Yazarlar

Yaptığım Tekliften çok Utandım | Mithat Tayyar

İki bin üç yılında Antalya`nın Kemer ilçesinde yaşıyordum. Kasım ayının günlerinden birinde ikindi vakti eşim, ben ve henüz üç aylık olan bebeğimizle yürüyüşe çıktık. Aslanbucak mahallesinin emniyete doğru giden yolunda yürürken esnaf bir dostumu gördüm. Evi yol üstündeydi. Bizi bahçesinde oturmak üzere davet etti. Bayanlar içeri geçti, biz de bahçeye geçtik. Bahçesinde benim dışımda bir misafiri daha vardı. Kendisinin avukat olduğunu öğrendigim beyefendinin yanında bir de on altı yaşında hareketli ve sempatik bir oğlu vardı.

 

İnsanın evladından bahsetmek gibi bir zaafı var. Avukat bey de habire evladından bahsediyordu. Oğlunun dersleri, zevkleri ve araba tutkusu. Sonrasında oğlunun araba sürmeyi çok istediğini fakat yaşının küçük olması sebebiyle araba süremediğinden bahsetti. Gerçi oğluna araba sürmeyi öğretmiş ama aracı verirse polisin yakalamasından korktuğunu söyledi. Şimdi konuşma sırası bendeydi. Yirmi beş yaşında ve üstün deneyimlerimle (!) ona bir çözüm sunmalıydım ve sundum.

 

Onlara sekiz yıl kadar önce bir yakınımın başından geçen bir olayı anlattım. Yakınım olan Ömer on altı yaşındayken bir firmaya işe girdi. Avukatın oğlu gibi heyecanlıydı ve arabaları çok seviyordu. Çalıştığı firma Ömer’e çok güveniyordu. Ehliyeti olmadığı halde altına bir BMW veriyorlar ve para tahsilatına gönderiyorlardı. Ömer yine bir gün para tahsilatı için yoldayken polis çevirmesine takılmıştı. Tabii olarak bir anda ortalık hareketlenmiş, aracın sahipleri çağrılmış ve olay mahkemeye intikal etmişti. Aracın sahipleri mahkemedeyken arabanın anahtarlarını daima masanın üzerinde bulundurduklarını, Ömer’in de anahtarları izinsiz aldığını ve arabayı izinsiz bir şekilde kaçırdığını söylediler. Eğer aracın anahtarını kendilerinin verdiğini söyleselerdi, onların da ceza alması gerekiyordu. Ömer de aynı ifadeleri kullanarak aracı izinsiz olarak kaçırdığını söyledi. Yaşı 18’den küçük olduğu için 70 kuruş ağır para cezasına çarptırıldı. 70 kuruş diyorum, çünkü o yıllarda günümüzdeki gibi cezalar güncellenmemiş ve zaman geçtikçe enflasyon karşısında eriyerek çok düşük hale gelmişti. Ömer mahkeme sonrasında bir de espri yaparak bana 70 kuruş ceza verdiler. Bende 1 lira verdim, üstü kalsın dedim diyordu. Bu olayı güzelce anlattım. Eeee bende güngörmüş (!) bir “ilahiyatçı” olarak karşımda duran kırk yaşlarındaki avukata akıl veriyordum. Çünkü ben gençken, Ömer bu hadiseyi çevremizdekilere anlattığında herkes, ona kendini kurtaran kurnaz genç olarak bakıyor ve bunu kimse yadırgamıyordu. Son cümle olarak:

 

– “Yani sayın avukatım, madem çocuk arabayı güzel sürüyor, sende ona güveniyorsun, ver anahtarı gitsin. Polis çevirirse izinsiz almış dersin.” dedim. Avukat bey bana tek bir cümle söyledi:

– “Hocam yalan beyan olmaz mı?”

 

Bu soruyla birlikte başımdan aşağı kaynar sular inmişti. Ben bir insan ve ilahiyatçı olarak adama resmen yalan söylemesini tavsiye ediyordum. O gün yaptığım tekliften çok utandım.

 

Sonra kendimi sorgulamaya başladım. Ben bunu neden yaptım diye. Normalde yalanın yanından bile geçmeyen bende, nasıl oldu da bir anda böyle bir şey bilinç altımdan hortladı.

 

Aslında bu gayet nomaldi. Ne de olsa bizim memlekette halk ile devlet daima çatışma halinde olduğundan onu aldatmak suç sayılmazdı. Devlet, daima insanları kural dışına çıkaracak kadar zorlayıcı kanun ve vergiler koyar, cezalar keser. Halk da daima şark kurnazlığıyla kendini kurtarmaya çalışır. Kurallara uymamaya çalışırdı.

 

İyi de, ya benim inandığım değerler ne olacak. Bir de ilahiyat mezunuyum. Vay başıma gelene… Evet o güne kadar hassas bir şekilde dinimi yaşamaya çalışıyordum ama bu olay bana bir defa daha kendimi sorgulamamı sağladı. Ben bu içinde yaşadığım toplumdan aldığım genleri bir defa daha gözden geçirdim. Eğer yaşadığımız olayları değerlerimizin süzgecinden geçirmezsek, bir süre sonra yaşadıklarımızı inanç haline getiririz, ki işte en büyük tehlike budur. Belki de genç olduğum için bir zamanlar akıl ve değer süzgecinden geçmeden bilinç altına koyduğum bu hadiseler daha sonra hortlamıştı.

 

Maalesef bizler olaylar karşısında değerlerine göre yasayan değil de, kendince ürettiği kurnazlıkları değer haline getirmiş bir toplumun çocuklarıyız. Yeniden değerlerimiz istikametinde yaşamaya dönmedikçe, bu bataklıktan asla kurtulamayacağız. Vesselam.

Yorum : Mithat Tayyar

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı