Mizan

Yahu, yumruk sallasınlar | M. Fethullah Gülen Hocaefendi

Onca zulme rağmen mü’min karakterinden taviz vermediniz; eminim, bir gün zalimlere “Gidiniz, hepiniz serbestsiniz; bugün size hiçbir kınama yok, Allah da sizi affetsin!” de diyeceksiniz!.. “Gamlanma öyleyse, zira mevsim hazân değil / ‘Kader’ de ve eğilebildiğin kadar eğil / Gidecektir bu son gaileler de ard arda / Kim bilir nasıl bir lütuf var şimdi sırada!..” Kim bilir, nasıl bir ışık dönemi, nasıl bir nevbahar, nasıl güzel günler var şimdi sırada!.. Belli değil.

Mekke-i Mükerreme’den dışarıya çıkardıkları Zât’ın (sallallâhu aleyhi ve sellem) bir gün oraya kendine has büyüklükle gelip döneceğini hiç tahmin etmiyorlardı. Ama daha giderken, Allah (celle celâluhu), إِنَّ الَّذِي فَرَضَ عَلَيْكَ الْقُرْآنَ لَرَادُّكَ إِلَى مَعَادٍ “Kur’ân’ın temsil ve tebliğini sana farz kılan Allah, hiç şüphesiz (sözünde sadık olup, seni terk etmek zorunda bırakacakları) yere mutlaka (hem de açık bir zaferle) seni geri döndürecektir.” (Kasas, 28/85) buyurmuştu.

O (sallallâhu aleyhi ve sellem) da inanıyordu. Ayrıldığı yere bir gün, rahat, -O’nun yürüyüşüne öyle demek saygısızlık olur mu?- tıpış tıpış yürüyerek gelmişti ve herkes de o Kâmet-i Bâlâ (sallallâhu aleyhi ve sellem) karşısında serfürû etmişti. Boyun eğmiş, O’nun büyüklüğünü âdetâ koro halinde seslendirmişlerdi. Koro halinde… Beytullâh’ın etrafını sarmış koro halinde, “Kerim oğlu kerim oğlu kerim oğlu Kerim!..” demişlerdi: “Baban da kerim idi; deden de kerim idi; Adnan’a kadar herkes kerim idi; Hazreti İsmail’e kadar herkes kerim idi; Hazreti İbrahim’e kadar herkes kerim idi. Ey Kerim oğlu Kerim! Sana yakışan odur!..” Gerisini dememişlerdi; demeye ne lüzum var, azıcık tanıyınca… Bir kere kırk yaşına kadar “Emîn”i tanımışlardı; “Emîn”den etrafa sadece emniyet saçılırdı. O, yeryüzünde emniyet ve güvenin temsilcisi idi, hep emniyet solukluyordu. O gün akılları başlarına gelmişti; onu orada telaffuz ettiler. O da zaten O’nun dilinin ucundaydı, kalbinden köpürüp dilinin ucuna sıçramıştı; اِذْهَبُوا، أَنْتُمُ الطُّلَقَاءُ “Gidiniz, hepiniz serbestsiniz!..” buyurmuştu.

Bir gün, size cevreden, zulümde bulunan, insafsızca davranan, salya atıp dolaşan, diş gösteren, ezdiklerini ezen, ezmediklerinin içine de korku salan zâlimler, aynı şekilde karşınıza çıktıkları zaman, öyle babayiğitlikte bulunarak; اِذْهَبُوا، أَنْتُمُ الطُّلَقَاءُ، لاَ تَثْرِيبَ عَلَيْكُمُ الْيَوْمَ يَغْفِرُ اللهُ لَكُمْ وَهُوَ أَرْحَمُ الرَّاحِمِينَ “Gidiniz, hepiniz serbestsiniz!.. Bugün size hiçbir kınama yok! Allah da sizi affetsin. Çünkü O, bütün merhamet edenlerin üstünde mutlak merhamet sahibidir.” demeyi ihmal etmeyin! Zâlimlere, zâlim gibi davranmayın; kendiniz gibi davranın. Çünkü siz, her şeye rağmen, onca değiştirmeye zorlamalarına rağmen, kendiniz olarak kaldınız, karakterinizden taviz vermediniz.

Onlar, “Yahu, yumruk sallasınlar; yahu böyle bir silah namlusu göstersinler; mermisiz de olsa, bir silah namlusu göstersinler! Yahu biz onların dişlerini kırarken, onlar da bize bir yumruk atsınlar!” diyerek, bütün bu basitliklerin/bayağılıkların hepsini yaptılar. Fakat bu yola kendini adamışlar, o adanmışlar kadrosu içinde bulunanlar, başkaları için yaşayanlar kadrosu içinde bulunanlar, mukabele-i bi’l-misil kâide-i zâlimânesinde bulunmamışlar, bulunmadılar, bulunmuyorlar, bulunmayacaklar, bulunmayacaksınız inşâallahu Teâlâ. Vesselam.

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu