavur dedikleri, kâfir dedikleri, Amerikan olsun Alman olsun, Norveçli olsun Hollandalı olsun, Yunan olsun, Hindistanlı olsun nice insanlardan, ki bu insanlar doktor, profesör, gazeteci, politikacı, yazar vs, çok hoş taziye mesajlarını gördük, gerçekten Üstadın Avrupa İslamiyete hamiledir sözüne bir kere daha gerçek manada gerçekleşmeden öncesinden tanıklık etmiş olduk. Nerden nereye geldik, Hocaefendi benim için insanlığa olan umudumu aşılayan kişiydi, herkesin robot gibi yaşadığı, sadece kendi çıkarlarının düşüncesiyle sabahladığı, güçlünün güçsüzü ezdiği bir sistemde, o başkaları için yaşamak diye bir kavramı hayatımıza soktu. Bir programında bunu sunum olarak arkadaşlara anlattığımda ne kadar farklı karşılanmıştı. Başkası için yaşamak, kendini bir hiç, hocamızın tabiriyle kişinin kedinş bir Kıtmir bilmesi, ve belki çevresinde bulunduğumuz bu mesut ortamdaki insanların yüzü suyu hürmetine af için medet ummak.. bunları belki şuan demek benim için çokta zor değil, bu yazıyı kaç yıl sonra okuyan senin için hala zor olmayabilir ama bidaha düşün, Hocaefendi seviyesinde şuan ciddiyim bu konuda yapay zekâ dahi yok, bırakalım farklı hocayım, şeyhim diye gezinenleri, Hocaefendi onca eseri okuyup bunca eseri ortaya koymuş, tefsir okumalarını 25-30 farklı kaynaktan yapan bir kişiden bahsediyoruz, üniversitede profesör olup Hocaefendinin ilmi karşısında şok olan bir sürü kişi var, bir Arap profesörü bu sene bizzat tanıdım. Bir yanda bu insanın ve çevresindeki Allah dostlarının yolu, diğer taraftan iki kelimesinden biri küfür olan, edep ahlak nedir bilmeyen, yozlaşmış, insanların ırkından, dininden, görüşleri yüzünden yargılayan bir kitle, taraf seçmek gerçektende çok zor olmadı kısacası. Hocaefendi de bir faniydi, ama Allah'ın dini baki, dünyada bir tane bile, hani ona soruyorlar ya, Efendimizin isiminin dünyanın dört bir tarafına yayılacağı hadisini bir emir olarak görmelimiyiz diye, merhum ise Sibirya'ların uçlarında, kutuplarda dahi bir kişi bile olsa bu göreve devam etmelisiniz diyor, bu şekilde dünyada bir kişi bile kaldığı müddet hizmet devam edecektir inş. Üstadın örneği ile, Oralarda bir yerlerde insanların ahiretleri yanıyor iken, bir münafık tükürmüş, bir kendin bilemez küfretmiş banane, gerekirse itmeye, çekiltirmeye çalışsınlar o yangını söndürmek varken ne diye uğraşıp vakit kaybedelim. Gerekirse yüz binlerce küfür içeren tweet atılsın, onlarca haber yapılsın iftiralar ile dolu, burda belki bizim hizmetlerimiz sayesinde kurtulabilecek milyonlar varken bir önemi mi var. Hocaefendi gerçekten bunu çok iyi benimsemişti, zaten Hocaefendiyi Hocaefendi yapan düşündüğü gibi yaşamasıydı, yazmak kolay oturduğum yerden bi bu kadarının on mislinide yazarım, ama gel gör ki ne kadarını hayatıma geçirebildim. Böylesine büyük bir insan ve böylesine bir alçakgönüllülük, zatı alisini görememek içimde hep bir ukte olarak kalacak, bir diğer ukte de onun ileride beklediğimiz o baharı göremeyecek olması, tabi o şuan çok daha güzel bir yerde, belki en sevdiği ile beraberdir, hem zaten onun kendi duası, bahar gelmeden bir gün öncesinden canımı al Rabbim, kendimden bilmeyeyim diye, lakin genede bu ince ruhun onca zorluktan sonra meyvelerini bu dünyada görememesi çok üzücü. Kabir yeri olarak, namaz kılınan yerin yakınındaki bir yeri göstermiş. Tespihatlarınızı duymak isterim demiş, kefenimin parasını cüzdanımdan alın diye vasiyet etmiş. 25 sene önce 99 yılında ilk Amerika'daki kampa geldiklerinde Necdet abinin anlattığına göre 25 senede buradayız buyurmuş, tam 25 yıl geçmiş.. onu övmeye çalışmıyoruz veya havalara çıkarmıyoruz yaşananları anlatıyoruz, sadece bir iki saat onunla oturan onun davasına ömrünü adıyordu, onun sohbetlerindenden etkilenen gönüllüler, bir takke içinden çektikleri kuralar ile ismini dahi duymadıkları ülkelere ömürlerinin sonuna kadar orda kalmak uğruna, maaş olarak 100-200 dolar belki ancak alacaklarını bilmelerine rağmen hicret ediyorlardı, 180 küsur ülkede okullar böyle açıldı, onun her saniyesi maneviyatla geçiyordu, belkide en fazla onun duasının eksikliğini hissedeceğiz, hiç bir şey yapamasanız bile 6 saat dua edin diyen, bin yılda ancak bir gelecek bir zat idi, hangi yazısını okusak sanki yıllarca hazırlanan bir tez gibi, onun tüm amacı insanlığı imansızlıktan kurtarmaktı, altın nesil derdi, bir hayali daha doğrusu bir davası vardı o uğurdada ruhunun ufkuna yürüdü, zalimler hala var belki ama, onun ve üstadın müjdelediği baharı görmezden gelemeyiz, bu yazıyı ileride belki Hoacmızın mezarının başında, belki bir kürsüde dile getiririm. O zamana kadar Allah bizlerin imanını arttırır inş, efendimize layık ümmet, onu bize tanıtan ve sevdiren hocamıza layık talebe olmayı nasip eder inş, bir terörist müslümn, bir müslüman terörist olamaz dedin, radikal islamı her daim kınadın, camiler değil okullar açın dedin, sen her daim gönüllere hitap ettin, bir yarım asra gülen adam, senin tebessümünde göz yaşlarında hoştu, ağlamayı, sevgiyi unutan bir nesle göz yaşları, Allah, peygamber, sahabe sevgisi armağan ettin, bu mirasını ilelebet omuzlarımızda taşıyacağımıza söz veriyorum, Allah istikametten ayırmasın. Senin duyurmak için ömrünü adadığın değerleri insanlığa tanıttırmak bundan sonra biz fidanlara kaldı, keşke insanlar zamanında senin anlayabilselerdi, elveda koca çınar, seni hiç unutamayacağız, Firdevs cennettinde buluşmak ümidiyle, elveda...