TAZİYE DEFTERİ… / CONDOLENCE BOOK…

Siz değerli okuyucularımızdan “Hocaefendi” ile ilgili düşüncelerinizi veya hatıralarınızı taziye defterinde paylaşmanızı bekliyoruz.
(We expect you, our valued readers, to share your thoughts or memories about “Hocaefendi” in the condolence book.)
Gafletin ta içinde uyuyordum, Senin düğün haberin geldi..
İki gün evveldi daha; aynı zaman diliminde yaşıyoruz ve O’na tabi olmuşuz diye kendimi ne kadar şanslı hissettim.
Bir iki ay evvel idi; sensizliğin geleceği zamanlara nasıl dayanacağım diye diye gözyaşlarıma boğuldum, sonra sildim yüzümü gözümü, Senin zamanın her dilimini, evirip çevirip muhabbetin sözün her kelimesini Sohbet-i Canan’a getirin dediğin bir meclise vardım.
Sen kebab gibi yanıyorum, ölesiye kavuşmak istiyorum O’na, ama bundan bir o kadar da lezzet duyuyorum beklerken, demiştin yakınlarda; şimdi Sensiz ölene dek ağlayacağız; Senin beklediğin günün geldiğini idrak edince şimdi; bugün Senin düğün günün diye, yine senin gibi lezzet duyuyoruz.
Bu kadar incecik bir kalbi, bu kadar kararmış bir dünya hiç hak ediyor muydu ki; hiç düşünmedik. Rabbisi O’nu zalimliğin zirvede yaşandığı, masumların toz toprak gibi savrulduğu bu zift karası dünyada daha tutar mıydı hiç..
O kadar güzel ki bayılır insan dediğin birkaç hafta öncesi; demek Sen perdenin ardındaki âleme çoktan açılmıştın Efendim. Öyle olmasa o tir tir titreyen ipeklerden örülmüş kalbin nasıl dayanırdı bu kaskatılığa..
Sana yazdığım mektupların hiç birisini gönderemedim. Sanki kalemden dökülen sözlerle günahlarım dökülmüştü kağıtlara, mektubun sahibi bu günah yüklü sayfaları eline bile alamazdı sanki.
Çok defa söylediğin; bana da sizin yanınızda yer verip, hadi sen de geç derler mi? diye. Şimdi biz düşünelim acaba olduğun makama biz varabilir miyiz ve bize de derler mi? Hadi O’nun ardında durabilenler, yollarda dökülmeyenler, savrulmayanlar, gönlünü dünyaya kaptırmayanlar, geceleri gaflet içinde uyumayanlar, yaşamak için değil yaşatmak için yaşayanlar siz de geçin …
Dediğini ve diyecegini çoktan söylemiştin, öyle ki huzuruna varana bir sual bırakmamıştın. Şimdi dünyanın kalan ömründe, senin dediklerini dinleme ve eyleme dönüştürme vakti, bizim için sevdiğine sevdiğini söylemek değil göstermek vakti..