Yazarlar

Vahidüddin Khan – II | Abdullah Aymaz

 

Arkadaşımız Ali Akkız Bey “HATIRAT-I HİNDİSTAN” olarak merhum Prof. Dr.  Vahidüddin Khan ile ilgili bir hatırasını şöyle anlatıyor:

MEVLANA WAHİDUDDİN KHAN’LA TÜRKİYE ZİYARETİ

 Mevlana Wahiduddin Khan covid sebebiyle vefat etmiş. Bu vesileyle bir hatıramı paylaşayım istedim.

Indialog vakfımız sadece farklı din müntesipleriyle değil değişik Müslüman gruplarla da temas halindeydi. Bunun ne kadar önemli olduğunu bugünlerde daha iyi anlıyoruz. Meselâ Deobandilerle görüşmeye gittiğimizde, kendimizi tanıtınca, fetvaları internet sitesine yükleyen genç şahıs, “İyi ki geldiniz. Sizi tanımış olduk. Herkes, bunlar kim? Bunlar hakkında bir fetva yayınlayın da ona göre hareket edelim, diyordu. Biz de sizi araştırıyorduk. Gelmeniz iyi oldu. Sizi tanımış olduk,” demişti.

Adnan Hoca Hindistan’da önce bir heyecan dalgası oluşturmuş. Evrim ve masonlukla ilgili hazırladığı kitaplar ortalıkta büyük bir hızla yayılmış. Çok yayınevi kitaplarını basıp yayımlamış. Hatta Dr Zakir Naik, Adnan Hoca’nın televizyonunda programa çıkmış. Sonra ‘kedicik’ meselesi gibi değişik meseleler ortaya çıkınca Hindistan Müslümanları arasında büyük bir hayal kırıklığı oluşturmuş. Onun kitaplarına ve onu yayımlayanlara vebalı muamelesi yapılmaya başlanmış. O yüzden, Türkiye’den gelen her şeye artık şüpheyle yaklaşıyorlardı.

Vahidüddin Khan - II | Abdullah Aymaz 2

Türkiye’de (Hizmet Hareketi’nin organizasyonuyla) Peygamber Yolu konferansları düzenleniyordu. Hindistan’dan gözlemci statüsünde misafir davet ettiler. Diyalog Vakfı olarak kimi götürelim diye istişare ettik. Bize son 1 ay kala davet gelmişti. Mevlana Wahiduddin Khan’la irtibatımız vardı. Ona teklif etmeye karar verdik.

Wahiduddin Khan memnuniyetle kabul etti. Yardımcıları ve kızı da grupta olacaktı. Bir üniversitenin Arapça bölümünden emekli bir akademisyenle beraber 5 kişilik bir grup oluşturduk. İstanbul’a uçtuk.

Birinci gün Boğaz manzaralı bir otelde misafir oldular. Ertesi günü benden yarım gün müsade istediler. Rüstem Paşa Camiine gitmek istiyorlardı. Oranın imamıyla görüşelim, öğleden sonra sana tabiyiz, dediler. Olur, dedim.

Meğer Rüstem Paşa Camii çinileriyle ünlüymüş. Avrupa’dan o yüzden çok turist çekiyormuş. Wahiduddin Khan bu caminin imamıyla tanışıyormuş. 200’ü geçkin eserlerini, özellikle Kur’an mealini onun camisine gelen turistlere hediye etmesi için daha önce görüşmüşler. Yeni kitap getirmişlerdi, ona bıraktılar. Onlar görüşürken ben de camiyi gezdim. Muhteşem çinileri, duvarlarındaki hat sanatı örneklerini inceledim.

Öğleyin oradan ayrıldık. Üç gün boyunca okul, gazete, üniversite, hastane, yayınevi, televizyon, diyalog merkezi ve İstanbul’un tarihi yerlerini gezdik. Gezdiğimiz her yerle ilgili çok detaylı sorular sordu. Mesela kolejde, burada kaç öğrenci var, bu kolejlerden Türkiye’de kaç, dünyada kaç tane var? Gazetenin tirajı kaç? Zaman’dan sonra en çok tirajlı gazete kaç satıyor? Üniversitede kaç öğrenci var? Bu üniversiteden daha kaç tane var?, gibi detay sorular soruyordu.

Eyüp Sultan Camisinde ikindi namazı kıldık. Burada çok etkilendi. Bir ara ağladı. Yardımcısını yanına çağırıp bir şeyler paylaştı. Daha sonra sordum, ne dedi, dedim. “Türkiye’ye yılda 33 milyon turist geliyor. Bunların ülkelerine eli boş dönmeleri olmaz. Mutlaka hakikat namına ellerine bir şeyler tutuşturulması lazım, demiş. Efendimiz de fuar zamanlarını gözetler, o günlerde Mekke’ye gelen kabileleri ziyaret ederdi,” demiş. “Türkiye bu fırsatı değerlendirmeli. Ebu Eyyub El Ensari’nin ruhaniyeti bana bunları fısıldıyor,” demiş.

Çamlıca’da bulunan Akademi’de başka misafirlerle bir araya geldik. Kütüphane’den ona ait Türkçe’ye çevrilmiş bir eseri bulup getirdiler. Sanki torununu görmüş gibi çok mutlu oldu. Diğer eserlerimden de göndereyim, dedi.

O günün akşamı Altunizade 5. katta dünyanın dört bir yanından misafirlerle bir araya geldik. Odaları dolaştık. Hoca Efendi’nin bir vaazından Arapça alt yazılı kısa bir bölüm izledik. Akademisyen misafirimiz, “Hoca Efendi’nin sözleri çok tesirli. Kitapta yazıda bu kadar etkili hissetmiyor insan,” dedi.

Ertesi günü Gaziantep’e geçtik. Akşam yemeğinde diğer tüm misafirler de vardı. Abdullah Aymaz Abi Mevlana Wahiduddin Khan’ı görünce çok heyecanlandı. Elinden öptü. “Ben hazreti vefat etti zannediyordum. Meğer sağmış. Öğretmen iken onun eserlerinden çok istifade ettim. O zamanlar ortada hiç İslami eser yoktu. Onun kitaplarından sınıfta çok parçalar okudum. Hatta Hoca Efendi vaazlarında onun kitabından alıntılar yaptı. Sir James Jean ile İn’amullah’ın hikayesi onun eserinde geçer,” dedi. Bana dönüp, “Keçeli, neden söylemedin hazreti getireceğini,” dedi. “Ben bu kadarını bilmiyordum. Siz söyledikçe kıymetini daha iyi anlıyorum abi,” dedim. Eğildi, hazretin elinden bir kere daha öptü. Bu görüşmeyi daha sonra Sızıntı dergisinde bir makale ile anlattı.

Ertesi günü konferans olacaktı. Salona gittik. Organizatörler gelip hazretin konuşma sırasını söylediler. “Lütfen 15 dakikayı geçmesin,” diye rica ettiler. Ben de yardımcısına gittim; “Mevlana’nın konuşmasını görebilir miyim?,” dedim. “Konuşması yazılı değil. O irticali konuşur,” dedi. “Kaç dakika konuşur,” dedim. “Kaç dakika istersiniz,” dedi. “15 dakika nasıl,” dedim. “Tamam,” deyip hazretin yanına gitti.

Konuşma sırası gelip hazret kürsüye çıkınca son 3 gündür gezdiğimiz her mekânla ilgili kafasında not aldığını anladım. Çok dokunaklı bir konuşma yaptı. Salonda sağımda solumda herkesin burnunu çekip gözyaşını sildiğine şahit oldum. Özetle, “Ben 87 yaşındayım. Bundan sonra ne kadar yaşarım bilmiyorum. Benim hayal ettiklerimi Fethullah Gülen kardeşim gerçekleştirmiş,” dedi. Konuşmasını söz verdiği gibi 15 dakikada bitirdi.

Ara verildiğinde yanına vardım. “Fethullah Gülen beni kardeş olarak kabul eder mi?” dedi. “Ben onu çok seviyorum,” dedi. O kendisine has kıyafetiyle salonda kendisine çok büyük bir ilgi oldu. Herkes gelip fotoğraf çektirdi.

İstanbul’a dönerken Anadolu Ajansı’ndan irtibata geçtiler. İstanbul’daki programımızı sordular. Bir yayınevi sahibi bizi evine yemeğe davet etmişti. Adresi verince, “Bizim ofis yolunuzun üzeri. Geçerken uğrasanız da bir röportaj yapsak,” dediler. Hazrete teklif ettim, kabul etti. Çok mütevazı bir insandı.

Ajansın ofisine gittik. Işıklar, kameralar hazırdı. Vakit kısıtlı olduğu için hemen röportaja başladılar. İslam Medeniyetinin geçmişte yaptıklarından, bugünkü medeniyete yapabileceği katkılara dair sorular sordular. Hepsine tek tek cevap verdi. Peki, bunun için bugün ne yapılmasını önerirsiniz?, sorusuna:

-Fethullah Gülen kardeşimin yaptığını öneririm, dedi.

Röportajı Turan Kışlakçı yapıyordu. Bu cevaptan çok tatmin olmuşa benzemiyordu ki üç dört farklı sorudan sonra yine aynı soruyu sordu. Wahiduddin Khan tereddütsüz yine aynı cevabı Verdi:

-Fethullah Gülen kardeşimin yaptığını öneririm. 

O günün akşamı misafirlerimizi Hindistan’a uğurladık. Ertesi günü röportaj TimeTurk’te yayınlandı. Baktım Hoca Efendi ile ilgili kısım, iki defa tekrar etmesine rağmen, kırpılmıştı.

Kaynak: Abdullah Aymaz | Samanyoluhaber

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu