Senin Ağzına da Bir Parmak Bal Çalındı mı Hiç?

Yazar Mehmet Yavuz Şeker

Başlığa taşıdığımız deyim ile kastettiğimiz mana, Hak yolcusunun, yürüdüğü yolda yorulmaması, motivasyon ve heyecanını kaybetmemesi, bilakis yolun, yürünmesi gereken bir güzergâh olduğunu derinden duyabilmesi için Yüce Allah’ın o kuluna manevî lezzetler, ruhanî zevkler lütfedip etmeyişidir.

Her inanan insan için söz konusu olmayabilir belki ama gayretli ve yaratılış gayesini gerçekleştirme niyetinde olan bir mümin, inancı, azmi, kararlılığı nispetinde bir yola revan olur. Bu yol; uzun, çileli, yorucu ama bir o kadar da tatlı ve güzeldir. Bu “yol”dan kastedilen mana, müminin, inandığı Rab’bini daha derinden idrak etmesine, O’na daha çok ibadet ve hizmet etmesine yönelik bir cehd ve gayret içine girmesidir. Bu husus öyle önemlidir ki bazı insanlar için hayat memat meselesidir. Onlar bütün hayatlarını, her şeylerini buna göre düzenlerler. Zira Yüce Allah ile kurdukları sıkı irtibat bunu kaçınılmaz hale getirmektedir.

Evet bu yol uzundur, menzili çoktur, geçidi yoktur, derin sular vardır. İnsan tâlib olarak başlar. Niyetinde bu yolda yürümek vardır. O da Hakk’a ermek istiyordur. Sonra hedefine kilitlenir, mürîd olur. Hedefinden başka bir şey görmez hale gelir ve yola koyulur. Bir ömür sürecek çileli bir yoldur bu. Bu yolda yürüyene sâlik, yolun sonundaki hedefe yaklaşmaya muvaffak olana ise vâsıl denir.

Geceler gündüzler gibi, gündüzler Cennetin günleri gibi geçirilmeye çalışılır. Gecenin bir kısmında uyanık kalmak, teheccüd, dua ve istiğfarla o zaman dilimini idrak etmek, bu yolun olmazsa olmazlarındandır.

Gayretli mümin, Cenab-ı Hak’kın “Yok mu dua eden, icabet edeyim. Yok mu isteyen, istediğini vereyim. Yok mu mağfiret dileyen, affedeyim.” dediği bu seher vakitlerinde “Var Allah’ım! Ben varım, olanca cürmümle ben geldim ve bunların hepsini Senden istiyorum” diyerek huzurda divan durur, Hakk’a vakit ayırır.

Namazlarını en kâmil manada eda eder. Miraç buutlu namaz sahibi olmak, onun en önde gelen gayelerindendir. Kur’an-ı Kerim’le meşgul olur. Onu okur, anlamaya çalışır. Evrâd-u ezkârını aksatmadan yerine getirir. Günaha, harama koyduğu mesafeyi hep korumaya gayret eder. Yüce Allah’a iyi bir kul, bütün insanlara karşı iyi bir insan olabilmek için elinden geleni yapar. Bir taraftan günahlarına ağlar, bir taraftan kefaret peşinde koşar. Karşısına çıkan her vesileyi “iyi” olabilmek için değerlendirir. Maruftan hiçbir şeyi küçük görmez, bir hurma parçasıyla bile olsa kendini cehennemden uzak tutmaya çalışır. Her yaptığıyla Cenab-ı Hakk’a ayna olmaya gayret eder. O’nun ahlakıyla ahlaklanmak, hayatı bu seviyede götürmek, onun yaşam felsefesidir…

İşte bu insan, bu seviyede bir hayat standardını tutturmanın cehd ve gayretini gösterirken bazen yol, yokuş olur; tırmanma şeridinde mesafe almak güçleşir. Yol bazen kandan irinden deryalar haline gelir; paçaları etekleri değdirmeden oralardan geçmek imkansızlaşır. İnsan ister istemez, yorulur, yavaşlar, bazen durma noktasına gelir. Hatta bazen yoldan gerisin geriye dönme dürtüleri yaşar. Nefis ve şeytan böyle birisini rahat bırakmaz doğal olarak.

İşte tam bu noktada bizim başlığa taşıdığımız mana gerçekleşir. Sonsuz Merhamet Sahibi Yüce Allah, yol yorgunluğu yaşayan bu kulunun ağzına bir parmak bal çalar. Yani onun kalbine Kendi katından sürpriz teveccühler, cemal tecellileri gönderir. Kul o anlarda tarifsiz manevî lezzetler, ruhanî zevkler yaşar. Bunlar, örneğin namazda Allah’ın huzurunda olduğu şuurunu yüksek perdeden idrak, Kur’an okurken sanki Yüce Allah’tan duyuyormuşçasına bir hal, hizmet deyip koşturma esnasında fevkalade bir itminan gibi hissedişler, sezişler, duyuşlardır.

Bütün bunlar, Yüce Allah’ın kulunu teyit etmesi, yürüdüğü yolun doğru ve hak olduğunu ona bildirmesi, sırtını sıvazlaması, başını okşaması, onu motive ve teşvik etmesi, gönlünü alması kabilindendir.

Bütün bu seziş ve duyuşların, sadece yol yorgunluğu vaktinde yaşanmadığını, kulun yüksek performans ortaya koyduğu, yorgunluk nedir bilmediği vakitlerde de lütfedilebileceğini burada ifade etmeliyiz.

İşte bütün bu seziş ve duyuşlara tasavvuf terminolojisinde, aralarındaki nüanslar mahfuz, üns, vecd, huzur, levâih, hücum, nefes, havâtır, vârid, şâhid gibi isimler verilmiştir. Maksat, bu bahsedilen halleri yaşamak, manevî ruhanî lezzetler almak değildir elbette. Maksat, Allah’tır (cc). Bununla birlikte, hayatını bir yol, kendisini de Hakk’a ulaşma azmindeki bir yolcu olarak gören mümin, yol esnasında bunları az ya da çok yaşar. Aşkı şevki artsın, kendini sürekli yenilesin, yoldan geri dönmesin diye bu tür sezişlerle, hislerle taltif edilir.

Bütün bunlar, Sonsuz Merhamet Sahibi’nin aciz, zayıf kullarını teyit etmesi, Kendi yolunda yapılan küçük çabalara, büyük lütuflarla mukabelede bulunması, hasılı, kullarını burada da ötelerde de ödüllendirmeyi murat buyurmasıdır. 

Diğer Yazılar

“Aç açabildiğin kadar sineni ummanlar gibi olsun. Kalmasın alaka duymadığın ve el uzatmadığın bir mahzun gönül”

 

M.Fethullah Gülen

Bu Sesi Herkes Duysun Diyorsanız

Destek Olun, Hizmet Olsun!

PATREON üzerinden sitemize bağışta bulanabilirsiniz.

© Telif Hakkı 2023, Tüm Hakları Saklıdır  |  @hizmetten.com 

Hizmet'e Dair Ne Varsa...