Mizan

“Yürüdüğünüz yolda kaybetme yok!“ | M.Fethullah Gülen Hocaefendi

“Mihneti kendine zevk etmedir âlemde hüner / Gam ü şâdî-i felek böyle gelir böyle gider.” (Enderûnî Vâsıf)

*Yine Enderûnî Vâsıf’tan: “Gelir elbet zuhûra ne ise hükm-i kader / Hakk’a tefviz-i umûr et ne elem çek, ne keder.”

*Başınıza gelip musallat olan bu şeyler, ne kadar devam ederse etsin, bir gün mutlaka geldiği gibi gider. Ve aslında onlar size edenlere eder; onların ahiretlerini, ukbâlarını, berzah hayatlarını karartır; sizin için de bir yönüyle vesile-i necât olur. Öyle olsun inşaallah.

*Sarsılmamalı, paniğe kapılmamalı, yürüme ahengimizde duraklamaya girmemeli. Belki vites değiştirmeler olabilir; çünkü yollar hep aynı, dümdüz, şehrah değildir. Bazen rampalar olur, bazen virajlar olur. Onun için, yolun keyfiyetini nazar-ı itibara alarak vitesi bazen üçe takarsınız, bazen dörde takarsınız, bazen de beşe, altıya, yediye takarsınız; bazen ona takacağınız yerler de olur. Gerektiğinde vites değişikliğine gitmeli ama mutlaka yürümeli, Allah’ın izni ve inayetiyle. *Biliyorsunuz, şair-i şehirimiz Necip Fazıl “Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes / Ey kahpe rüzgar artık ne yandan esersen es!..” diyor. Rüzgara “kahpe” diyor; “ey kahpe fırtına” demek belki daha iyi olur ama bir hece fazla oluyor. Surda bir gedik açtık mukaddes mi mukaddes; ey kahpe rüzgar -Yezid’lerin, Haccac’ların, Tiran’ların estirdikleri, gelip geçici, sun’i rüzgarlar- hangi taraftan esersen es!.. Surda gedik açıldı bir kere Allah’ın izniyle; fethin yolu göründü!.. Neyin fethinin yolu? Gönüllerin fethinin yolu.. herkesin İslamiyet’e açılmasının yolu.. İslam’ın dırahşan çehresinin görünmesinin ve insanların vicdanında imrenme duygusu uyarmasının kapıları ardına kadar, kale kapıları gibi açıldı Allah’ın izniyle. Sizin yürüdüğünüz yolda kaybetme söz konusu değil; sarayınız yok ki arkada bıraktığınızda üzüntüsünü yaşayasınız!..

*Maiyyet-i ilahiyeye eren bir insan hiç tasalanmamalı; çünkü o kaybettiği yerde en büyük şeyi kazanmış olur. Hani Allah Rasûlü (sallallâhu aleyhi ve sellem) 70 kadar kurrâ hafızı, irşad ekibi olarak Âmir ibni Tufeyl’in kabilesine göndermişti. Aralarında Hazreti Enes’in dayısı ve Ümmü Süleym’in kardeşi olan Haram ibni Milhan da vardı. Hazreti Haram, Allah Rasûlü’nü ölesiye sevenlerden ve O’nu başkalarına da tanıtıp sevdirmek için gözünü kırpmadan canını feda edecek yiğitlerden biriydi. *Haram ibni Milhân, Âmir b. Tufeyl’in kabilesine varınca önce onu dinleyecek gibi yaptılar; fakat hak ve hakikatleri anlatmaya başlayıp Rasûl-ü Ekrem’in gönderdiği mektubu onlara uzatınca bir süre eli havada kaldı; sonra Âmir mübarek mektubu öfkeyle kapıp yırttı ve yere attı; aynı anda bir adamına “öldür” işareti yaptı. Tam o esnada talihsiz bir mızrak Allah Rasûlü’nün elçisinin sırtından girip göğsünden çıkıverdi. Zaman durmuştu sanki, herkes vücudundan kan fışkıran sahabîye bakıyordu. Haram ibni Milhan etrafındaki müşrikleri şöyle bir süzdü, sonra göğsündeki mızrağa baktı; akan kanını avuçlayıp yüzüne gözüne sürmeye başladı. Nihayet ruhunun ufkuna yürüyeceği sırada Maûne vadisini çınlatan bir ses yükseldi dudaklarından: “Füztü ve Rabbi’l-Ka’beti” Büyük sahabi, Cennet manzaralarına dalıp gitmiş gibi tebessüm ediyor ve hainlerin içine korku salan bir edayla “Kâbe’nin Rabbine yemin olsun ki, kurtuldum, ben kazandım!” diyordu. *Evet, o büyük sahabî ihanet eden insanlarla savaşırken sinesinden bir mızrak yiyor. Adeta bir “lâ” haline geliyor mızrağın üzerinde. Hazreti Hamza’nın şehadeti de öyledir. “Lâ” yok olmayı resmeder; insan yok olduğu an, gerçek varlığa erer. Orada dudaklarından dökülen ve çevrede yankılanan şu mübarek ses: “Fevz u necata erdim, kurtuldum, Kabe’nin Rabbine yemin olsun!..” Bir insanın son noktası buysa, onun için kaybetme söz konusu olamaz. Sizin yürüdüğünüz yolda kaybetme mevzubahis değildir. Sarayınız yok ki arkada bıraktığınızda üzüntüsünü yaşayasınız. Yatınız yok ki arkada bıraktığınız zaman üzüntüsünü yaşayasınız. Geminiz, filonuz yok ki arkada bıraktığınız zaman üzüntüsünü yaşayasınız!..

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu