Yazarlar

Sistematik Vicdansızlık | İSMET MACİT

İki kadın gazeteci bir programda sohbet ediyorlar. Seslerini kısıp bir gurup insana sizce bunlar hangi konudan bahsediyor diye sorsanız belki de şu tahminlerde bulunacaklar: Yaptıkları tatilden, gittikleri kuaförde yaşadıklarından, alışverişten, komşu ziyaretinden, vs…

Hayır… Bu iki gazeteci gülücükler arasında Türkiye’de sistematik işkencenin olmadığını konuşuyorlar. Programa katılan gazeteci kadınlardan biri, bir ara saçlarını şöyle bir düzeltip gülerek bir tespit yapıyor ve günümüz Türkiye’sinde işkencenin olmadığını, o günlerin geçmişte kaldığını söylüyor.

Bu tespit bir mahalle tespitidir ve esasen tüm Türkiye’de değil de “benim mahalleme karşı uygulanan bir sistematik işkence yoktur” demektedir.

Bu yazıda herkesin bildiği ve güneş gibi ortada olan “Türkiye’de sistematik işkencenin varlığı” ispat edilmeye çalışılmayacak. Zira işkenceyi yapanlar da Türkiye’de sistematik işkencenin olduğunu kabul ediyor ama bu muamelenin ve insanlık dışı uygulamanın yapılmasının gerekliliği ile ilgili tevil yapıyorlar.

Devleti tapulu malı gibi gören arkaik zihniyet faşizan bir yaklaşımla iktidarı bırakmamak adına tüm muhalifleri bu şekilde sindirme yoluna gidiyor. Devlet gücü ile hareket eden bu çeteleşmiş yapı toplumu bölerek ötekinin acısını diğerinin görmemesini sağlıyor.

Evet Türkiye’nin en temel problemlerinden birisi de budur: “Acının kamplaştırılması yoluyla ötekine yapılanın zulüm olmaktan çıkarılması..”

Rejimin düşman ilan ettiği insanlar daha yargılanmadan suçlu ilan edilip işte bu türlü medya mensuplarının da katkısıyla adeta yok ediliyor ve bu kitleye yapılan zulümlerde yok olmuş oluyor.

Hannah Arendt kurbanını daha darağacına çıkmadan yok etmeyi beceren sistem olan Nazizm’in, düşman ilan ettiği insanların şahsiyetlerini nasıl yok ettiği ile ilgili şu tespitte bulunur:

“…Nazizm, zulmettiği insanları birer potansiyel suçlu olarak kamplarda toplamadan önce bunun alt yapısını oluşturmak için başlattığı ve kamplarda devam ettirdiği ‘aşağılama ve ötekileştirme’ siyaseti ve beraberindeki kanuni düzenlemeler ve baskılarla temel hak ve özgürlüklerden yoksun bırakmış ve böylece hukuk önünde öncelikle onların kişiliği yok etmiştir… Nihai olarak da bütün insani niteliklerden arındırılarak gereksiz kılınan insan görünümündeki yaratıkların bedenlerini fiziksel olarak imha etmiştir. İşte Nazizm’in insanlığı dehşete düşüren ve bir anlam verilemeyen hazin zaferinin kısa özeti budur…

Oysa acının rengi ve ırkı yoktur. Türkiye’deki ortalama mahalle farklılığının ve bunun sosyal neticelerinin insanlığı nasıl eksilttiğinin bir örneğidir bu iki hanımın sohbeti. Bu anlayış iktidar sahiplerinin zulümlerine meşruiyet (!) kazandırır ve hukuk katledilirken darağacını bu zihniyetin temsilcileri kurarlar.

Evet iktidarı ele geçiren ve tüm planlarını gitmemek üzerine kuran gayr-i hukuku sistemler “halkları hatta acıları bölerek” varlıklarını sürdürürler. Kur’an bu hakikati anlatırken Firavunu örnek verir şu ayetiyle zulüm sisteminin nasıl kurulduğunu ve devam ettiğini anlatır: Şüphe yok ki, Firavun yeryüzünde (ülkesinde) büyüklük taslamış ve ora halkını sınıflara ayırmıştı. Onlardan bir kesimi eziyor, oğullarını boğazlıyor, kadınlarını ise sağ bırakıyordu. Şüphesiz o, bozgunculardandı. (Kasas-4)

Diktatoryal sistemler kadimden bu yana mutlu bir azınlık oluşturuyor ve bu azınlığın zulümlere göz yumması ile ayakta kalıyorlar. Bu kitle bir yönüyle iktidarın imkanlarından istifade ettiği için kendi mahallesinin etrafına duvarlar örerek mazlumun iniltilerini duymaz hale geliyor… daha kötüsü ise duydukları zulümlere tevil getirerek mazlumun yapılanları hakkettiğini düşünüyor ya da düşünmek istiyor.

İktidarı kutsallaştıran ve bir canavar haline getirenler insanı yok sayarak, mazlumların kanı üzerinden kendi mahallelerinde mutluluk kahkahaları atıyorlar… böylece insani değerlere ait ne varsa tüketiyorlar…

Zulüm ateşi kendi mahallelerine ulaşmadan uyanmayan bu kitle ülkelerini yangın yerine çeviren yöneticilere ellerindeki benzin bidonları ile yardım ediyor ve insanlık suçlarına ortak oluyorlar…

Herkes için adalet diyenlerin ülkeleri yönetmesi ve hukukun dirilip yeniden vicdanın hakim olacağı günlerin geri gelmesi dilek ve dualarımızla…

 

Daha Fazla Göster

İlgili Makaleler

Başa dön tuşu