TAZİYE DEFTERİ… / CONDOLENCE BOOK…

Siz değerli okuyucularımızdan “Hocaefendi” ile ilgili düşüncelerinizi veya hatıralarınızı taziye defterinde paylaşmanızı bekliyoruz.
(We expect you, our valued readers, to share your thoughts or memories about “Hocaefendi” in the condolence book.)
Ah canım hocam. Biricik, bir tanecik hocam. Ezbere okuduğum her duada, duayı senden öğrendiğim için aklıma gelen ve gözlerimi yaşartan mübarek hocam. Seni tanıdığımda 13 yaşında bir orta 3 talebesiydim. Bana seni ilk anlatırken abimin gösterdiği resmin hala hafızamda taptaze. Banuşoğlu’ndaki hizmet evimizde o günün tüm detaylarını hatırlıyorum. Tam 25 yıl olmuş. Allah var, seni görür görmez içime kor gibi düşmüştü gönüllere saçtığın ızdırap tohumlarından bir kaç tanesi. O günden sonra kasetlerine, kitaplarına, yazılarına aşık olmuştum. 7 yaşında sabahın nurunda sokak sokak dolaşıp acaba bu hayat, içinde bulunduğumuz bu dünya, bu yaşam mücadelesi ne olaki diye kafamda dolaşıp duran sorulara öyle bir ufuk bulmuştum ki sende sımsıkı sarıldım sana. Sonrasında beni rüyalarımda hiç yalnız bırakmadın. Defalarca geldin yüzümü, gözümü sevip ‘sen benim evladımsın’ deyip sevip gittin. Arkadaşlarımdan bizzat ismen bana selam gönderdin. Manevi hayatta hep birlikteydik seninle. Varlık felsefesine dair, insanlığın cevap aradığı bilimsel sorulara cevap bulmam için bana hep işaretler ettin. Sonra ben senin verdiğin azimle akademisyen olmuştum. 15 temmuz hadisesi olmadan bir kaç gün evvel koca bir şehri sarmış 7 kollu dev canavarı görmüştüm rüyamda. Kollarını her bir caddeye savurup ortalığı mahvediyordu. Caddenin birinin en ucunda beni bekliyordun. Yanına geldim ve arkandan seni takip ederek, dağ taş yürüyüp o harap şehirden uzaklaşmıştık. Sonra kime ait olduğunu bilemediğim, önünde kıtmir bağlı duran müstakil bir eve girdin, ben de arkandan girdim aynı eve. 15 temmuz hadisesi olunca anladım ki yine senin manevi koruman altında hapisten çıkıp, meriçi aşıp avrupaya kadar gelip yerleşmiştim. İnançlarından dolayı yurtlarından edilenler var ya. İşte biz onları dünyada güzel bir şekilde yerleştiririz, bilseler ahiretteki mükafatları çok daha güzeldir ayetiydi hapisten çıkarken tevafuken okuduğum ayet. Aynı ayetteki gibi sahili selamete gelip güzel bir şekilde yerleştik. Burada da boş bırakmadın beni. Rüyamda, burada tuttuğum evin inşaatına kadar geldin. Teftiş ettin. Bana yine evladım diyordun. Ardından o acayip rüyayı gördüm yaklaşık 1 yıl önce. Sen alaca karanlık kocaman uzun bir binanın içinde havada bir tahtın üzerindeydin. Sağdan bir ses duyuldu: ”Hocaefendi’nin çok büyük bir mirası var, bu miras 130 kişiye kalacak”. Allah Allah Hocaefendi'nin ne kadar malı, melali var ki miras kalsın diye düşünüyordum rüyamda şaşkın bir biçimde. Tabi senin mirasın ancak bize açtığın ufuklar ve ilmin olabilirdi. Allahualem. Sonra yıllardır kaldığın kamptan ayrılıp yerleştiğin yeni yerinde çekilen videolarında üzerine örttüğün toprak rengi battaniye var ya hani. Küçük bir odada işte o battaniyeye sarılı ve bir sedyede yatıyor gördüm seni aynı rüyanın devamında. Çekyatın yanında yerde sedye üzerinde heryerin o battaniye ile sarılmış yatıyordun ama canlıydın. Sonra ben sedyenin kenarından tutup başını kıbleye çevirmiştim. Oldukça ilginç bir rüyaydı ve sen aynı sene içinde vefat ettin, en sevgiliye kavuştun. Mütevazi yaşadın ve mütevazi bir şekilde sessiz, sedasız bu dünyada bize veda ettin. Son bira kaç gündür çok ağlıyorum. Allahtan evde yalnızım. Çünkü hayatımda hiç bi kadar şiddetli ve uzun uzun ağlamamıştım. Biz şimdi koca koca meselelerimizi kime danışacağız, kimin videolarını izleyip pamuk ellerini hayallerimizde sevip öpeceğiz. Kimin havada kavis çizen güçlü parmakları bizi sağdan hizaya getirecek. Bilemiyorum. Rüyalarım sana hep açık. Ben bu lütufların zerresine layık olmasam da lütfen hep gel. Ya da ben geleyim yanına…