<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Yeşeren Ümitler arşivleri - Hizmetten</title>
	<atom:link href="https://hizmetten.com/tag/yeseren-umitler/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://hizmetten.com/tag/yeseren-umitler/</link>
	<description>Hizmet&#039;e Dair Ne Varsa...</description>
	<lastBuildDate>Thu, 07 Oct 2021 19:51:27 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.4</generator>

<image>
	<url>https://hizmetten.com/wp-content/uploads/2023/01/hizmetten_loga_web-150x150.png</url>
	<title>Yeşeren Ümitler arşivleri - Hizmetten</title>
	<link>https://hizmetten.com/tag/yeseren-umitler/</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Yeniden Yeşeren Düşünceler</title>
		<link>https://hizmetten.com/yeniden-yeseren-dusunceler/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Mon, 11 Oct 2021 06:00:50 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşeren Ümitler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=22592</guid>

					<description><![CDATA[<p>Târihî devr-i dâimler de az farkla, tıpkı gecelerin gündüzleri tâkip etmesi gibi birbirini kovalar durur. &#8220;Az farkla&#8221; diyorum; zîra biri &#8220;cebrî, lütfî&#8221; insan irâdesini aşan âlemşümûl makro plânın küçük bir&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yeniden-yeseren-dusunceler/">Yeniden Yeşeren Düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Târihî devr-i dâimler de az farkla, tıpkı gecelerin gündüzleri tâkip etmesi gibi birbirini kovalar durur. &#8220;Az farkla&#8221; diyorum; zîra biri &#8220;cebrî, lütfî&#8221; insan irâdesini aşan âlemşümûl makro plânın küçük bir bölümü olarak tecellî eder; diğeri ise, şart-ı âdi mülâhazasıyla insan irâdesine bağlı olarak.. birincisi, uzayıp-kısalma, yeknesak, muttarit ve takvim eksenli olmasına karşılık; ikincisi, farklı-esnek, dar-geniş, isteme, dileme, sebebiyet verme plânında ve irâde yörüngelidir.</p>
<p>Gece ve gündüz, her yirmidört saatte bir kere tulû ve gurup ufkunda belirip, dünyayı ışık veya karanlıkla kucaklayıp kuşattıkları gibi, milletlerin ve milletimizin târihî tekevvün ve değişimleri de, birer ikbâl ve idbâr televvünüyle hep münâvebeler turnikesinde cereyan etmiştir ve etmektedir.</p>
<p>Evet o, serkârları itibariyle bir dönemde mânâ ile büyülü, bir başka devirde madde ile meshûr ve tâlihsiz bir zaman diliminde de materyalizmin ağında iffetzede, ismetzede, karakterzede olarak hep &#8220;değişimler&#8221; ve &#8220;oluşumlar&#8221; arasında gelip gitmiştir.</p>
<p>Zaten, büyüyen, büyürken de, her yana kök salan millet ve devletleri, bir yelpâze gibi tek plân üstünde genişleyen, hüküm ve tesiri itibariyle de bütün zamanları, bütün mekânları dolduran ezel kaynaklı, ebed hedefli görmek, daha doğrusu öyle zannetmek fevkalâde yanlıştır. Her doğan büyüme açıklığına girer, kendini genişleme pistinde ve yükselme rampasında bulur; ancak bunlar arasında sâdece, kaderin, yollarına su serptikleri büyür.. ve büyüyenler de mutlaka ölür; ama geç-ama erken.!</p>
<p>Varlık ve hadiselerle içli-dışlı olabildiğimiz ölçüde, bu serencâmeyi her gün görür ve müşâhede ederiz. Evet hemen her gün eşyâ ve hadiseleri süzerken, eğer yapabilirsek, düşünce ve hayallerimizi, birbirinin izdüşümü gibi sıralanmış duran veyâ üst üste istiflenmiş bulunan târihî vak&#8217;alar üzerinde gezdirdiğimizde, dünya kadar sendeleyip devrilmelerin yanında, dünya kadar da yeşerip gelişmelerin, derlenip toparlanmaların, dirilip doğrulmaların cereyan ettiğine şâhit oluruz.</p>
<p>Bir bakarsınız, beklenmedik bir fırtına, bir tûfanla hazan vurmuş yapraklar veya dalı-budağı kırılmış da devrilmemek için iplikçikleriyle, çatal elleriyle şuraya-buraya dolaşan, şu cisme, bu cisme sarılan sarmaşıklar gibi ölüm ağında çırpınan milletler, toplumlar, hiç umulmadık bir anda, birdenbire içinde kaynayıp duran ve dirilmek için İsrâfil sûru bekleyen, her sürgünün en görülmez tomurcuğunda, en belirsiz oyuğunda, millet ağacının târihî katmanlarından süzülüp gelen ve haşr u neşr hamlesine göre plânlanmış bir gelişme ve inkişaf gücüyle, yine bir sarmaşığın tutunabileceği dayanak noktalarına koşması, geçmiş baharlarını bir kere daha yakalayıp yaşamaya çalışması gibi, târihî ihtişam devirlerine koştuğunu, eski izleri üzerinde yol aldığını, bu koşma ve yol almadaki hırsını, aktivitesini görür ve hayret ederiz.</p>
<p>Evet, milletimizin kökü, gövdesi ve dalları, fırtına ile sarsılan bir ağaç gibi, bugüne kadar kim bilir kaç defa sarsıldı? kim bilir kaç defa karın-buzun kahrına uğrayıp bet-beniz beyazlığına uğradı.! Kaç defa güneşlerin kavurucu sıcakları altında kül rengine büründü? Ve kaç defa değişik buudlarda, yeni yeni haşr u neşirlerle dirilişler yaşadı? Şâyet hazanlar onun hayat ve canlılığının bir yanını alıp götürdü ise, baharlar da öylesine köpüren renklerle onu kucakladı ki, o tekevvün karşısında her şey sararıp soldu ve bütün aldatan renkler bir bir sustu.</p>
<p>Şimdi, her zaman şaşırtıcı bir âhenkle, mini mini sayısız unsurlardan, unsurlar arasındaki sessiz ve sihirli kaynaşmadan, hiç olmadık şekilde ve beklenmedik bir canlılıkla hayâta yürüyenleri görüp de sessizliğe bürünmüş görünen bu büyülü canlılığı ve dağılmışlık hissini veren bu vahdeti, nasıl hakîki ve ebedî ölmüşlüğe hamledebiliriz ki? Kaldı ki, öyle olsa bile, kışlar hep bahâra, geceler de nehâra gebedir&#8230;</p>
<p>Târihî devr-i dâimler açısından son asra girerken, kulaklarımızda &#8220;tın tın&#8221;: &#8220;Din pozitivizme yenik düştü -tersi dönmüş çarpık düşünceler öyle görüyordu- ruh ve mânâ, materyalizm karşısında nakavt oldu.. atom her şeyin esâsı..&#8221; ve &#8220;varlık bütünüyle madde endeksli&#8221; gibi ipe-sapa gelmeyen mırıltılarla girdik. O günlerde henüz enerji mefhumu tam bilinmediği için cüz-i lâyetecezzâ &#8220;atom&#8221;, &#8220;küllî-i lâyüs&#8217;el&#8221; sorgulanmaz bir tam gibi kabûl ediliyordu. Ne var ki, daha yirminci asrın yarısına gelinmemişti ki; maddecilik, ilk sürpriz darbeyi kendi içindeki cinlerden yedi ve sarsıldı. Evet o, özündeki kuvvet &#8220;enerji&#8221; düşüncesiyle çarpıştı ve ona yenik düştü. Gerçi, o günlerde enerji henüz kendine âit derinlikleriyle bilinmiyordu ama, belli ölçüde yaptığı işlerle kendini hissettirmeye ve diş göstermeye başlamıştı. Evet, fizik enerjiyi değil, onun yaptığı şeyleri biliyor ve onu, bir cisim ve cisimler sisteminin hâiz olduğu mekanik işler hâsıl etme kâbiliyeti olarak tanıyordu. Bu kadarcık tanıyordu ve bu kâbiliyetin ne olduğunu, umûmi keyfiyet ve husûsiyetlerini hiç mi hiç bilmiyordu.</p>
<p>Enerjinin kendini hissettirip öne çıkmasıyla, onun madde üzerindeki tecellilerini yakalayıp değerlendirmeye çalışan materyalist felsefenin bir düzine meçhuller, uçurumlar, yokluklar sath-ı mâiline girmesi aynı döneme rastlar; bu dönemdedir ki artık madde enerjileşmiş ve ruhların gezdiği buudlarda dolaşmaya başlamıştır. Bu ise, o günkü realitelere göre, materyalizmin şâhidi gibi gösterilen bir nesnenin, maddeciliğin aleyhinde ifâde vermesi gibi bir şeydi.. evet, şâyet atom sıkıştırılmış ve mini bir hacme yerleştirilmiş bir kuvvet ise ve eğer kuvvette, uğradığı mukâvemetleri tâdil etme kâbiliyeti var ise, sonra eğer bütün varlık ve hadiseler, bu kuvvet nehri içinde yaratılıyor ve kendi buudlarını buluyorsa, rakamlarla ifâde edilemeyecek kadar büyük kabul edilen bu gücü ortaya çıkarıp Hiroşima ve Nagazaki&#8217;yi külleştirenler, onun, o noktadaki sihirli tesirini heceleye dursunlar, aslında bunlar, materyalizmin ipini çekiyor ve bir fecir ezanı üslûbuyla târihî maddeciliğin ölümünü ilan ediyorlardı.</p>
<p>Gerisi malûm; maddeciliğe dayalı yalancı bir sistemin künde künde üstüne devrildiğini hepimiz berâber müşâhede ettik.. âile ve toplum düzeniyle, içtimâî ve iktisâdî yapısıyla, sanat ve estetik anlayışıyla, eşyâ ve insanı mânâlandırmasıyla aldatan bir sistemin&#8230;</p>
<p>Onca kan-irin, onca mâlî ve bedenî zâyiat ve bakıp bakıp hayıflandığımız koskocaman bir ömrü hederden sonra şimdi yeniden maddeyi ve bütün varlığı aşan düşüncelerimizle imanî derinliklerin ve dînî tasavvurların dünyasındayız. Milletimiz, bin sene önce de yine bu kabil kargaşa ve karmaşalarla yaka-paça ola ola, o temizlerden temiz vicdânında duyduğu âlemşümûl gerçeğe ve yedi-sekiz asırlık bir muhteşem döneme &#8220;merhaba&#8221; demişti.</p>
<p>Milletimizin, başka bütün ölçüleri aşan bir derinlikteki kuruluşunda, en büyük tesirin İslâm&#8217;a âit olduğunda şüphe yok. Bu millet, İslâm sâyesinde, maddî hayattan rûhî hayâta, gayr-ı nizamîlikten nizâma, ufuksuzluktan gâye-i hayâle, sınırlı düşünceden dünya ve ukbâları aşan nâmütenâhîliklere yönelmiş ve kendi derinliklerinin farkına varmıştır. Evet o, bilmem hangi tarihte yitirmiş olduğu gerçek değerlerini, üslup, zerâfet ve inceliğini İslâm&#8217;da bulmuş, ona gönülden sâhip çıkmış ve asırlar boyu da hep ukba endeksli yaşamıştı. Yaşamış ve hareketlerini ibâdet, sözlerini duâ, bakışlarını merhamet ve incelik, beraberliğini de kuvvet hâline getirmişti.. ve yine İslâm sâyesinde o, his-lerden akla, mantıktan kalbe, muhâkemeden ilhâma yollar vurmuş.. yürümüş ve yükselmiş.. duygusuyla, düşüncesiyle, kültürüyle, sanatıyla ve bediî zevkleriyle ebedî var olmanın sırlarını keşfetmişti.</p>
<p>Bugünkü kargaşa ve bunalımları da aynı rûhî zaferlerin tâkip edeceğine ve milletçe bir &#8220;ba&#8217;sü ba&#8217;de&#8217;l-mevt&#8221; geçireceğimize inancımız tamdır. Evet, beşerî sefâletlerimizi tedâvi edecek, ruhlarımızı kendi derinliklerine, kendi derinliklerinden de her şeyin gerçek kaynağına yönlendirecek geleceğin gönül erleri sâyesinde, kaybettiğimiz şeyleri yeniden elde edeceğimize yürekten inanıyoruz. Eğer fantezi sayılmayacaksa buna bizim rönesansımız da diyebiliriz.</p>
<p>Bu büyük tekevvün için bir kısım ön hazırlıklara ihtiyaç olduğunda şüphe yok. Bu mevzûda, mektepten ma&#8217;bede, ma&#8217;bedden kışlaya, kışladan zâviyeye toplumun katmanlarındaki bütün cevherler değerlendirilecek, mevcut dinamiklerin ve birikimlerin hepsinden istifade edilecektir. Ancak bütün bu hazırlıkları, kendi kabuğuna çekilmiş, pâyelerle mütesellî, tahsîsat paylaşmadan başka bir şey düşünmeyen, dev cüsseli bilim yuvaları değil; ciddî bir hukuk anlayışı, sağlam bir dünya görüşü, derli-toplu bir millet şuuru ve esaslı bir düşünce felsefesi ortaya koyan.. ve bütün bunları yüzlerce seneden beri devam edegelen milletimizin kültürüyle mezcedip yoğuran seviyeli ilim ve düşünce adamları; kalp-ruh-akıl ve disiplin esasları üzerine müesses entegre ilim kompleksleriyle gerçekleştireceklerdir. Maddede, ruhta, dehâda, aşkta hakla birleşmiş ilim, irfan âşık-larıyla temsil edilen gerçek maarif yuvaları ve sorumluluğun harekete geçirdiği, hareketleri de günübirlikçiliği aşan ve kendi hazlarını, kendi zevklerini düşünmekten daha ziyâde, mefkûresi uğrunda mücâdele zemînine ulaşma yollarını araştıran karakter insanı Hakk erleriyle.</p>
<p>Şimdi, târihî devr-i dâimler silsilesinde böyle bir dönemeçte bulunduğumuz şuuruyla, vicdanlarımızı bir kere daha yokluyor ve talihlerimize tebessümler yağdırıyoruz.</p>
<p><span class="info">Sızıntı, Ağustos 1993, Cilt 15, Sayı 175</span></p>
<p><strong>Kaynak:M.Fethullah Gülen / Yeşeren Düşünceler</strong></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/yeniden-yeseren-dusunceler/">Yeniden Yeşeren Düşünceler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Kaos ve Yeşeren Ümitler</title>
		<link>https://hizmetten.com/kaos-ve-yeseren-umitler-2/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Egeli]]></dc:creator>
		<pubDate>Sun, 22 Dec 2019 06:00:26 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Kürsü]]></category>
		<category><![CDATA[M.Fethullah Gülen]]></category>
		<category><![CDATA[sızıntı]]></category>
		<category><![CDATA[Yeşeren Ümitler]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://hizmetten.com/?p=5780</guid>

					<description><![CDATA[<p>Hiçbirimiz, zamanın, bize ait çerçevesi içinde kalmaya razı değilizdir; ya hayallerimizle geçmişin enginliklerinde seyahat eder hamâset soluklarız ya da ümitlerimizle hep geleceğe doğru kanat çırpar; iman, Hakk&#8217;a güven ve O&#8217;na&#8230;</p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kaos-ve-yeseren-umitler-2/">Kaos ve Yeşeren Ümitler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Hiçbirimiz, zamanın, bize ait çerçevesi içinde kalmaya razı değilizdir; ya hayallerimizle geçmişin enginliklerinde seyahat eder hamâset soluklarız ya da ümitlerimizle hep geleceğe doğru kanat çırpar; iman, Hakk&#8217;a güven ve O&#8217;na itimatla kurguladığımız senaryoları yaşarız; yaşar ve nice film gibi dünyalara açılır, hayallerimizde nice filmler çevirir, nice hakikatle hiçbir bağlantısı olmayan hülyalara girer ve nice zihnî görüntüler arkasında koşarız.</p>
<p>Ferah-fezâ bir geçmişi olan, daha doğrusu böyle bir geçmişi olduğunu kabul eden herkes, zaman zaman iç âleminde geçmişe seyahatler tertip eder ve sürekli mazinin ovalarında-obalarında, köylerinde-kasabalarında dolaşır ve bir türlü eski günlerin çerçevesini aşamaz. Genç, dinamik ve dünyaya açık nesiller ise, biraz yaşama ümidi, biraz mazisizlik, biraz da hayalperestliklerinden ötürü, hep kendilerini geleceğin tül pembe rüyalarına salar ve şimdilerde bulamadıkları âsûde iklimleri istikbalin koylarında ararlar.</p>
<p>Her iki mülâhaza içinde de birer hakikat payının bulunduğu muhakkak; ancak, hem geçmişi kendi değer ve dinamikleriyle bugünlere taşımak, hem de geleceğe tam hulûl edebilmek, bugünün, bir santiminin dahi zâyi edilmeden rantabl değerlendirilmesine bağlıdır. Evet, duygularımızın daha duru, düşüncelerimizin daha engin, gönüllerimizin daha sevinçli, ruhlarımızın daha coşkun, bünyelerimizin daha sıhhatli, zamanımızın daha bereketli, ekonomimizin daha dinamik ve devletler arası münasebetlerimizin daha tutarlı, daha imrendirici olduğu bir çerçeve içinde, geleceğin plân, proje, strateji ve uygulamalarını bugünden başlatabilir ve her mevsimde gerçekleşmesi gerekli olanı da gerçekleştirebilirsek, geçmiş-gelecek-hâl bir vahidin üç yüzü hâline gelir ve biz bu birkaç zamanı, hem de kendi derinlikleriyle aynı anda yaşayabiliriz.</p>
<p>Türk tarihinin altın çağları hep bu esprinin kavrandığı zamanlara rastlar. Şimdi eğer sesimizi tutarak, hafızalarımızı harekete geçirerek kendi tarihî perspektifimize sahip çıkabilirsek, bir zamanlar dalga dalga dünyanın dört bir yanına yayılmış kendi sesimizi, kendi sözümüzü derleyip-toparlayıp bir kere daha dinleyebilir; teneffüs ettiğimiz atmosferden ebediyetin enginliğini duyabilir ve onu duyabildiğimiz ölçüde de içlerimize sevinç olup akan talihimizin tebessümleşen emin ve âsûde dünyalarını, tıpkı ciğerlerimizi oksijenle doldurduğumuz gibi, huzur ve itminanla doldurabiliriz. Başka dünyalarda bin bir hesabın uyuşup bu yekûne varması, birbirinden farklı, ama birbirinin tamamlayıcısı, bütün vâridat kaynaklarının bütünleşerek aynı noktaya akması bile duygularımıza kat&#8217;iyen bu zenginliği veremez.</p>
<p>Bir zamanlar, bu değerler bize o kadar yabancılaşmıştı ki, bu ayrılığı hissetmeyecek kadar vahşileşen duygu ve düşüncelerimizle, bizden kopup giden şeyler karşısında &#8220;elveda&#8221; deme ölçüsünde olsun vefa hissimizi ortaya koyamamıştık. Evet, elveda yüksek mefkûremize! Elveda büyük millet olma şuuruna! Elveda dünya muvazenesindeki yerimize! Elveda tarihin ruhuna hürriyet, hak, adalet anlayışını üfleyen gönüllere! Elveda şefkat, merhamet ve istikamet atkıları üzerinde örgülenmiş esâtîrî millete! Elveda hayat felsefemize ve toplum telâkkilerimize! Elveda bütün değerlerimize ve değerler üstü değer taşıyan kriterlerimize diyememiştik.. diyememiş ve koskocaman bir tarihin yağmalanmasına ve şurada-burada çürümeye terk edilişine sessiz kalmıştık. Dahası, bu dünya en hoyrat tecavüzlerle sarsılırken, sarsılıp her gün kendi özüyle alâkalı yüzlerce cevherin sağa-sola saçılışını, her şeyin ürperten bir tükenişi haykırdığını duyamamıştık.</p>
<p>Keşke, temel dinamiklerimizin bir bir sarsıldığı, büyük millet olma büyüsünün bozulduğu ve bize ait birkaç bin senelik ölçülerin, değerlerin, güzelliklerin, tıpkı seylâplar önünde sürüklenen kütükler gibi devrilip gittiğini o ilk gün fark edebilseydik.! Ve keşke, her biri kendi kendine bir güzellik unsuru onca ruh ve mânâ köklerimizin, bu köklerle örgülenen nizamların, ahenklerin, insanımızın ortak ve kolektif anlayışından doğan medeniyet telâkkimizin, değişip dağılacağını, başkalaşıp kendi kendini yok edeceğini daha önceden sezebilseydik!</p>
<p>Vaktiyle bütün benliğimizle sevip değer verdiğimiz, millî ve dinî hasletlerimizin, götürülüp tarihe gömüldüğü o dönemde, hafızalarımızdaki bulanık resimlerde, soluk hatıralarda ve hasret renkli birkaç çizgide olsun vefamızı ifade edebilseydik! Heyhat, millet hafızası ham hayaller ambarına döndürüldü ve millet ruhu şeytana armağan edildi.</p>
<p>Bir zamanlar, hep aşk u şevk, muhabbet ve birbirine karşı gönülden alâka ile irtibatlı milletimiz, o meş&#8217;ûm dönemde, sürekli zeval ve fanilik duygularıyla sarsıldı ve müthiş bir çaresizlik ile kaderinin acı tecellileri karşısında, Yakûp gibi: &#8220;Tasa ve dağınıklığımı Sana şikayet ediyorum Allahım!&#8221; deyip inledi.</p>
<p>Mazi, bir bilgi, bir düşünce, bir ahlâk ve bir kültür harmanı ise, o, taze, canlı ve bugün olan yanlarıyla topluma mâl edilip mutlaka hâlleştirilmelidir. Bu yapılmayıp da onun kötü yanlarının bahse konu edilmesi ve ondan intikam alınması ne mümkündür, ne de yararı vardır. Bence, bunca yıllık mazlumiyet, mağduriyet ve perişaniyetin, hamiyetli ruhlarda üst üste heyecanlar hasıl ettiği bir dönemde, daha azimli ve daha şuurluca yaşadığımız çağın üzerine giderek ona mutlaka kendimizi ifade etmeli ve dünyayı yeniden şekillendirecek kendi mânâ köklerimize sahip çıkmalıyız. Geleceği belirleyecek bu perspektiftir.. ve şu yaşlı, tutarsız, dermansız dünyanın da buna ihtiyacı vardır. Kim bilir, belki de bizim dirilişimiz bütün dünyanın da dirilişi olacaktır.</p>
<p>***</p>
<p>Şimdilerde zaman, geçmişi geleceğe taşıyan; taşıyıp aşılayan bir rüzgâr gibi esiyor. Hâdiseler, ümit ve azimlerimizi şahlandıran birer ses ve birer nefes olarak ruh ufkunda, tıpkı Cennet kapılarının gıcırdayışlarını aksettiriyor gibi gelip gelip gönüllerimize çarpmakta. Öyle ki, bir füze ile semanın mavi derinlikleri içinde seyahat ediyormuşçasına dolaştığımız her yerde, varlığın O&#8217;na bakan yanlarıyla beslenen ve o muhteva zenginliğiyle çağlayıp vicdanlarımıza akan, çehrelerimizde tebessümleşen, dillerimizde aşk u şevkin &#8220;hay-huy&#8221;u hâline gelen ve bir tatlı serinlik ile hicranlarımızı vuslata, hasretlerimizi maiyyete ulaştıran; derken bize, kendi var oluşumuz içinde zaman-üstü, mekan-üstü &#8220;oluşum&#8221;ların kapılarını aralayan bir lâhûtîlikle iç içe yaşarız.</p>
<p>Aslında, şimdilerde dünya, tarihin dölyatağında gelişen ve her bucakta renklerin en büyüleyicisine, seslerin en tesirlisine kapanan öyle bir nevbahar arefesinde bulunuyor ki, her gün birkaç defa âtîyi iman ve ümitlerimizin ufkunda güneşler gibi temâşâ ediyor ve ilâhî ihsanların, meleklerin kanatlarında yağmur damlaları gibi, ova-oba her vadiye sağanak sağanak boşaldığını duyuyor, yıldırım ve şimşeklerin kol gezdiği yerlerde sürekli rahmetle sarmaş-dolaş oluyoruz.</p>
<p>Dünyanın en güzel coğrafyalarından biri olan bu altın kuşak ve onun incelerden ince insanına gösterilen alâka, her zaman onun gerçek değerinin pek çok altında olmuştur. Bu dünyanın böyle duyulup değerlendirilmesinde zaruret vardır. Kendimizi ve dünyamızı bu seviyede hissedebildiğimiz takdirde, ona karşı bugüne kadar yapılan aynı vefasızlıkların tekerrür etmeyeceği kanaatindeyim.. öyle zannediyorum ki, dünün olabildiğince mazlum, mağdur, mahrum nesilleri, geleceğin de fikir işçileri, kendi insanlarının ve kendi dünyalarının güzelliklerini, şimdiye kadar duyduklarının kat kat üstünde duyacak, Kudreti Sonsuz&#8217;la aralarındaki münasebeti daha bir derinleştirecek ve &#8220;tarihî yanılgılar&#8221; sürecinde meydana gelmiş bulunan bütün uçurumları aşacak ve bütün olumsuzlukları yenebileceklerdir.</p>
<p>Tamamen kendi kaynaklarımızla beslenmeye yöneldiğimiz o tül pembe günlerde varlığın tadı, kokusu, rengi, şivesi ve ifade ettiği mânâlar, engel tanımaz bir aşkınlık içinde surlardan ve burçlardan taşarak her eve, her köye, her kasabaya, her şehre akacak ve liyâkatlerimiz ölçüsünde yatak odalarımızda dahi bize, kendi şölenlerinin neşvesini yaşatacaklardır.</p>
<p>Geçmişin bir bölümünde milletimizin, değişik baskılar altında gelişme fırsatını bulamayan duyguları, düşünceleri, hayatı yorumlamaları, ebediyet mülâhazaları, kendine has o ledünnî derinliği ile mevsimi gelince yeniden yeşerecek, tomurcuklar gibi açacak ve dünyanın herhangi bir yerinde bulunmayan meyveleriyle herkese gerçek hayatın letâfet ve nefâsetini sunacaklardır. Evet, mevsimi gelince, herkes, var olmanın, yaşamanın, hayatı marifet ufkunda sürdürerek Allah&#8217;la münasebetin, O&#8217;nu bilip yürekten sevmenin tadına varacak; ruhânî hazlar zemzemesi içinde bütün acıların, ızdırapların, yeislerin ve inkisarların hakkından gelebilecek ve o parlak kaderini tevekkül ve teslimiyetle düşüne düşüne, içinde ömür sürdürdüğü, âhirete göre dar bir koridor sayılan dünyayı, Cennet yamaçlarında seyahat ediyor gibi duyacaktır.</p>
<p>Evet, inanan sîneler ve kendi derinliklerini sezebilen ruhlar, karşılaştıkları herkese, temâşâ ettikleri her manzaraya candan birer dost rikkatiyle eğilecek ve böyle bir beraberliğin neşîdelerini mırıldanacaklardır.. mırıldanacak ve dolaştıkları her yerde, varlığın perde arkasından ruhlarına akan mânâları duyarak: &#8220;Öyle bilmezdim kendimi/O ben miyim ya ben O mu?/Aşıkların budur demi&#8221; (Gedâî) diyecek ve duygularının şiirler gibi nizâmîleştiğini, düşünmelerinin ruhânî lezzetlere inkılâp ederek onun bütün benliğini sardığını duyacak.. ve her biri âdeta bir bayram arefesi o hisli, o sıcak ve o yumuşak günlerin, o zengin ve dupduru gecelerin, her şeyi neş&#8217;eye, sevince çeviren atmosferinde hemen herkes: &#8220;Olandan daha câzibi ve daha enfesi yok.&#8221; mülâhazasıyla, sürekli hayretten hayranlığa gelip-gidecek ve bir tığ gibi kendi kaderinin dantelasını örecektir.</p>
<p>En iyi dönemlerde bile bazen her yan biraz sisli ve biraz dumanlı görünebilir; ama rica ederim bu, sağanak sağanak başımızdan aşağıya dökülen nimetlerin çeşitlendirilmesi, yeknesaklığın hasıl ettiği bıkkınlığın giderilmesi, duyduğumuz zevkleri, lezzetleri pozitif olarak hep aynı derinlikte duyabilmemiz; geldikleri gibi giden, gidince de yerlerini negatif hazlara terk eden sıkıntıların, ızdırapların mânevî zenginliklere dönüşmesi değil midir? Zaten, bu kabil sıkıntı ve ızdıraplar, her zaman mutluluklarla köpüren o uzun saâdetli günlere nispeten çok az yer işgal etmektedir. Şairin &#8220;Gam karar eyleyemez hande-i hurremdir bu.&#8221; dediği gibi, başa gelen şeyler bir bir gelir ve hep tahammül çerçevesi içinde kalır.. ve tabii dünyalar kadar vâridat bırakır öyle gider.</p>
<p>Aslında bunlar, insanların, varlık ve hâdiselerin Hak&#8217;la münasebetini kavrayabildikleri ölçüde, hayatın keyfine, lezzetine, neş&#8217;esine ve ruhânî hazlarına o kadar açılırlar ki, her gördükleri, her duydukları, her değerlendirdikleri şey, onlara pek çok irfan kapısını birden açar ve nazarlarını sürekli varlık ötesi hakikatlere çevirir. Hem öyle bir çevirir ki, artık böyleleri her gün, her hafta yeniden bir kere daha hayata uyanır; mütemâdiyen ışıktan yollarda yürür; ufkî geçişlerle dünya-ukbâ sahilleri arasında gelir-gider ve duyup zevk ettikleri her şeyi bir saâdet vaadiyle paylaşırlar. Onların, Yüce Yaratıcı&#8217;nın lütuflarına açık duyguları, emme-basma tulumbaları gibi her zaman onların ruhlarına itminan ve huzur pompalar. Yer yer hâdiseler, gönül diliyle, onlara hayatın mûsıkîsini duyurmak için bir mızrap gibi onların ses veren tellerine dokunur; dokunur ve onlara çok az kimseye nasip olmuş çocuk neş&#8217;esi tadında ve âşık bir kalb gibi dolgun ne zevkler, ne lezzetler ilham eder!</p>
<p>Onların ufkunda her mevsim, bir sabah ihtişamıyla doğar; her saat apaydın ve yumuşak, vadettiği şeylerle de inşirah dalga boylu, cıvıl cıvıl ve olabildiğine lezzetli, ebediyet televvünlü olarak gelişir ve onların içine akar. Onlar hayatlarından memnun, kaderlerinden hoşnut ve sürekli bir dua tavrıyla içlerini Yaratan&#8217;a boşaltır ve hiçbir psikoterapiyle ulaşılamayan bir ruh ve irade mukâvemetine ulaşırlar. Ara sıra havanın kararıp, zirveleri dumanların tuttuğu zamanlarda da, dilleriyle, edâlarıyla birdenbire değişir; recâ ile Hakk&#8217;a el kaldırır; mehâfet ve mehâbetle boyunlarını büker; O&#8217;nun şefkatine sığınır ve kalb diliyle O&#8217;na ne nağmeler sunarlar.! Gönüllerinin duruluğunda emeller ve hülyalarının enginliğinde arzularla, hayatları uhrevî buudlu ve talihleri gökyüzündeki yıldızlar gibi pırıl pırıl hep aşkın yaşarlar.</p>
<p>Bazen, hemen herkes için, dolu dolu lezzetlerin her yana sindiği ve her şeyi fevkalâdeliklere yükselttiği öyle müstesna zamanlar olur ki, insan talih kuşunun başına konduğunu hissediyor gibi olur.</p>
<p>Aslında dikkat edilse bu coşkun hayat çağlayanı, her zaman duyulabilir.. her zaman gönüller, ruhların uçuştuğu âleme geçebilir.. ufuklar sürekli yol gösterebilir.. ışık her zaman karanlığı bozguna uğratıp onun otağına oturabilir.. ve aşkla yanan sîneler her zaman ebedî vuslatın elinden şerbetler içebilir. Yeter ki, zâviye belirlenip, kalbin balansı da ona göre ayarlansın&#8230;</p>
<p><span class="source21"><strong>Sızıntı, Mayıs 1997, Cilt 19, Sayı 220  M.Fethullah Gülen</strong></span></p>
<p><a href="https://hizmetten.com/kaos-ve-yeseren-umitler-2/">Kaos ve Yeşeren Ümitler</a> yazısı ilk önce <a href="https://hizmetten.com">Hizmetten</a> üzerinde ortaya çıktı.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
