Yazarlar

Tıbb-ı Nebevî’de Meyve

İslâm âlimleri, tıbb-ı nebevî’yi, “Hastaların tedavisi hakkındaki Peygamber (sallallâhu aleyhi ve sellem) hadislerinden bahseden ilimdir.” şeklinde tanımlamışlardır.[1] Tıbb-ı nebevi ile ilgili eserlerde hastaların tedavisi hakkındaki hadisler yanında şifalı bitkiler, sebzeler ve meyvelerle ilgili hadisler de yer almaktadır. Resûl-i Ekrem (sallallâhu aleyhi ve sellem) Efendimiz, karışık ilaçlarla (el-edviyetü’l-mürekkebe/akrabazin) tedavi edilmesi gereken ya da cerrahi müdahaleye ihtiyaç duyulan hastaları tedavi usullerini ve uygulamalarını bilen, alanında uzman hekimlere göndermiştir. Peygamber Efendimiz, sebzelerin, şifalı otların ve meyvelerin besleyiciliklerinin yanında şifa vesilesi olduklarını belirterek, Cenab-ı Hakk’ın gıdalarda yarattığı şifa kaynağına dikkatlerimizi çekmiştir. İsrafa kaçılmadığı ve doğru beslenildiği takdirde besin olarak yaratılan her bitki aynı zamanda bir şifa vesilesidir. Gıdaların özellikle de meyvelerin hem beslenmede hem de sağlıklı bir hayat sürdürmede önemli yeri vardır.

Dünya nimetlerinin en güzellerinden birisi meyvelerdir. Nitekim geleneksel tıpta meyveye bakmanın insana mutluluk verdiği belirtilmiştir.[2] Meyveler, dünya nimetlerinden olduğu kadar aynı zamanda Cennet nimetlerindendir. Kur’ân-ı Kerim’de “Size orada (Cennet’te), istediğiniz şekilde yiyeceğiniz her türlü meyve vardır.”[3] buyrularak, cennette de inananlara çeşit çeşit meyveler ikram edileceği haber verilmiştir. Bir başka âyette ise cennet nimetleri, “Orada meyve çeşitleri, salkımlarla dolu hurma ağaçları, saplı ve yapraklı hububat ve hoş kokulu bitkiler vardır.”[4] şeklinde tasvir edilmiştir.[5]

1. Peygamberimiz’in Hayatında Meyve

Bilindiği kadarıyla Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) döneminde Mekke şehrinde meyve yetişmezdi.[6] Mekkeliler, Medine ve Taif gibi çevre kentlerden gelen meyveleri bilirlerdi. Medine’de hurma, Taif’te ise üzüm yetiştirilmekteydi. Ayrıca Mekke’ye Yemen ve Suriye gibi bölgelerden meyveler gelmekteydi. Peygamber Efendimiz, Medine’ye hicret edince bütün geçimleri hurma ürününe bağlı Medinelileri hurma yetiştirmeye teşvik etmiş; meyve ağaçlarından kuşlar bile yese ağacı diken kişinin sadaka sevabı kazanacağını haber vermiş;[7] meyveli ağaçların kesilmesini yasaklamış;[8] bir işte kullanılmak üzere meyveli bir dal getirilince üzerinden meyvelerinin alınmasını emrederek,[9] meyveli dalların koparılmaması gerektiğine işaret etmiştir.

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem) meyve yetiştirilmesine değer vermiş; bazı meyve türlerini överek onların dikilmesini özellikle teşvik etmiştir. Nitekim bir hadis-i şeriflerinde “Zeytin mübarek bir ağaçtır.” buyurarak, zeytin ağacı dikilmesini teşvik etmiştir.[10]

a. Dil ve Edebiyatta Meyve

Meyvelere verdiği önem Resûl-i Zişan Efendimiz’in üslubuna da yansımış, hoşlandığı güzel şeyleri meyvelere benzeterek anlatmıştır. Mesela mü’minin bereketini hurma ağacının bereketine benzetmiştir. Mü’mini her zaman yeşil kalan, meyvesi, yaprağı ve dalı, hâsılı her şeyinden yararlanılan hurma ağacına benzeterek, mü’minin başına gelen her hâlin onun hayrına olacağını meyveyi örnek vererek anlatmıştır.[11] Keza Kur’ân okuyan mü’mini, tadı güzel, kokusu hoş ağaç kavununa (utrunç) Kur’ân okumayan mü’mini de tatlı fakat kokusuz kuru hurmaya benzeterek, mü’minleri Kur’ân okumaya teşvik etmiştir.[12]

b. Hediyeleşmede Meyve

Peygamber Efendimiz’in meyveyi sevdiğini bilen sahabe-i kiram hazretleri O’na sevdiği meyveleri hediye etmek için adeta yarışırlardı. Mesela Resûl-i Ekrem Efendimiz’in “barnî” türü hurmayı sevdiğini bilen Hz. Bilal (r.a.), O’na hediye olarak barnî hurması takdim etmiştir.[13] Ashab-ı kiram, ilk olgunlaşan turfanda meyveyi de Allah Resûlü’ne hediye ederlerdi. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), kendisine ikram edilen turfanda meyveyi alır; “Allahım! Meyvelerimizi ve şehrimizi bereketlendir, ölçü ve tartımıza bereket üstüne bereket ver.” diye dua eder ve huzurunda bulunan en küçük çocuğa meyveyi ikram ederdi.[14]

Allah Resûlü, kendisine hediye edilen meyveleri bazen huzurunda bulunan sahabîlere ikram eder, bazen de hanım sahabîlere hediye olarak gönderirdi. Bir keresinde Taif’ten gönderilen üzümlerden bir salkımını genç sahabilerden Numan b. Beşîr’e (r.a.) vererek annesine götürmesini söylemişti. Numan, dayanamayıp salkımdaki üzümleri eve varıncaya kadar tek tek yolda yiyip bitirmişti. Birkaç gün sonra Allah Resûlü, Numan’ı gördüğünde, ‘Üzüm salkımını annene götürdün mü?’ diye sormuş; Hz. Numan, ‘Onu ben yedim.’ deyince, ‘Seni vefasız, seni!’ diyerek onunla şakalaşmıştır.[15]

c. Meyveleri Islah

Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), bir işin iyi ve güzel yapılmasını ister; işini iyi yapanları överdi. Faydalı ve kaliteli meyveler hakkındaki övgüleri sahabîleri meyveleri ıslah etmeye teşvik etmiştir. Resûl-i Ekrem Efendimiz, Medine’ye kendisini dinlemeye gelen heyetlere, bölgelerinde yetişen meyveler hakkında bilgi verirdi. Hicri 8. yılda kendisini ziyarete gelen Abdulkays heyetine beldelerinde yetişen hurma çeşitlerini anlatmış ve, “Sizin hurmalarınızın en iyisi ve en faydalısı barnîdir.” buyurmuştur. Heyette bulunanlar memleketlerine döndükten sonra barnî türü hurma dikmeye önem vermişler ve bir müddet sonra bütün hurma ağaçları barnî türü olmuştur.[16]

Peygamber Efendimiz, istikbalde olacakları anlattığı bir hadislerinde kıyametten önceki dönemi tasvir ederken, yeryüzü bereketlenir; narlar o kadar büyük olur ki, bir tane narın gölgesinde bir grup insan gölgelenir ve onlar bir tek narı yiyip bitiremezler, şeklinde bir haber vermiştir.[17] Bu hadis-i şerifte meyvelerin genetik yapılarındaki değişiklik ve ıslah neticesinde meyvelerin ne kadar büyüyebileceği vurgulanarak bir yönüyle inanan insanların bu tür çalışmalarda öncü ve rehber olmaları teşvik edilmiştir.

Allah Resûlü’nün (sallallahu aleyhi ve sellem) meyveler hakkındaki övgüleri insanları faydalı ve şifalı meyveleri yetiştirmeye teşvik etmiş; yetiştirmesi zor olan bazı kaliteli meyve türlerinin kaybolması bu suretle engellenmiştir. Peygamber Efendimiz, özelikle Medine’de yetişen acve hurmasını çok severdi. “Acve, hurması cennet yemişlerindendir.”[18] buyurarak, acve hurmasını övmüştür. O’nun övgüsü sebebiyle acve hurması tarih boyunca en çok aranan ve talep edilen hurma olmuştur.

2. Peygamberimiz’in Meyve Sevgisi

Peygamber Efendimiz’in hayatında meyvenin özel bir yeri vardı. O’nun meyve yeme sünnetinde bizim için yalnızca tıbbi açıdan değil, beslenme ve Cenab-ı Hakk’ın nimetlerine hürmet açısından da örneklikler vardır. O’nun kuşkusuz en sevdiği meyve hurmadır.

a. Hurmayı severdi

Resûl-i Ekrem Efendimiz’in hayatında hurmanın ayrı bir yeri vardır. O, orucunu taze hurma ile açardı. Taze hurma bulamadığında kuru hurma ile orucunu açar; hurma bulamazsa su ile iftar ederdi.[19] Peygamberimiz, kendisine dua için getirilen yeni doğmuş bebeklerin ağızlarına yumuşatılmış hurma sürerek, onlara dua etmiştir.[20]

Peygamberimiz (sallallâhu aleyhi ve sellem), hurma mevsiminde kendisine ikram edilen taze hurmaları reddetmezdi.[21] Kuru hurma ise Medineli yoksulların en önemli yiyeceğiydi. Hz. Aişe (r.anha), o günlerde yiyecek başka bir şey bulamadıklarını “Resûlullah (sallallahu aleyhi ve sellem) vefat ettiğinde şu iki siyaha, kuru hurma ve suya doymuştuk.”[22] sözüyle ifade etmiştir. Peygamber Efendimiz, akşam yemeği bulamayanlara kuru hurma yemeyi tavsiye eder; “Akşam (üstü) yemeğini terk etmeyin; yiyecek bir şey bulamazsanız hiç olmazsa bir avuç kuru hurma yiyin.”[23] buyurarak, hurmanın beslenmedeki önemini vurgulardı.

Peygamberimiz, hurma bulunmayan evin yiyecek hiç bir şeyi bulunmayan boş bir ev gibi olduğunu belirtmiş; bir başka hadislerinde de “İçinde hurma bulunmayan evdeki insanlar, aç kalmış demektir.” buyurarak, meyve yemenin beslenmedeki yerine ve hurmanın Medinelilerin hayatındaki önemine işaret etmiştir.[24]

Meyveleri Cenab-ı Hakk’ın kullarına ikramı olarak gören Allah Resûlü, her türlü meyveye değer verirdi. Resûl-i Ekrem Efendimiz, hurmaların iyisini severdi ancak kuruyup böceklenmiş hurmaları atmaz, içlerinden iyilerini ayırır ve yerdi.[25] O, yere düşmüş meyvelerin çürümeye terk edilmesini de hoş görmez, yerde bir meyve bulunduğunda onu temizleyip yemenin daha uygun olduğunu söylerdi. Bir gün ashabı ile birlikte giderken yolda kuru bir hurma görmüş, “Bunun sadaka hurmalarından olmasından endişe etmeseydim onu alır yerdim.”[26] buyurmuşlardır.

b. Meyvelerin olgunlarını severdi

Geleneksel tıpta meyvelerin olgunlaştığında yenilmesi tavsiye edilmiştir. Peygamberimiz zamanında yaşamış ünlü Arap hekimlerinden Hâris b. Kelede, vefat ederken kendisinden tıpla ilgili son tavsiyeleri sorulduğunda, meyvelerin olgunlaşma mevsiminde yenilmesini tavsiye etmiştir.[27] Peygamber Efendimiz, kendi beldesinde yetişen meyveleri, olgunlaşma mevsiminde yemeyi severdi. Allah Teâlâ, her beldede yetişen meyveleri özellikle o bölgenin insanı için şifalı ve faydalı kılmıştır. Özellikle olgunlaşma mevsiminde kendi bölgesinde yetişen meyvelerden bolca yemek hastalıklardan korunmaya, sıhhat ve afiyete vesiledir.[28] Nitekim bir âyet-i kerimede Cenab-ı Hak, meyvelerin hem ilk tomurcuklandığında hem de olgunlaştığında insanlar için ibret olduğunu bildirmiştir.[29]

Resûl-i Ekrem, olgun meyvelerin yenilmesini tavsiye etmiştir. Dağlarda yetişen, daha çok çobanların yediği, erak ağacı yemişinin olgun olanlarını toplamayı tavsiye ederek olgunlarının daha tatlı olduğunu söylemiştir.[30] Ensardan Ebu’l-Heysem (r.a.), Resulullah (sallallahu aleyhi ve sellem) ve arkadaşlarını hurma bahçesinde ağırlamış, onlara tabak içinde bir salkım hurma ikram etmiştir. Salkımda olgunlaşmamış hurmalar olduğunu gören Peygamber Efendimiz, “Keşke olgunlarından seçseydin.” buyurarak, hurma salkımlarının olgunlarının koparılması gerektiğine işaret etmiştir.[31]

c. Farklı meyveleri birlikte yemeyi severdi

Peygamber Efendimiz’in yeme içme alışkanlıkları üzerine bilgi veren İbn Kayyim, onun sürekli aynı gıdaları yemediğini, memleketinde yenilmesi mutad yiyeceklerin hepsinden az da olsa aralarında seçim yapmadan yediğini belirtir. Ona göre, çeşitli yiyeceklerden azar azar yenilmesi son derece faydalı beslenme alışkanlığıdır.[32] Nitekim Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), az yemek yemeyi tavsiye etmiş “İnsanoğlunun doldurduğu en kötü kap midesidir.” buyurarak az yemek yemenin beden sağlığı için taşıdığı önemi vurgulamıştır.[33]

Geleneksel tıp anlayışına göre, besinler, insan vücudunda ortaya çıkardıkları tesirler bakımından yaş, kuru, sıcak/hararetli ve soğuk şeklinde sınıflandırılmışlardır. Hekimler, meyveleri de bu nitelikleri itibarıyla gruplandırmışlar ve aynı grup besin ve meyvelerin birlikte alınmamasının sıhhat açısından daha faydalı olduğunu belirtmişlerdir. Ünlü hekimlerden Bergamalı Galinos, az yediği ve bir biriyle uyumlu yiyecekleri yediği için hastalanmadığını öne sürmüştür.[34] Günümüz tıbbında meyveleri sıcak ve soğuk tabiatlı şeklinde sınıflandırma, daha farklı sınıflandırmalar yapıldığı için terk edilmiş olmakla birlikte, modern tıpta da vücut için gerekli vitamin ve mineralleri çeşitli gıdalardan almanın sağlıklı beslenme açısından önemli olduğu kabul edilmektedir.

Yiyecekler arasında uyumu gözetmek, her dönemde farklı şekillerde ifade edilse de sağlıklı beslenme açısından son derece önemlidir. Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), meyveleri farklı meyvelerle birlikte veya farklı yiyeceklerle birlikte yemiştir. Misafir olarak gittiği bir evde kendisine kaymak ve kuru hurma takdim edilmiş, ikisini birlikte yemiştir.[35] Yaş hurma ile birlikte salatalık yine yaş hurma ile birlikte karpuz yediği hakkında rivayetler vardır.[36] Yaş hurma ile karpuzu birlikte yeme sebebini bir rivayette “Bunun (yaş hurma) hararetini bunun soğukluğu (karpuz) ile bunun soğukluğunu da bunun harareti ile kırarız.” şeklinde açıklamıştır.[37]

Zayıf bünyeli kilo alamayan kişilerin sağlıklı beslenmesinde meyvenin, özellikle de hurmanın önemli bir yeri vardır. Hurma, az yenildiğinde meyve, çok yenildiğinde besleyici bir gıda kabul edilmiştir. Hadis-i şeriflerde bildirildiği üzere Peygamber Efendimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), yaş hurma ile salatalığı birlikte yemiştir.[38] Hz. Aişe (r.anha), yaş hurma ile salatalığın birlikte yenilmesinin vücudu kuvvetlendirdiğini, zayıflığa iyi geldiğini, kendi tecrübesine dayanarak ifade etmiştir.[39]

Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), çağla hurma ile kuru hurmanın birlikte yenilmesini, hatta kuru meyve ile tazesinin birlikte yenilmesini tavsiye etmiştir.[40] Bu meselenin izahında tıbb-ı nebevî yazarları, sıcak tabiatlı iki yiyeceğin ya da soğuk tabiatlı iki yiyeceğin birlikte yenilmesini hekimlerin uygun bulmadıklarını söylerler. Bu sebeple Peygamberimiz (sallallahu aleyhi ve sellem), soğuk ve kuru tabiatlı çağla hurma ile sıcak ve yaş tabiatlı kuru hurmanın birlikte yenilmesini emretmiş, birinin zararını diğeri ile dengelemeyi hedeflemiştir.[41]

d. Meyvelerle tedaviyi teşvik ederdi

Allah Resûlü, bazı hadislerinde meyvelerin tedavide kullanılmasını tavsiye etmiştir. Hurma ile yapılan ilaçları öğretmiş, kalbinden/göğsünden şikayet eden bir sahabîyi Taif’te bulunan Haris b. Kelede adlı hekime göndermiş, “O, tıbbı bilir, Medine’nin acve hurmalarından yedi tanesini çekirdekleriyle beraber ezsin, sonra onlarla göğsünü ovsun.” buyurarak, acve hurmasının tedavide nasıl kullanılacağını öğretmiştir.[42]

Sabah kalkıldığında acve hurması yenilmesini tavsiye etmiştir. Yenilecek hurmaların sayısını da belirterek, sabahları yedi acve hurması yenilmesini teşvik etmiştir. “Sabahleyin yedi acve hurması yiyen kişiye o gün sihir ve zehir zarar vermez.” buyurarak, özellikle belirli bölgelerde yetiştirilen acve hurmasının tıbbi ve manevi faydalarına işaret etmiştir.[43] Hadisin bazı rivayetlerinde, bu hurmanın yaylada (Medine’nin yüksek yerlerinde) yetişenlerini tavsiye etmiş;[44] “Yaylada yetişen hurmalarda şifa vardır.” bir diğer rivayette ise “Onlar tiryaktır/ilaçtır.” buyurmuşlardır.[45]

Yanına gelen arkadaşlarına meyve ikram eder, ikram ettiği meyvenin tıbbi faydalarını söyleyerek onları meyve yemeye teşvik ederlerdi. Talha (r.a.) huzuruna girince ona elindeki ayvayı uzatmış “Talha, al bunu. Ayva, kalbi rahatlatır, güçlendirir” buyurmuştur. [46]

Allah Resûlü (sallallahu aleyhi ve sellem) meyveyi her hastaya tavsiye etmemiş, nekahet dönemindeki hastaların çağla hurmalardan yemesine -muhtemelen hazım zorluğu çekebilirler diye- izin vermemiştir.[47]

e. Meyveli içecekleri severdi (Şıra-hoşaf)

Her şeyde olduğu gibi içeceklerde de sade ve fıtri olanı tercih etmiştir. Peygamber Efendimiz, süt içmeyi severlerdi. Hatta İsrâ gecesi içinde süt ve şıra olan iki kadeh kendisine sunulunca süt kadehini tercih etmiştir. Cebrail Aleyhisselam, sütü tercih etmesini fıtratı uygun olanı tercih ettiği şeklinde yorumlamıştır.[48]

Peygamber Efendimiz, bal şerbeti, şıra/nebiz, su ve süt gibi bütün alkolsüz içeceklerden içmiştir. Sahabe-i kiramdan Peygamberimiz’in hizmetinde bulunma şerefine nâil olan Enes (r.a.) “Şu kabımla Resulullah’a (sallallahu aleyhi ve sellem) bütün içeçekleri; bal şerbeti, şıra, su ve süt sundum” demiştir.[49]

Peygamber Efendimiz, nebiz (bir tür şıra) içmeyi severlerdi. Kırba ya da taştan yapılmış bir su kabının içine hurma atılır ve bekletilirdi. Meyve taneleri suyun içinde bir gece bekletildikten sonra içilir, meyve taneleri çıkarılıp üç gün içinde içilerek tüketilirdi. Daha fazla bekletilmesi ve ekşimeyi hızlandıran ağaç, kabak ve benzeri maddelerden yapılan su kaplarında nebiz yapılması uygun görülmemiştir. Hz. Aişe Validemiz, “Biz Allah Resûlü’ne bir su kabının içine akşam meyve taneleri atarak nebiz yapardık, onu sabah içerlerdi; sabah yaptığımızı da akşam içerlerdi.” buyurarak, Peygamber Efendimiz’in nebiz içtiğini ancak meyveleri kabın içinde fazla bekletmediğini ifade etmiştir.[50] Peygamber Efendimiz, farklı meyvelerin karıştırılarak ya da taze meyve ile kuru meyvenin karıştırılarak şıra (nebiz) yapılmasını, muhtemelen her meyvenin ekşime (farmantasyon/alkolleşme) süresi farklı olduğu için uygun bulmamıştır.[51]

Sonuç

Meyve, günümüzde sağlıklı beslenmede önemli ve vazgeçilmez bir yiyecek kabul edilmektedir. Hadis kitapları müellifleri ve tıbb-ı nebevi yazarları meyveyi müstakil bir bölümde ele almamışlar, meyveleri diğer yiyeceklerle birlikte değerlendirmeyi tercih etmişlerdir.
Yeme-içme kültürünün sade bir şekilde uygulandığı saâdet asrında meyvenin, özellikle de hurmanın önemli bir besin olduğu müşahede edilmektedir. Hurma dışındaki üzüm ve ayva gibi meyveler farklı şehirlerden geldiği için hediyelik bir yiyecek kabul edilmiş, karşılıklı hediyeleşmelerde bu tür meyveler ikram edilmiştir.

Hurmadan yalnızca besin olarak değil aynı zamanda ilaç olarak da yararlanılmıştır. Hurmaların ilaç olarak kullanılması durumunda yüksek yerlerde yetişen belirli cins hurmalar, tercih edilmiş; şifa için sayılı ve zamana bağlı olarak belirli bir disiplin içinde yenilmesi tavsiye edilmiştir. Hurmanın belirli türleri tercih edilerek, meyveleri ıslahın ve iyi tür meyve yetiştirmenin ehemmiyetine işaret edilmiştir. Nitekim barnî türü hurmanın daha kaliteli olduğunu duyanlar, memleketlerine dönünce bütün hurmalarını bu tür hurmaya çevirmişlerdir. Müslümanlar, tarih boyunca meyve ağaçlarını ıslahına önem vermişler, ağaçların ıslahı ve tarımın iyileştirilmesi için önemli çalışmalar yapmışlardır.

Peygamberimiz’in sevdiği meyvelerin başında hurma gelir. Hurma onun şehri Medine’nin meyvesidir. Her beldenin meyve ve sebzelerinin o beldede yaşayanlar için son derece şifalı olduğu geleneksel tıbbın ısrarla üzerinde durduğu hususlardan birisidir. Ayrıca meyveleri tam olgunlaşma mevsiminde yemenin sağlık açısından daha yararlı olacağı belirtilmiştir. Peygamberimiz, hurmanın olgunlaşmadan toplanmasına izin vermemiş, taze hurmayı salatalık ve karpuz gibi sebze ve meyvelerle yemeyi tercih etmiştir.


Dipnotlar:
[1] Taşköprüzâde, Ahmed b. Mustafa, Miftâhu’s-se’âde ve misbâhu’s-siyâde, Beyrut 1985, 2/344.
[2] İbn Kayyim, et-Tıbbu’n-Nebevî, Beyrut 1982, s. 323.
[3] Zuhruf Sûresi, 43/73.
[4] Rahman Sûresi, 55/11.
[5] Kur’ân-ı Kerim’de geçen meyveler hakkında bilgi için bk. Davut Aydüz, Kur’ân-ı Kerim’de Besinler ve Şifa, İzmir 2006, s. 92-113.
[6] Buhârî, Megâzi 28.
[7] Ahmed b. Hanbel, müsned, 4/61.
[8] Muvattâ, Cihâd 10.
[9] Muvattâ, Hudûd 12.
[10] Tirmizî, Et’ime 43; İbn Mâce, Et’ime 43.
[11] Buhârî, Et’ıme 42, 46.
[12] Buhârî, Fedâilü’l-Kur’ân 17.
[13] Buhârî, Vekâle 11; Müslim, Müsâkât 96.
[14] İbn Mâce, Et’ıme 39; Tirmizî, De’âvât 53.
[15] İbn Mâce, Et’ıme 61.
[16] Ahmed b. Hanbel, 3/432.
[17] Müslim, Fiten, 110. Hz. Ali Efendimiz, nar yemeyi teşvik etmiş, narın içindeki zarlarla birlikte yenilmesini tavsiye etmiştir. “Narı zarıyla birlikte yiyin; o, mideyi temizler.” buyurmuştur. Ahmed b. Hanbel, 5/382.
[18] Tirmizî, Tıbb 22; Ahmed b. Hanbel, 5/346.
[19] Ebû Dâvud, Sıyâm 21.
[20] Müslim, Edeb 23-28.
[21] Buhârî, Et’ıme 41.
[22] Buhârî, Et’ıme 6; Müslim, Zühd ve’r-Rekâik 30-31.
[23] İbn Mâce, Et’ime, 54.
[24] Hadisler için bkz.: İbn Mâce, Et’ıme 38.
[25] Ebû Dâvud, Et’ıme 43; İbn Mâce, Et’ıme 42.
[26] Müslim, Zekât, 164.
[27] İbn Kayyim, a.g.e., s. 319.
[28] İbn Kayyim, a.g.e., s. 171-172.
[29] Bk. En’am Sûresi, 6/99.
[30] Buhârî, Et’ıme 50.
[31] Tirmizî, Zühd 39.
[32] İbn Kayyim, a.g.e., s. 169.
[33] Tirmizî, Zühd 47; İbn Mâce, Et’ime 50.
[34] İbn Kayyim, a.g.e., s. 321.
[35] İbn Mâce, Et’ıme 43.
[36] İbn Mâce, Et’ıme 37.
[37] Ebû Dâvud, Et’ıme 45.
[38] Buhârî, Et’ıme 45.
[39] İbn Mâce, Et’ıme 37.
[40] Hadisin isnadı hakkındaki değerlendirmeler için bk. İbn Mâce, Et’ıme 40 (dipnot).
[41] İbn Kayyim, a.g.e., s. 222. Şemsüddîn ez-Zehebî, et-Tıbbu’n-nebevî, Kahire 1961, s. 34-35.
[42] Ebû Dâvud, Tıbb 12.
[43] Buhârî, Et’ıme 43; Tıbb 52.
[44] Müslim, Eşribe 156.
[45] Ahmed b. Hanbel, 6/77.
[46] Hadisin isnadı hakkındaki görüşler için bk. İbn Mâce, Et’ıme 61. (dipnot)
[47] Ebû Dâvud, Tıbb 2.
[48] Müslim, Eşribe 91, 92.
[49] Müslim, Eşribe 89.
[50] Tirmizî, Eşribe 7.
[51] Müslim, Eşribe, 16, 86.

Yazar: Prof. Dr. Ayhan Tekineş, Yeni Ümit Dergisi

 

Etiketler
Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu
Kapalı
Kapalı